Çıktığının ilk haftası 200.000 satan Rhonda Byrne’ın “The Secret” kitabını birkaç saat içinde bitirdikten sonra kitabı kapattım ve sadece güldüm. Gülmeme sebep olan şey, “Amerikan tarzı kitap” denilen şeyin gerçek olduğuydu. Hani şu, bildiğinizi size satan tarzdaki kitaplar var ya… İşte buna güldüm. Üstelik bizde 10 TL olan kitabı, Amerika’ya gittiğimde 30 $ olarak görünce, “safsatalarla dolu bir kitap, yazarını nasıl zengin eder?” sorumun cevabını da almış oldum.
The Secret (Sır) kitabının çıkışına paralel olarak, piyasada tonla “Çekim Yasası”, “Pozitif Enerji” üzerine kitap türedi. Bu kitaplar elbette daha önce de vardı. Ancak Sır kitabının bir de televizyon versiyonu oluşu, onu belki de diğer kitaplardan ayıran özelliklerindendi.
Kitap, bir belgesel -tıpkı bir televizyon programı- gibi akıcı ve anlaşılırdı. Televizyonda görmeye alıştığımız; kişilerle görüşmeler, mülakata benzer konuşmalar kitapta ayrı ayrı verilmişti. Örneğin, ekranın altında bant şeklinde “Dr. Bilmem Kim – Fizikçi” yazıp, bu bandın üstünde konuşan tipler gözünüzde rahatlıkla canlanabiliyordu. Hepsinin söylediği ortak şey de, “sadece isteyin” idi.
Kitap, “sadece istemek” ve bunu yaparken kuşku duymamak üzerine kuruluydu. Kafayı taktığım noktalardan biri de burasıydı.
Kitapta geçen, “Pozitif düşünelim, iyi ve olumlu düşünelim, gerisini Evren bizim yerimize halledecektir.” cümlesine bakalım.
Buradaki Evren, nasıl bir güçtür ki benim isteğimi yerine getirecek? Bu güç, Tanrı’nın ötesinde bir güç müdür? Nerededir ve –isteklerimi gerçekleştirmenin dışında(!)- ne iş yapar? Bizim inanışımıza göre, böyle bir güç Tanrı’nın ötesine geçemez. Benim anlık bir düşüncem, bir anda evrene bir sinyal gönderiyormuş, evren de bunu algılayıp benim için çalışmaya başlıyormuş. Böyle bir şeye ben ancak gülebilirim. Neden?
Nedeni belli: İslam inancında çalışmadan, emek vermeden mal, mülk vb. sahibi olmak diye bir şey yoktur. Çalışmak ve emek vermek emredilmiştir. İnanç bu yönde olduğundan, davranış ve eylemler de bu inanca göre şekillenip dışa yansır. İnanç sistemimizde “Ne gelirse Allah’tan gelir.” diye de bir şey var.
Şimdi ben kitaptaki bu hususu sorguluyorum. Dolayısıyla “kuşku” duymuş oluyorum. O zaman, kitabın söylediğine göre benim isteklerimin gerçekleşmesi mümkün değil. Kitap, “bir şeyi kuşku duymadan isteyin, Evren sizin yerinize bu isteği gerçekleştirecektir.” diyor. Ama şimdi, aklı başında bir insan bu cümleyi sorgulamaz mı? Demez mi kendi kendine “e, nasıl olacak?” diye. İşte, bunu dediği vakit o kişi de kuşku duyacak ve isteği otomatik olarak çöpe gidecektir. Alın size “kitabı okudum ama niye hiçbir isteğim gerçekleşmiyor?” sorusunun cevabı.
Kitapta anlatılanlardan biri de şuydu: Pozitif düşünenlerden biri, posta kutusuna gelen tüm faturaları, ona yazılmış çekler olarak düşünüyormuş. Bu şekilde bir süre düşünmüş, sonra posta kutusuna çekler yağmaya başlamış. (bkz. CMYLMZ – Yoga)
Yahu! Bu nasıl bir düşünce sistemidir ki böyle “inanılmaz” (gerçekten “inanılacak” gibi değil, “inanmayın” anlamında “inanılmaz”) bir örneği sen kitabına koyup, okuru da “salak” yerine koyuyorsun?
Kitapta bu çek mevzusu geçince bir yerde diyor ki: Siz de sitemizdeki boş çeke istediğiniz miktarda parayı, kendi adınıza yazın. Bu çekin çıktısını alıp yanınızda taşıyın, odanıza asın. Bir süre sonra çekteki miktara kavuşacaksınız.
