Şu an Andrea Bocelli’den Romanza’yı dinliyorum ve tenorleri yeni dinlemeye başladım. Bu kadar etkileyici olduklarını bilmezdim. Ruhumda açacakları yeni ufukları, yaraları, acıları tahmin edemezdim.
Bir öfke dalgasının içerisindeyim. Yazarak atmaya çalışacağım. Bu yeni müzik zevkim tamamen “The Sopranos” adlı diziyle alakalı. Fonda dinlediğim müzikleri merak ettim, araştırdım. Karşıma daha önce duymadığım İtalyanlar çıktı. Bu ince sesli, nazik ve hüzünlü İtalyanlar, sinirimi alıp, gözüme iki inci damlası yerleştirdiler. Bilmiyorum, hayat kaymaya başladı ellerimin arasından. Hayallerim boğazdaki sis gibi olmaya başladılar ve onları seyrediyorum. Film şeridi gibi geçiyorlar gözümün önünden. Sonunda ölüm yok ki denilen başarısızlıkların ölümden daha ağır olduklarını hissediyorum. Hem öfkeyi hem acıyı ilk defa bu kadar yoğun yaşıyorum. Fonda çalan Gloria in Excelsis Deo sanki duruma nazire yapıyor. Vivaldi bu halimi görebilir miydi, notalara can verirken? Böyle bir acı mıydı Vivaldi’nin ki? Söylerken Bocelli böyle bir öfke ve acıyı hissediyor muydu?
Bu cümlelerin hepsi kötü ve çirkin olabilir. Cümlelerin sahibi, ilaç olarak yazmayı denemekte, içeride yanan alevi tarif edememekte. Yaptığı sadece günah çıkarma kulübelerinde, yüzünü görmediği papazlara, rahiplere günahını değil trajedilerini anlatmakta güçlü çekiyor, tıpkı yaşamakta çektiği gibi.



