Deneme Yazıları



DY | üyelere özel



| Kaydol | Parolam?

DY | reklam

DY | sen de dene!

DY | kitapyurdu

DY | facebook resmi sayfası

DY | haberler

I'm listed in Personal

alevilik olayiKız arkadaşım bitirme tezini Aleviler üzerine yazıyor. İstifade ettiği kitaplardan birini bilgilenmek açısından okuyayım dedim. Kulaktan dolma bilgilerle yaşadım şu ana kadar Alevilerle ilgili. Bunu anlatan bir kitap okumamıştım, merakımı gidermek istiyordum. İşte bu düşüncelerle aldım elime Cemal Şener’in Alevilik Olayı adlı eserini.

Eserin 35. baskıya ulaşması ne kadar çok okunduğunu gösteriyor. Kitabın sonlarında yayımlanan bir söyleşide yazarın Alevi olduğunu okuyoruz. Kendisi de Alevi olan bu kişinin Aleviliğe tarafsız bir gözle değerlendirdiğini düşünmenin saflık olacağı kanısındayım. Aynı şekilde herhangi bir Sünni’nin de bu olaya tamamen yansız kalamayacağını düşünüyorum. Bu tarafsız kalmama sorunu tâ Hz. Muhammed’in vefatından hemen sonrasına dayanıyor. Azcık mürekkep yalamış bir kişi Hz. Muhammed’in vefatından sonra nasıl ihtilafa düştüğünü bilir. İşte olan Hz. Muhammed döneminden sonra olmuştur. Haşimiler ile Emeviler arasındaki güç mücadelesi Hz. Muhammed’in vefatından sonra doruğa tırmanır. Cemal Şener Haşimilerin reisinin Ebu Talip’in ölmesinden sonra Hz. Muhammed olduğunu belirtiyor. Emevilerin başı ise Ebu Süfyan’dır. Ebu Süfyan’ın kılıç korkusundan dolayı Müslüman olduğu belirtiliyor. Ebu Süfyan-Muaviye-Yezid üçgenine dikkat ediniz. Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün sondan bir önceki kitabı İmamı Âzam Ebu Hanîfe adlı eserinden de bu Emevi soyunun İslâm’daki karışıklığın öncüleri olduğunu anlıyoruz. Kılıç zoruyla Müslüman olan Ebu Süfyan, Müslümanlığı kendi kabilesine özgü bir olay olmadığı için kabul etmek istemez. ( Alevilik Olayı, s. 14 ) Ebu Süfyan Hz. Ali ile hilafet meselesinde anlaşmazlığa düşecek olan Muaviye’nin babasıdır. Ebu Süfyan’ın eşi Hinde’nin de ilk Müslümanların azılı düşmanlarından biri olduğu belirtiliyor. Ki bu Hinde kendisine âşık olan köle Vahşi’ye İslamiyet’i ilk kabul edenlerden ve Hz. Muhammed’in amcası Hz. Hamza’yı vurdurur ve onun ciğerlerini çıkartarak çiğ çiğ yer. Hinde’ye bu sebeple ciğer yiyen anlamında “Akıletül ekbat” adı verilmiş. ( s. 15 ) Hilafet makamını ellerine geçiren Emevilerin zulmü Muaviye’nin oğlu Yezid döneminde de aynen devam eder. Yezid’in ölümü üzerine halife olan oğlu II. Muaviye babasından farklı bir kişilik sergiler ve Hz. Ali’nin hakkının yendiğini düşünür. Bu konuda “Hilafet Peygamber ailesinin hakkıdır.”der. Ve hilafeti kabul etmez. Camilerde Hz. Ali’ye söven ecdadının tersine Hz. Ali ve ehlibeyti hakkında hutbe okutur, onları över. Bundan hiç hoşlanmayanların başında gelen Mervan II. Muaviye’nin annesi ile birleşerek II. Muaviye’yi zehirletip öldürürler. Mervan daha sonra kendini halife ilan eder. Bu anlatılanlardan sonra Hz. Ali hakkında Peygamber efendimizin söylediği sözler yer alıyor. Bunlardan birkaçını buraya alalım. Mesela şöyle söylediği belirtiliyor: “Cennete giren ilk dört kişidir; sen, ben, Hasan, Hüseyin. Soyumuz arkamızda, şiamız da sağımızda solumuzda girecektir.” Bir de şöyle söylediği iddia ediliyor: “La feta illa Ali, La seyfe illa Zülfikar.”( Ali’den başka yiğit, Zülfikar’dan güçlü kılıç yoktur.) Ali on yaşındayken Hz. Muhammed peygamber olmuş. Hz. Ali İslamiyet’i kabul eden ikinci kişidir deniliyor. Hz. Ali hakkında daha bir sürü hadis yer alıyor kitapta. Peki, ne oldu da Hz. Muhammed’in buyruğundan sapıldı? Ben bunu tahta oturma sevdasında aramaktayım. Hırs, şöhret insanların aklını çelmiş olabilir. Çünkü bu kadar hadis bulunmasına rağmen Hz. Ali’ye hakkının verilmemesini şaşkınlıkla karşılamaktayım. Ki sorunların yaşanacağını önceden gören Hz. Muhammed vasiyetname bırakmak ister ashabına. Fakat Hz. Ömer Peygamber efendimizin hastayken vasiyetname bırakmasının doğru olmayacağını düşünerek vasiyetin yazılmasına mani olur. Peygamber efendimizin cenazesinin defnedilmesi sırasında Ebubekir ile Ömer biat ve hilafet işi ile o kadar meşgul olmuşlar ki onun cenazesinde bile bulunmamışlar. ( s. 24) Hz. Ebubekir’in hilafetine karşı çıkıp Hz. Ali’ye sığınanlar olmuş o dönemde. Ve Hz. Ali’nin halife olmasının önüne geçilmiş ve İslâm’da kopukluğun ilk tohumları atılmış. Hz. Ali ve onun hakkının yendiğini inananlara Hz. Ebubekir’e zorla biat ettirilmek istenmiş. Müslüman kanı dökülmesine karşı olan Hz. Ali, taraftarlarının Hz. Ebubekir’e karşı savaş açma isteğini hoş görmez. İşte ayrılığın kısa tarihçesi. Bu ihtilaf hakkında Atatürk’ün görüşlerini okunmaya değer buluyorum. Merak edenler sayfa 26’yı okusunlar. Atatürk’ün dehasına ve tahlil yeteneğine bir kez daha hayran kalıyoruz. Şu bilgiyi de paylaşmak da yarar var: Kanlı, zalim Emevi saltanatı 90 yıl hüküm sürdü.

