"Tür: Deneme. Konu: Her şey!"

| kayıt! | şifrem?

İlk 2 kuralı ihlal etmemek için bunun hakkında konuşmamam gerekiyor ama… Kendi Dövüş Kulübü’mü de bu kurallar üzerine kurdum (bu ihlal sayılmaz, kulüp benim değil mi?). Bunları biliyorum, çünkü Tyler biliyor… En sevdiğim, en çok etkilendiğim, en’lerimin ilk sırasındaki film, yaşam felsefem…

Öncelikle uyarımızı yapalım: Dikkat! Bu yazı film hakkında bilgi/ipucu içerebilir.

Olur da hesaplarımı kırmak isterseniz gizli sorularımda “Favori Filminiz?” i gördüğünüzde cevaba “Fight Club” yazın. Film hususunda o derece manyaklaşmış durumdayım. Bu yazıda, filmden bazı sahneleri de anımsatıp kendi düşüncelerimi paylaşacağım.

Filmin konusu neydi? Dövüşen bir sürü adamdı değil mi? Elbette hayır! Daha derin anlamı olan, göründüğünden çok daha fazlasını içeren bir filmdi Fight Club.

90’lı yılların tüketim olgusunu çarpıcı ve sürprizlerle dolu senaryosuyla eleştiren ve “tüketmiyorsan var olamazsın” önermesine karşı çıkan bir film Fight Club. Ülkemizde 1999 yılının Aralık ayında vizyona girmişti. Kaçacak yer arayan erkek saldırganlığına yardım etmek için, bir ofis çalışanı ve sabun satan adamın küresel bir organizasyon kurmasıyla olayların geliştiği bir film…

Kurulan bu kulübün amacı, genelde ayak işlerini yapan “çalışan kesim” in rahatlamasına, enerjilerini bir yerlere (birbirlerini döverek) boşaltmasına yardım etmekti. Hikayeyi anlatan karakterin (Anlatıcı, -Edward Norton- olarak bilinen bu karakterin okuduğu bir makalede geçen organ “Jack” adını kullandığını biliyorum, çünkü Tyler biliyor) sigorta şirketinde çalışma probleminin üstüne bir de uykusuzluk eklenir. Bu problemleri aşmak için kanser terapi gruplarına katılır. Bu gruplarda bulduğu huzuru, “Marla Singer” karakteriyle karşılaşmasıyla tekrar kaybeder. Çünkü Marla, bu terapilerde bedava kahve içmeye gelen bir “turisttir.”

Anlatıcı tam bir tüketim “manyağıdır”. Evindeki eşyaları tam anlamıyla döşemeye, “mükemmeli” yakalama uğraşındadır. Bunu da ancak ve ancak tüketerek sağlayacağını düşünür. Bir yerden sonra sıkılır ve elindeki her şeyi kaybeder. Nasıl kaybettiğini biliyoruz.

Her şeyini kaybettikten sonra yeni bir hayata başlar. İşte bu hayat, tüketimin olmadığı bir hayattır. Kaldığı yere baktığımızda, hiçbir mobilyası olmayan bir “barakada”, boş bir odanın ortasına serilmiş bir yer yatağında yatıp hayatını -sabun hariç- hiçbir şey yapmamakla geçiren karakteri görürüz. Tabii, Dövüş Kulübü dışında…

Bu kulüp öyle bir kulüptür ki, bu kulüp hakkında konuşmazsınız. Evet, bu kulüp hakkında konuşmazsınız! Bayılıp, kendinizden geçmediğiniz sürece birbirinizi dövmek serbesttir. Her dövüşte yalnızca 2 erkek olabilir. Her seferinde yalnızca bir dövüş olabilir. Tişört ve ayakkabı ile dövüşemezsiniz. Dövüşler sürmesi gerektiği kadar sürer. Eğer bu sizin kulüpteki ilk gecenizse, muhakkak dövüşmek zorundasınızdır.

Kulübe ilk geldiğiniz sıralarda kalçanız hamur gibiyse, haftalar sonra bu tam bir “kütüğe” dönüşebilir. Bu kulüpte, tüketen insanlar için ambulanslar süren, yemekler getiren, kapılar açan, önlerinde eğilen insanlar yer alabilir. Tüm sinir ve hınçlarını birbirinden alan insanların kulübü…

Tyler Durden’ın “eğer hiç kavgada bulunmadıysanız, kendiniz hakkında ne kadar çok şey bilebilirsiniz ki?” sözü… Garsonluktan, şoförlükten, kapıcılıktan daha fazlası olduğunuzu eğer dövüşmediyseniz nasıl bilebilirsiniz?

