Deneme Yazıları



DY | üyelere özel



| Kaydol | Parolam?

DY | reklam

DY | kitapyurdu

internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.

DY | sen de dene!

DY | haberler

I'm listed in Personal

100275Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün bilmem kaçıncı kitabı olan ve tabuları yıkan İmamı Âzam Ebu Hanîfe: Esas Fikirleri Gölgelenen Önder adlı başyapıtı beş yüz elli sayfalık kalın hacmiyle ilahiyat profesörü olan Yaşar Nuri’nin en kapsamlı eseri olma vasfına haizdir. 2009’da yayımlanan bu eser kısa zamanda 14. baskısına ulaşmıştır. Yaşar Nuri onlarca kitabı karıştırarak bu dev eseri vücuda getirmiştir. Kitap üstü örtülmüş gerçeklerin gün yüzüne çıkartılması bakımından dikkat çekicidir. Çoğunluğunu Hanefî mezhebine mensup insanların oluşturduğu Türkiye’de Hanefî olan herkesin okuması gereken bir kitaptır. Hanefî mezhebinin mimarı, kurucusu olan İmamı Âzam Ebu Hanîfe’nin kim olduğunu, nasıl bir dönemde yaşadığını, nasıl ithamlara maruz kaldığını, nasıl bir Müslüman olduğunu, çağdaşlarından hangi fikirlerde farklılık taşıdığını, nasıl mücadele ettiğini anlamak ve öğrenmek isteyenler İmamı Azam Ebu Hanîfe adlı eseri mutlaka okumalıdırlar.

Yazar Yaşar Nuri bu kitabında sadece Ebu Hanîfe’nin kimliğini vermekle yetinmemiş, tarihi bir seyir halinde o dönemin siyasal yapısını da gözler önüne sermiştir. Denebilir ki bu kitap din içerikli bir kitap olmasına rağmen aynı zamanda bir tarih kitabıdır. İyi ki o dönemde yaşanan olaylar anlatılmıştır. Yoksa İmamı Âzam’ı bir bütün olarak kavrayamazdık. Zaten Yaşar Nuri eserin birçok bölümünde ihtiyaçtan, eksiklikten dolayı bu kitabı kaleme aldığını belirtmektedir. Ona göre Ebu Hanîfe layıkıyla, hakkıyla anlatılmamıştır. Onu anlatanların çoğu onun yalnızca fikirlerine değinmiş ve yaşadığı zulmü göz ardı etmişler. Yaşar Nuri Ebu Hanîfe’yi her yönüyle anlatmaya çalışmıştır. Bu alanda kapsamlı bir araştırma yapmıştır.

Yaşar Nuri dinî çevreler tarafından pek onaylanan bir Müslüman değildir. O, birçok görüşünden dolayı tepki toplamıştır, fakat Atatürkçü kesimlerin ilgisini çekmiştir. Peki, o “ulemanın” neden onay vermediği bir ilahiyat profesörüdür? Bunları şu başlıklar halinde sıralayabiliriz:

1-) Yaşar Nuri ana dilde ibadet meselesine kafayı yoran ender insanlardan biridir. O, bu kitapta da belirtildiği gibi, Ebu Hanîfe’nin çizgisinden sapkınlık göstermemiş, isteyen istediği dilde ibadet edebilir diyerek “Arapça’yı bilmeyenin duası kabul olmaz.”mantığını bertaraf etmiştir. Arapça’nın “Allah’ın dili” olmadığını anlatmaya çalışmış, Arapça’yı putlaştıranlara karşı “hodri meydan” demiştir. Dil konusundaki Arap-Emevî dayatmasına şiddetle karşı çıkmıştır. Anlamını bilmeden dua okumanın doğru olmadığı kanısındadır. O cüretkâr bir şekilde daha da ileri giderek şunu söyleyebilmiştir: “…Şunu söylemek borcundayız: Ne dediğini anlamadan okuyarak namaz kılanların o namazları iade etmeleri gerekir.”( Age, 14. basım, sf. 382) Tabuları yıkan söylemlerden biri budur.