Peki, Hz. Ali halife olmadı mı? Hz. Osman’ın ölümünden sonra halife oldu. Ondan önce İslâmiyet’in selameti için Hz. Ebubekir’e biat etti ve Hz. Ömer’e yakınlık gösterdi. (s.27) Maalesef Hz. Ali’nin halife olmasıyla akan sular durulmadı. Çok hayret ettiğim şudur ki Hz. Muhammed’in eşi olan Hz. Ayşe validemiz, Talha ve Zübeyr ile müşterek hareket ederek tarihe Cemel(Deve) Harbi olarak geçen savaşta Hz. Ali’ye karşı saf tuttu, Hz. Ali’nin ordularıyla karşı karşıya geldi. Hz. Ali o sıralarda kedisine biat etmeyen Muaviye ile savaşacakken, Hz. Ayşe ile birlik olanlara doğru yöneldi. Harpte Talha ile Zübeyr hayattan silindiler; Hz. Ayşe’nin kuvvetleri zayıf düşünce yenildi. Hz. Ali bu olaydan sonra yönünü Şam valisi Muaviye’ye çevirdi. Muaviye’nin ordusu mızraklarının ucuna Kur’an-ı Kerim’in sahifelerini takınca, Hz. Ali mukaddes kitaba saygısından dolayı kılıç kaldıramadı ve Muaviye mağlubiyetten kurtuldu. Hakem Olayı adı verilen yöntemle çözülmeye çalışılan olayda bile hile olduğunu belirtiyor Cemal Şener. Muaviye hilafete tayin ediliyor. Arkadaşlar, hilafet meselesini Yavuz Sultan Selim’e kadar götürebiliriz anladığım kadarıyla. Bu yüzden özeti daha fazla genişletmek istemiyorum. Zaten benim de yeterince kafam karıştı. Hz. Ali acaba nasıl bir insandı da hilafete layık görülmedi? Keşke Hz. Muhammed’in vasiyetname yazdırma isteği kabul edilseymiş. Elbette İslâmiyet daha ergenlik çağındayken bu kadar çatışmanın yaşanması hoş değil. Birlik ve beraberliğin artması gereken bir dönemde baştan ayrılığa düşülmüş, hilafet meselesiyle kafalar bulandırılmış. Fakat bu dönemi tamamen İslâmiyet’in sorunlarla boğuştuğu bir dönem olarak telakki etmemek lazımdır. Bu sorunların yaşandığı dönemde bile İslâm dininin yayıldığını kesinlikle söyleyebiliriz. Bu hilafet kargaşası bana talihsizlik gibi geliyor ya da sanki kaderin bir cilvesi. İslâmiyet’in böyle yayılmasını elbette kimse istemezdi. Fakat ne yazık ki tarihe dur diyemiyoruz. Şimdi bizim yapmamız gereken “En doğrusu benim mezhebimdir.”mantığı yerine, postnmodernizmdeki gibi, farklılıklara hoşgörüyle yaklaşmaktır. Bu bakımdan şu anda kimseyi suçlamak doğru değildir. Hz. Muhammed’in vefatından hemen sonra bile bu kadar kargaşalık yaşanırken, günümüzde “en doğru” diye bir kavramı benimsemek elbette çok yanlıştır. O zaman en doğrusu neydi o halde? Hz. Ayşe bile Hz. Ali’nin halife olmasına itiraz ediyorsa, burada bir durup düşünmek lazım gelir. Farklılıklara hoşgörüyle yaklaştığımız, kimsenin başka birinin ibadetine karışmadığı takdirde dünyanın daha yaşanabilir olacağı kanaatindeyim.

Okumaya Bunlarla Devam Et:

- Yazının başına dön!


Sen ne düşünüyorsun?