Yeri gelmişken… “Tyler Durden”, Anlatıcı’nın tam tersi, tüketim olgusuna hiç itaat etmeyen, tüketim toplumunu reddeden bir karakterdir. Tüketim toplumuna olan tepkisini, aile filmlerinin arasına porno kareler karıştırarak, yemeklerin içine işeyerek gösteren bir karakterdir. İşte bu iki zıt karakterin tanışıp küresel bir organizasyon kurması hiç de tesadüf değildir. Çünkü ikisi… (Kestiiiiiik!)

Anlatıcı sinir olmaktadır ancak Tyler Durden, Marla ile ilişkiye girer. Anlatıcı, tam seslerden rahatsız olmuştur ki, telefon çalar. Tam bu sırada sesler kesilir (Kaçıranlara bir ayrıntı). Arayan polistir. Evde meydana gelen olayla ilgili Anlatıcı’ya bilgi verir. İşte ilk kez burada Anlatıcı, bu olaydan şüphe duyar.

Filmdeki sahnelerde genellikle kapitalizme gönderme var. “Tek porsiyonluk” muhabbeti bile bende bu hissi uyandırdı. Anlatıcı’nın Tyler’a “sen bugüne kadar tanıştığım en iyi tek porsiyonluk arkadaşsın” dediğini hala duyar gibiyim.

Marketteki kasiyer çocuğa uyguladığı şiddet ve baskı belki doğru bir yol değildi ama olması gereken o idi sanki. Tyler “Yarın sabah uyandığında onun daha iyi bir hayatı olacak” derken sanırım haklıydı.

Finale doğru geldiğimizde ise… İşte buradan sonrası daha çok bilgi içerebilir!

Tüm bu tüketim “manyaklığını”; farklı bir karaktere bürünerek, farklı bir organizasyon kurarak, “Kıyamet Projesi” ile gökdelenleri havaya uçurma planı yapıp üstelik bunun hakkında konuşmayı da yasaklayarak, her şeye “sıfırdan” başlarsa belki bu olgunun önüne geçebileceğini düşünerek, ne ya da kim olduğunu öğrendiğinde ise çelişki üstüne çelişki yaşayıp arada kalarak, tüketmeden de var olunabileceğini kanıtlayarak aşmaya uğraşan Jack’i izlediniz…

Tyler bazen benim yerime konuşur: “Merdivenden düştü!”

, , , , , , , , , ,

Yazar Hakkında

Bio: Deneme Yazıları'nın kurucusu, reklam yazarı, sosyal medya, pazarlama, reklam ve Fight Club bağımlısı.

Bu yazıya 3 görüş yazıldı.

  • Duygu Gür (1 Mart 2009) :

    Benim de en sevdiğim filmlerden biridir. Eğer okumadıysan kitabını da okumanı tavsiye ederim. Filmden sonra okudum kitabını ama en az film kadar etkilenmiştim. Kitabın yazarı Chuck Palahniuk’tan kısa bir alıntı:

    ”Biz televizyon izleyerek milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük ama olmayacağız. Hepimiz heba oluyoruz….Reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşindeyiz. Nefret ettiğimiz işlerde çalışıyor, gereksiz şeyler alıyoruz. Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bir amacımız yok. Ne büyük bir savaş ne de büyük bir buhran yaşadık. Bizim savaşımız ruhani savaş.”

    [bu yoruma cevap ver!]

    Ali Erkurt:

    Kitabı geçen yıl orijinal dilinde 8.8.8 tarihinde almıştım ve henüz okuyamadım. Fakat finalin kitapta farklı olduğunu bir arkadaşımdan duymuştum. Film ve kitap hakkında ne kadar konuşsak bu mevzuyu bitiremeyiz. Çünkü üzerine saatlerce konuşulabilecek bir mevzudan bahsediyoruz. Yazıda değindiğim konunun da eksik kaldığını düşünüyorum. Zira her şeyin suretinin, suretinin, sureti olduğu bir dünyaya henüz giriş yapmamıştım yazımda.

    [bu yoruma cevap ver!]

  • Hakan Celep (1 Mart 2009) :

    ” Ne uyuyorsunuzdur, ne de uyanık. ” ve Pixies filmin ölümsüz anları benim için. Zaten film ölümsüz, peki İkea’dan bu masayı da alırsam herşey tamam olur mu? Marla Singer bana Lucky Strike alsın, hiç bitmesin!

    [bu yoruma cevap ver!]

Güvenlik Kodu:

DY | deneme tahtası

Körfez’de Bundan Sonra Ne Olacak?

DY | deneme tahtası'na fotoğrafın size ne düşündürdüğünü yazın, denemenizi anında okurlarla paylaşın!

DY | facebook hayran sayfası