Kaç yıl oldu ben o çeki yazalı, nerede param? Aa! Kuşku duydum, tüh ya! O çek karşılıksız çıktı ben kuşku duydum diye, doğru ya…
Neden kitabı okuyan bütün Amerikalıların istekleri yerine geliyor? Çünkü kuşku duymuyorlar. (Yok artık…)
Visualization mevzusu var bir de… “…mış gibi yapma” yoluyla da isteklerimiz gerçekleşiyormuş. Yani, diyelim ki çok zengin olmuş gibi yapıyorum. Sabah uyanıyorum. Hazırlanıyorum ve okula doğru yola koyuluyorum. Nasıl zenginim ama! Dolar milyoneriyim. Kahvaltı yapmak üzere kampusun karşısındaki simitçiye giriyorum. Fakat cebimde 1 (yazıyla bir) simit alacak param yok. Bu mudur “…mış gibi yapmak” denilen şey? Kitapta anlatılana göre budur.
“…mış gibi yapma” mevzusuna kendimden örnek vermek istiyorum. Eski ziyaretçilerim hatırlayacaklardır, kişisel web sitemin tepesinde benden 8 tane olan, fonda Manhattan silueti bulunan bir tepe resmim (header banner) vardı. Hatırlayamayıp görmek isterseniz buraya tıklayabilirsiniz. Ben bu resmi, aynı yerde fotoğraf çektirmeden 2 yıl kadar önce yapmıştım. Resmi yaptıktan 2 yıl sonra, aynı yerde bu fotoğrafı çektirdim.
“…mış gibi yapma” nın da bu kadarı derim. Ben böyle bir şey olacağını ne planladım ne daha önce düşündüm. Öylesine bir fikir geldi ve tepe resmi tasarladım. Onun dışında “New York’a gitmiş gibi yapayım, elbet bir gün olacak” diye düşünmedim. Zira öyle düşünsem, Cemal Gürsel Caddesi’nde Madison Avenue’da yürüyor gibi yapardım. Bu örneği, ilk paragrafta gülmeme sebep olan şeyden -kitabın, bildiğimi bana sattığından- dolayı verdim. Yoksa ben o resmi tasarlar tasarlamaz Evren mesajı aldı ve benim için çalışmaya başladı diye bir durum yok.
Evren’e sevgilerimle…



Evet Ali’cim her zamanki gibi ilginç konulara parmak basmaya devam ediyorsun. Bu kitabı ben de okumuştum bir yıldan fazla bir süre önce. Tabiki de evrenden bir şeyler isteyip şüphe duymama eylemi çok mantıksızca ancak kitapta bunun haricinde başka bir şeyin üstünde daha duruluyor: Şükür etmek.
Şundan hiç şüphem yok ki Allah’a ne zaman şükredersek o bize onu fazlasıyla verir.
Bir de şu metafizik olayına göz atmak gerekir. Ondan şüphem yok çünkü bu dünyada bazı şeylerin gördüğümüzden öte sebepleri var diye düşünüyorum ben.
Şimdi sen dinden islamdan bahsediyorsun ya…Evelallah biz de müslümanız.Çalışmadan birşey olmaz diyorsun.Doğru.Buna diyecek sözüm yok.Bedenin çalışması ve akıl çalışması birleştiğinde olabilir bence.
Sana gerçek düşüncelerimi söylüyorum. iyi dinle!!!!!!!!
Bu kitabı okuduktan sonra bayağı bir düşündüm.Bunu yazanlar kafir mi diye.Sonunda karar verdim ve aynen uyguluyorum; Ben bu kitabı okumadan önce de her gece duamı okuyan birisiyim.Asla demedim ki nasıl olsa sırrı biliyorum dua okumasam da olur.Ben her gece sırrı uygulayıp dua ediyorum.Allah’ım benisteklerimi bilimsel yoldan dile getirdim, hayırlısıyla olmasına izin ver diyorum.Çünkü; biliyorum ki Allah’ın izni olmadan hiçbir şey evrende olmaz.Sonuçta evreni ve bütün şeyleri yaratan o.Tavsiye ediyorum gerçekten de oluyor.Tabi sırrı kitaptaki gibi birebi uyguluyorsan.Diyelim uyguluyorsun yine olmuyor.O zaman kitabın sonlarına doğru bir daha oku.Yazarın anlattığı olaylar var.Kadın sırrı birebir uygulamasına rağmen yine de olmayan istekleri varmış.Hepsinin sebebini anlatıyor.