2-) Ebu Hanîfe ezanın tercümesinin okunabileceğini de fetvaya bağlamıştır. (sf. 398) Ebu Hanîfe’nin yolundan giden Yaşar Nuri’nin bu görüşün dışına çıkmayacağı aşikârdır.

3-) Yaşar Nuri Öztürk bundan bir önceki kitabı olan Allah İle Aldatma adlı kitabında türbanın farz olmadığı, örf olduğu konusundaki ısrarcılığıyla geleneksel yoldan ilerleyen fakîhlerin tepkisini çekmiştir.

4-) Yaşar Nuri, ABD’de yaşayan ve üzerinde Ergün Poyraz’ın çalışmaya devam ettiği cemaat önderini hiç tasvip etmemektedir. Bu kesimleri Kur’an’ı İncilleştiriyorlar!” gibi büyük bir iddiayla itham etmektedir. Ebu Hanîfe adlı kitabında da belirtildiği üzere Dinlerarası Diyalog mefhumuna hiç sıcak bakmamakta, bu girişimi Türkiye’nin hayrına görmemektedir. Bu girişimi ABD’nin Ortadoğu’daki politikası olan BOP ile ilişkilendirmekte, onun bir parçası saymaktadır. Okurken şoka uğradım şu şok edici açıklamayı kendisinden dinleyelim: “Kur’an ayetleriyle İncil’in parçalarını(Pavlos’un mektupları dâhil) iç içe sokarak yeni bir ortak kutsal metin oluşturma çalışmaları Türkiye’nin en ünlü ve güçlü dinci güçlü cemaatinin bir ilahiyat profesörü tarafından gerçekleştirildi. Ve bu faaliyet yürütülürken bu satırların yazarı tarafından fark edilip beş buçuk saat süren televizyon programıyla deşifre edilerek Türk milletine duyuruldu. Ve o programın ardından o faaliyet askıya alındı. Bu faaliyetin amacı ABD tarafından Ilımlı İslam adı altında Vatikan tarafından ise Dinlararası Diyalog yaftasıyla sürdürülen İncilleştirme ve Hıristiyanlaştırma projesine destek vermekti.” Bu konuyu detaylı olarak Yakın Tarihimizde Molla-Papaz İşbirliği adlı müstakbel eserinde işleyecekmiş Yaşar Bey. Burada şaşırtıcı olan şey, Yaşar Nuri’nin beş buçuk saat boyunca ne söylediğidir. Bu adamlar nasıl bir faaliyet yürütmüşler ki Yaşar Nuri bu faaliyetleri beş buçuk saat süren bir programla tekzip ediyor? Demek ki bunlar işi baya ilerletmişler. Bu programı izlemek isterdim. Ve son olarak bu işi yürüten ilahiyat profesörü kimdir? Meşhur şahıs olmadığına göre…

5-) Yaşar Nuri de İmamı Âzam gibi re’y ehli bir kişidir. Yani geleneğin kabullerini esas almaktan çok ihtiyaçları ve şartları tahlil ederek karar vermeyi esas almıştır. Yaşar Nuri bu bakımdan akılcıdır, olayları yorumlarken mantık penceresinden bakmaya çalışır. Zaten re’y sözcüğünün bir anlamı da akıldır. Cübbeli Ahmet Hoca bir videosunda Yaşar Nuri’nin Mutezile mezhebine mensup olduğunu ve kaderi reddettiğini söylüyor. Eğer doğruysa Yaşar Nuri Allah’ın insanların kaderini önceden bildiği anlayışına karşı çıkıyor demektir ki bu da Allah’ı yalanlamak demekle eş anlamlıdır. Bu konuyu Yaşar Nuri’ye sorup merakımı gidermeye çalışacağım.

Bu maddeler, onun düşünceleri tabuları yıkan düşünceler olduğu için, uzayı gider. O yüzden bu maddelerin devamını sıralamaya burada son noktayı koyuyorum. Zaten bazı bölümleri ayrı yazılar halinde sunacağım.

Kitabın önsöz ve sonsözü anlatılanları özetleyici mahiyettedir. Hatta Yaşar Nuri Habertürk’te Önsöz ve Sonsözü Mutlaka Okuyun başlıklı bir yazı yazarak bu bölümlere dikkat çekmiştir.

