Ruhumun kırılıp döküldüğünü izliyorum. Bir balyoz, gündelik telaşların arasında; hani çaktırmadan masa altından uzatmak gibi eskiyorum. Kendimi terk ettiğimde hatta kimseye emanet etmeden bedenimi hayatın metrekarelerinin azaldığını hissediyorum. Uyuşuk bir uyanış, susuz bir yüz ;aslında baharın renginin ne kadar açıldığını keşfediyorum. Çünkü okuduğum şiirlerde yada yazılmış her mazide,biryerlerde çiçek açmış dallar, ötüşen kuşlar falan var. Bizi mi kandırıyor koca edebiyat yoksa biz yanlış yerde mi bekliyoruz anlayamadım bir türlü. Oysa benim gördüğüm baharda kışa göre daha çok kalabalık, daha çok araba ve kendine yetişmeye çalışan bir sürü doğasız ses var. Yok yok ben kendimi ihmal ediyorum sanırım.
Renkleri de tartışasım geliyor. Eğer, bu renkler doğadan bulunmuşsa bizi bir kere daha kandırmışlar. Toprağın rengi yok çünkü göremiyorum. Gökyüzüne baktığımda aklıma kazınan mavi daha çok gri bir çarşaf gibi. Gerçi gökyüzünü görmem için biryerlerde tepe bulup üstüne çıkmam lazım. Ha bir de gökkuşağı varmış tam sekiz renkten oluşuyormuş. Onun habercisi tanımadığın bir kaç çocuğun çığlıklarıyla “aaa anne” baksana demesiyle oluyor. Lakin, o da çok kısa süreli görünüyor ekranda. Bir kaç saniye yarım yamalak işte. Neyin değişmesi lazım,dünyadan neyi süpürmemiz gerek bilmiyorum ama dedemin dedesi zamanında doğmak varmış galiba. Çünkü gençlik hikayelerinde upuzun tarlalar varmış,akşamları korkarlarmış içlerinden geçip eve gitmek için. Yazın sıcaktan bunaldıklarında öyle olduğu gibi hemen sahilde denize giriyorlarmış. Denizi de sorgulamak lazım ya gerçi.
Dünya bize borçlu. Alacaklarını erken tahsil etmiş bizden. Ya da biz hesabını mı soramıyoruz ne ? Ressamları da merak etmiyor değilim. Sorgulamak istiyorum düşlerini; gördükleri o ateşli manzaralarımı yazıyolar ki öyleyse nerdeler; yoksa onlar da dinledikleri özlemleri mi çiziyolar? Ben sokak aralarında asfalt ya da parke kaldırımlar üzerinde top oynuyordum. Mahallenin ortasındaki demirden elektirik direğini kale yapardık. Saklambaç oynamak için apartmanın duvarına yumulurduk. Bir ağaç gövdesi, bir toprak parçası yada çayır çimen yoktu. Toza toprağa karışıp bir sürü azar işitirdik annemden. Bembeyaz yazlıklarımızda yeşil lekeler değil de; sokak çamuru olurdu. Evet evet kesinlikle ben yanlış yerde arıyorum bütün bunları.
O zaman tek bir soru sormak istiyorum. Tabiatın en cömert halinde nefes almış bir nesil mi, beton yığınlarında sanal mevsimlerle büyüyen bir nesil mi? Ortasını bulmak gerekirse; bir yerlerde sıkışmış gizli bir bölme var gibi ama hangi taşı çekip o dünyaya düşeceğiz bilmiyorum.
- Yazının başına dön!Abdullah Markal
Yazar Hakkında

Web Sitesi: http://
- Aynadaki Yansıma
- Namusu Örtü Olanlar
- İstanbullu’yu Yönelterek İstanbul’u Yönetmek
- Sınırsız Özgürlük Safsatası
- Kelime Türetebilme Yeteneğimiz
- Sahte Düşünürler
- Saygı Duyun Artık!!!
- Saat Bilmem Kaç, Düş’ünüyorum…
- Derin Olan Kuyudur Nokta (!)
- İçimizdeki Zindan
- Tozlanmış Hayat
- Ergenekon ve İç Yüzü
- Yaz Çocuk
- Hastalık Hastaları…
- Uluslararası 2. El Kısa Film Festivali
- Cennet de Bende Cehennem de
- Gerçek Zenginliği Öğrenmeye VAR mısın YOK musun?
- Allah’ın Kadrini Hakkıyla Takdir Edemeyenler
- Yol Tıkanınca
- Devlet ve Hükümet Politikası
- 2010 Sözü ve Güveni Yitirmek
- Derin Yahudi
- Yaşar Nuri’nin Benzetmeleri Üzerine
- EVET Mi HAYIR Mı?
- Bezuar Keçisinin Mucize Özelliği
- Ölümü Düşünmekten Kaçınmak
- Penguenlerdeki Fedakârlık
- Leylâ ile Mecnûn Kalbin Şehrâyini
- Bizler Mahkum Edilenler, Onlar Oyunun Kurnazları!
- Bizsizleşmek




zaman esikisiyle ancak bu kadar güzel karşılaştırılırdı…
[bu yoruma cevap ver!]
XX. yüzyıldan beri hızlı bir değişim içerisindeyiz. Dünümüz bugünümüze uymuyor. Sürekli bir telaş, sınav, stres altında ezilmemeye çalışıyoruz. Fakat eskiden zamanın daha yavaş aktığını söyleyebilirim.
Eski değerlerin yerini yeni değerler alıyor. Ancak bu yeni değerler eski değerleri aratıyor. İnsanların daha yanlızlaştığını, içine kapandığını gözlemliyorum. Daha bireyci oluyoruz. Maneviyattan uzaklaşıp, maddiyata sarılıyoruz. Beton yığınlar altında kendimizi daha mutlu zannediyoruz. Geçici bir saadet hali… Ve toprağın kokusu beton kokusuyla yer değiştiriyor. Toprağın kokusunu duymadan yaşıyoruz. Oysa toprak dünyaya hayat verendir.
[bu yoruma cevap ver!]