Bu sıralar dilime Candan Erçetin’in “Ben Kimim?” şarkısı dolandı. 12 yaşımdan beri süregelen Candan Erçetin hayranlığı her geçen daha bir artmakta. Sanki benim büyüme devrelerimde çıkardığı albümlerle direk bana sesleniyor ve beni anlatıyormuş gibi geliyor. Çocukluktan erişkinliğe geçerken yaşadığım her duyguyu Candan abla ile anlatmamı kendim için bir nimet olarak görüyorum. Çünkü benim net ve anlaşılır olmamı sağladı. Onunla ilk tanışmamız olan “Dünyada ölümden başkası yalan” şarkısı tam da içinde bulunduğum ruh durumunu çok iyi yansıtmıştı ve hatırlıyorum da bu sözleri okul sıralarına kazımıştım çevremdekilere kızdığım için. Sırf onula tanışmak için harıl harıl çalıştığım 8.sınıf sınavında yeterli puan alıp Galatasaray Lisesi’ne gidememiştim ama biliyordum ki bir gün onunla karşılaşacaktım.
Sabahta radyoyu açtım ve güne onla başladım. Güne sevdiğin bir insanın sesi ile başlamanın verdiği zevk kolay kolay bir şeye değişilmez sanırım. Sanki her şey benim için oluyordu ve güne güzel başlamam için dünya tüm çabasını veriyordu. Verdi de. Bugün dünya ”otur, şöyle bir düşün” der gibi radyoyu açar açmaz bana “Ben Kimim?” dedi. Ben de dünyanın talimatına uysal bir çocuk gibi karşılık verdim ve düşündüm.
Yaklaşık olarak 24 yıl 5 ay 2 gündür gecesi ve gündüzü ile nefes alıyorum. Nerdeyse bir asrın çeyreği kadar hayat denen bu kendini bilmez densiz mekanın içinde yaşamak gibi bir iş yapıyorum. Bazen çok kolay bazen de çok zor olduğu var olma çabası ya da varlığımı hissettirme çabası olumlu ya da olumsuz bir şekilde sonuç verdi. Tutarsız ya da dengesiz olduğum anlar bile yaşamanın verdiği ayrı bir zevk vardı içimde.
Doğumumdan bu zamana kadar ailemden 8 kişi öldü. Bu da demek oluyor ki her 3 yılda bir bizden birileri son perde oynuyor.
Yine kendi doğumumu göz önüne alarak annemin tarafındaki akrabalarımda 20 doğum olmuş. Babam tarafında da 18 doğum olmuş. Haa bu doğumları hesaplarken benden büyükleri almadım. Çünkü onlar ben doğmadan çok önce zaten yaşamak gibi bir iş için başvuru yapmışlar. 38 doğum! Sadece kendi ailemin içinde yaşadığım süre 38 doğum gördüm. Bu da demek oluyor ki her yıl 1 bazen 2 bebek çığlıklarıyla bizimkileri telaşlandırmış. Aile içinde yerini alarak bir etikete sahip olmuş.
İlkokul, ortaokul (İlköğretimin 2.kademesi diyorlar şimdi), lise ve üniversite derken 4 okul bitirmişim. Haaa bir de yurtdışında okudum bir süre. 5. olarak da onu alırsam eğer toplamda 5 okul. Demek ki her 5 yılda bir okul değiştirmişim. İlkokuldan sonraki dönemde Matematik, Türkçe, Fizik, Kimya, Biyoloji, Beden Eğitimi, Müzik, İngilizce, Resim, Coğrafya, Tarih, Vatandaşlık, Milli Güvenlik, İnkilap, Gelişim Psikolojisi, Rehberlik, Eğitim Bilimine Giriş, Öğretmenlik Mesleğine Giriş, Ölçme ve Değerlendirme, Özel Eğitim, Güzel Yazı, Materyal, Almanca, Sanat Tarihi, Edebiyat, Felsefe, Mantık, Psikoloji, Program Geliştirme derken ilk öğretmenimi 1 alarak bir de ana ders öğretmenlerimin bazı zamanlar değişmesini düşünerek 16 kişi de onu alsam 46 öğretmen yapar. Eeee okulların müdürleri de öğretmenler. 5 öğretmenden ordan 51 öğretmen yapar. İlkokul 5.sınıftan itibaren lise son sınıfa kadar dershaneye gittim ve yine dershane ana ders öğretmenlerimden 15 öğretmeni de öyle alalım. Yurtdışındaki 5 öğretmeni mi de alalım. Yaptı mı 71 öğretmen. Demek ki ben her yıl en az 3 öğretmenle tanışmışım.