(Öncelikle üslubunuzu beğenmediğimi belirtmeliyim.)
Benim savunduğum böyle bir şey zaten Tuğba Hanım. Sırrı öyle kitapta aramak değil. Argümanlarını sıraladım zaten ki siz de bunları yapıyormuşsunuz. Ama kitap oluyor dedi diye de hemen alıp okuyup evet sırra nail oldum demek de bana pek inandırıcı gelmiyor. İstediği şeyler oldu diye tonla hikaye uydurabilir, karakter yaratabilirsiniz. Çalışmadan zengin olun diyen tonlarca site var. Hepsi de çekler, paralarla dolu görsellerden oluşuyor. Sır denilen şey zaten bildiğimiz şükretme, çalışma ve tevekküldür. Bunun adına da “Çekim Yasası” demişler ya, daha ne diyeyim!
Ali Erkurt güzel bir konuya parmak basmışsın. Öncelikle Hacı Berat Korkmaz’a bir şey diyeceğim. Kitabı ben de okudum, şükür denilen kelimeyi kitabın hiçbir yerinde görmedim. Kitabın neresinde yazıyorsa, bana lütfen söylesin. Tuğba Akkoyun’un yazıyı yanlış anladığını düşünüyorum. Buradaki mesele inanç meselesi değildir. Kitabın hiçbir yerinde “Tanrı sana istediğini verir.” fikrine rastlamadım. Burada yazar insanları ilahlaştırıyor ve her şeyi kişinin çabasıyla ilişkilendiriyor. Kitap tamamen para üzerine kurulu bana göre. Parayla ayakta kalamayacak dünyaya zengin olmayı öğretiyor. Biz Ali Bey’in dediği gibi, tevekkül ederiz. Gayret eder, gerisini Allah’a bırakırız. Ama bu kitaba göre, biz istersek, hayal edersek, inanırsak hedefimize ulaşırız. Burada insanı evrenin merkezine koymuş bir yaklaşım sezdim. Kitabın tek olumlu yönü, insanları yaşama arzusuyla donatması. Fark ettisyseniz, kitabın sonlarında ünlü kişilerden örnekler var. Mesela bir adam uçak kazası geçiriyor, doktorlar kurtulma ümidinin kalmadığından bahsediyorlar. Ama adam bir müddet sonra iyileşiyor. Sürekli pozitif düşünerek ayağa kalkıyor. Kitap bu yönüyle benden artı puan aldı. Fakat genel olarak salık verebileceğim bir kitap değil. Bu bizim kültürümüze uygun bir kitap değil. Ama maalesef basılıyor. Mesela Melissa P.’nin kitapları da basılıyor. Bana göre bu tür kitaplar basılmamalı. Size tavsiyem Sır gibi kitaplar okumak yerine Halit Ertuğrul’un ibret verici hikayelerini okumanızdır. Ama yine de okuyun. Okumaktan kime zarar gelmiş, delirenler ve Allah’tan kuşku duyanlar dışında.
Ali erkurt arkadaşım, sanırım burada yanlış anladığın bir nokta var. Bu kitap zaten “evren” derken Allahı (tanrıyı) işaret ediyor. Sadece tanrı kelimesini söylemek istemiyorlar çünkü öyle diyecek olsalar o zaman otomatikman insanlar ötelerde, uzaklarda, ulaşılamaz bir varlığı hayal edeceklerinden tanrı kelimesi yerine evren(sistem) kelimesini kullanıyorlar. Biz insanların zaten en büyük hatası Allahı ötede, ayrı bir varlık olarak düşünmemiz. “Ben size şah damarınızdan daha yakınım” bu söz hiç düşünmeye zorlamıyor mu? Bir gün cuma vaazında hoca “Allahın yapamayacağı hiç bir şey yoktur” demiş ve Hacı bektaş-ı veli “Allahın yapamayacağı bir şey var!” demiş. Cemaat ve hoca hayret içinde kalmış, hoca “ne demek istiyorsun??” demiş hiddetle ve Hacı bektas “evet Allah yalnızca bir şeyi yapamaz, Allah beni(insanı) mülkünden dışarı atamaz” karşılığını vermiş. Bu durumda Hacı bektasın anlatmaya calıştığı nedir bir düşünelim. Allahın ne olduğunu mükemmel şekilde anlatıyor.
Vahdet-i vucud felsefesini araştırmanızı tavsiye ederim.