Küresel kriz patlak verdiğinde her tarafta her yerde bir kemer sıkma politikası başlatıldı. Tabii ki bu politika spora da yansıdı, hemde her yönü ile. NBA’de şu an için her şey normal ancak 2010 sözleşmeleri, reklamlık anlaşmaları, takım gelirlerinde düşüş yaşanacağı kesin. Zaten 2009-2010 salary cap miktarında da belirli bir düşüş söz konusu, her sene artırım yapılmasına rağmen. Avrupa basketbolunda ve dünya futbolunda da öyle flaş transferler duyamıyoruz.
Florentino Perez’i ayrı bir noktaya koyuyorum, kendisi kriz falan dinlememekte çünkü. Bu kemer sıkma politikalarının en şiddetlisi Formula 1 dünyasında yaşanıyor. Tasarruf politikasının yanında rekabeti artırmak ve Ferrari ile McLaren takımlarının ezici üstünlüğüne son vermek için FIA bir dizi yeni kural ve NBA’deki salary cap tarzında harcamalara bir üst taban getirmek için çalıştı, çabaladı.
Önce yeni kurallar dayatılmaya çalışıldı sezon başlamadan önce. En göze çarpanı, şampiyonu belirleyecek sistemin puan değil, birincilik sayısı olması kuralı idi. Zaten birçok itiraz da peşinden geldi. Takımlar büyük tepki gösterdi. Bahanesini “pilotların her yarışa birincilik için çıkması” olarak açıkayan FIA, açıkça Ferrari ve McLaren’e savaş açtı. Bu bahane çok yüzeyseldi. Çünkü Formula’nın dibinde yer alan Force India takımına baktığımızda birincilik için yarışmasının imkansız olduğunu hepimiz gibi FIA da biliyor. Daha sonra aşırı itirazlar FIA’ya geri adım attırdı ve bu kuralların 2010 yılına ertelenebileceğini söyledi.
Diğer yeni kurallardan biri de difüzördü. Difüzör kısaca otomobilin arka kanadının altında bulunan ve aerodinamik açıdan otomobile katkı sağlayacak bir parça olarak geliştirildi. Ancak Brawn GP, Toyota ve Williams takımlarının difüzörüne itiraz yapıldı. Gerekçe, bu takımların difüzörlerinin kuraldışı olduğu ve otomobillere tur başına yarım saniye avantaj kazandırmasıydı. Takımlar arası bir krizdi ve difüzörlerin araştırılıp kurullar dahilinde olduğuna karar verilince aşıldı. Bir diğer kural KERS’ti. KERS, kinetik enerji geri dönüşüm sistemi olarak biliniyor. Otomobilin frenleme esnasında oluşan kinetik enerjiyi bir tüpe dolduran bu sistem daha sonra bu enerjiyi bir tuşla yardımı ile hıza dönüştüyor. Kullanıldığı kısa süre içerisinde otomobile 60-80 beygir arasında bir extra güç sağlıyor, özellikle viraj çıkışlarında büyük avantaj sağlıyor. Ancak artısı ile beraber bir negatif yönü de var: fazla ağır olması. Bu kuralları sinsice kullandı FIA. Rekabeti artırmak için bu yollara başvuran FIA, son olarak harcamalara üst sınır getirmek istedi. Bunda biraz haklıydı, Sezar’ın hakkını Sezar’a verelim. 40 milyon sterlinlik bir sınır getirmek isteyen FIA takımlardan bir tepki bekliyordu tabii ama bu kadar değil sanırım. Son derece yüksek harcamalar yapan Ferrari buna karşı çıktı. Ama burada ortaya çıkan şey bunun tartışması değildi.
Max Mosley bir yönetim aciziyeti gösterdi ve ortaya çıkan bir gerçek ile tahtından oldu. Bütün bu tartışmalar sürerken Ferrari’nin FIA ile özel bir anlaşması olduğu ortaya çıktı. Ferrari’nin onayı olmadan hiçbir kararın geçemeyeceği maddesi yer alan bir anlaşmaydı bu. Bunun ortaya çıkması ile takımlar ayaklandı. Sonra, Ferrari hiçbir şey olmamış gibi bunu unutturmaya çalışarak takımlar birliği FOTA ile birlikte FIA’yı alternatif bir şampiyona kurmak ile tehdit ederek bir kez daha geri adım attırdı. Yine bir yönetim faciası. Bir de Bernie Ecclestone var. Ondan hiç sözü açmayalım. Para kimdeyse onun yanında duruyor deyip karaktersizliğini ortaya koyalım.
Bütün bu güç kavgası içinde tek kaybeden biz oluyoruz. Max Mosley’nin bazı çabalarını takdir ediyorum ancak gösterdiği acziyetleri sınıra dayandı bence. Neyse zaten bir daha aday olmayacağını açıkladı. Ferrari’nin ise üstünlük çabalarına anlam veremiyorum. Bernie Ecclestone’nun ise artık iyinin yanında durmaktan vazgeçmesini, biraz ilgiyi artırmak için yapması gerekenleri yapmasını diliyorum. Zira bütün kaygısı ticari hakları. Aslında herkesin kaygısı bu. Olay artık tamamen ticari. Merakla bekliyorum bunlardan vazgeçecekleri ve bize heyecan dolu sezonlar yaşatacakları günleri…