Her sınıfımın mevcudunu ortalama 20 kişi olarak toplamda 20*5=100 tane öğrenci arkadaşım var. Bir de alt ve üst sınıflardan da ortalama 50 kişiyi alalım ( Genellikle alt ve üst sınıftakileri tanırdım). 150 öğrenci. 150/25= 6 Demek ki her yıl en az 6 öğrenci hayatıma girmiş. (Dershane arkadaşlarımı hiç katmıyorum)
İlkokuldan ortaokula geçiş,ortaokuldan liseye geçiş, liseden üniversiteye giriş, üniversite sonrası KPSS (2 defa), ALES ve ÜDS derken hayatıma şekil verecek önemli 7 sınava girmişim. Yani yaşamımda 7 kez ciddi değişiklikler olmuş.
Ailemin 4 kez taşınması dahil kendim de bireysel olarak 5 kez taşındım. Demek ki yaklaşık olarak her 3 yılda bir ev, komşu, mekan,çevre değiştirmişim. Her seferinde yeni yollar öğrenmiş, kendimi bir yere oturtmaya çalışmışım.
Ankara, Bursa, Balıkesir, İzmir, Antalya, Çanakkale, Zonguldak, Giresun, Sivas, Uşak, Tekirdağ, Eskişehir, Aydın, Bartın, Karabük, İstanbul, Kütahya, Kastamonu’yu sayarsak 18 şehir… Bu da demek oluyor ki hey yıl 1 şehire muhakkak gitmişim. Ya da orda bir şekilde bulunmuşum.
7.sınıftan itibaren kaçamak içişlerimi de sayarsam eğer toplamda 10 yıl sigara içmişim. Bu da demek oluyor ki bu süreç esnasında bedenime 1/2 zarar vermişim.
2 defa zatürre, 1 ameliyat, 1 katater, 2 küçük operasyon derken vücuduma yaklaşık 80 tane iğne girdi. Hepsi iyileşmem içindi ama demek ki 1/3 bedenime iyi bakmıyorum. Bu da daha sağlıklı beslenmem gerektiğini anlatıyor bana ama musibet-nasihat olayından pay çıkardığım için genellikle bu sayımı es geçiyorum.
Yaşadığım süreç esnasında evliliklerde 5 boşanma, 4 terkediş (geri dönüşü oldu) ve kendiminki dahil 24 evlilik gördüm. Demek ki genellikle birleşmelere dönük yaşantılar geçirmişim.
Kaç defa bankamatikten para çektiğimi, otobüse bindiğimi, camiye gittiğimi, Eminönü’nde balık yiyip Taksim’de turladığımı, aşklarımı, aşıklarımı, kucağıma bebek alıp tam kalbimin üstünde uyuttuğumu, albüm alıp dinlediğimi, alışverişe çıktığımı, kitap alıp okuduğumu, defterlere karalayıp karalayıp attığımı, güncelerimi, kavga edişlerimi, şişelere vuruşumu, eylemlere katıldığımı, mezeli masalarda Türkiye’yi kurtardığımı, mekanlarda şiir okuduğumu, denize haykırdığımı, isyanlarımı, sevgilerimi, nefretlerimi hiç saymaya gerek yok. Her halükarda çeyrek asırlık yaşantım süresince insan olmaya çalışarak hem aileme hem de kendime olan sorumluluklarım karşısında nasıl yalpaladığımı da söylemeye gerek yok.
Günde kaç bardak su içtiğimin, kaç defa nefes aldığımın, kaç adım attığımın, ne kadar koşup nerde yorulduğumun, beynime yeni sözükler aldığımın, gözlerimin kaç kere yeniliklere baktığının bir önemi yok aslında. Çeyrek asırlık yaşamım boyunca annemle çığlıklarla tanışırken şimdi gülerek ve büyük bir mutluluk içinde yol alıyorum.
Ben kimim diye sormaktansa kimdim, kim olacağım sorusunu sorarak hiç olmaktansa yaşamıma kılıflar uydurarak, ne çok depresif ne de çok pollyanna havasında ilerlemeye çalışıyorum. Ne değerli ne de değersiz bir şekilde yarım asır daha yaşama ümidi ile yaşamıma yavaş yavaş koza örüyorum. Çünkü biliyorum ki şu ana kadar sadece tohum attım. Şimdi sıra çeyrek asırlık dut yapraklarını yemeye geldi. Karnım doyar mı bilmiyorum ama umarım öreceğim koza için yeterli olur. Baktım yetmiyor hayatıma bir kaç kişi daha katarım olur biter…


Ne kadar çabuk büyüyoruz değil mi? Dediğiniz gibi büyüdükçe de yaptığımız faaliyetler (iyi ya da kötü) artıyor. Ancak hayat güzel ya! Ben eminim o dut yaprağı sizi doyurur. Tebrik ederim Tülay Hanım…
[bu yoruma cevap ver!]
” Ben ne çok hata yapmışım meğer
Gözüm kapalı bakmışım meğer
Yıllar geçmiş ben saymışım meğer ”
Tarzınızın hafif dışında ama bir Newsweek deyimiyle yemen kahvesi…
[bu yoruma cevap ver!]