Kitapta Emevî ve Abbasî dönemi mütemadiyen eleştirilmiştir. Daha çok Ebu Süfyan’ın oğlu Muaviye’nin icraatları ibret tablosu olarak gözler önüne serilmiştir. Muaviye bir Emevî Hitleri olarak nitelendirilebilir. Emevî’den sonra başa gelen Abbasî Devleti de mevâlî olana, yani Arap olmayan unsurlara, baskıda bulunmuş, rahat bırakmamıştır. Emevîlerin yıkılması için Abbasîlere destek veren Ebu Hanîfe zulmün eskisi gibi devam ettiğini görerek kahrolmuştur.

Yaşar Nuri bu kitabında sadece Hanefî mezhebine değinmemiş, diğer ehlisünnet mezhepler olan Şafiî, Maliki ve Hanbelî mezhepleriyle Hanefî mezhebini mukayeseli olarak anlatma yoluna gitmiştir. Böylelikle dört mezhebin de olaylara nasıl baktığı, olayları nasıl yorumladığını öğreniyoruz.

Yaşar Nuri Öztürk bu kitabı hazırlarken en çok Ebu Zehre’nin kitaplarından istifade etmiş. Genellikle çok övdüğü bu üstadın kitaplarından bol bol alıntılamış.

Yaşar Nuri kitabın son bölümünde Atatürk-İmamı Âzam-Hz. Muhammed’i aynı çizgiye koymaya gayret göstermiş. Bu kişilerin üçünün de zulme, adaletsizliğe karşı savaştığını ve muarızları, düşmanları tarafından deccal yaftasıyla etiketlendiğini anlatmıştır. Mesela Dante ünlü eseri İlahi Komedya’da Hz. Muhammed’i cehennemin en alt tabakalarında azap gören zındıklar arasında göstermiş. Aynı şekilde Newton Muhammed kelimesinin ebcet hesabıyla rakam değerinin 666 olduğunu bulmuş ve O’nu, deccal kelimesinin de rakam değeri 666 olduğu için, deccal olmakla itham etmiştir. Zamanının ünlü bir cemaat önderi laikliği getirdiği için Atatürk’ü deccal diyecek kadar aşağılamış, onun dinsiz olduğunu yaymıştır müritlerine. Bu akıl almaz yergiyi Ebu Hanîfe için de ağızlarına almışlardır. Tâbiûn( sahabeden sonraki nesil, Hz. Peygamber’in torunları vs.) devrinden olan Ebu Hanîfe hem Mevâli olduğu hem de Emevî saltanatına karşı çıktığı için “deccal” olarak yaftalanmıştır. Bu arada Emevî zulmünden kısaca bahsetmeliyiz. Mesela Hz. Hasan, Emevî diktatörü Muaviye tarafından karısına zehirletilerek öldürülmüştür. Hz. Hüseyin ise, Muaviye’nin oğlu Yezid’e biat etmediği için tüm aile bireyleriyle birlikte kılıçtan geçirilmiştir. Muaviye Hz. Muhammed’in damadı Hz. Ali’ye “Ali’nin dini üzere olanları katledin.”diyecek kadar kin besliyordu. Gerisini Yaşar Nuri’nin kaleminden dinleyelim: “Muaviye bu katli bazen diri diri gömme şeklinde uygulatıyordu. Mesela, Hucr Bin Adî ve el-Has’amî’yi bu şekilde öldürtmüştür. Bu tür idamların ardından öldürülenlere müsle yapılırdı. Müsle, cahiliye Araplarının düşmanlarını öldürdükten sonra onların gözlerini, burnunu, kulaklarını, dudaklarını vs. keserek hınçlarını dindirmelerine denir. Bu cahiliye âdetinde en büyük şöhret Muaviye’nin annesi Hind’indir. Hind Uhud Savaşı’nda pusu kurdurup öldürttüğü Peygamber amcası Hamza’nın göğsünü yardırıp ciğerlerini çıkartmış, ağzına alıp çiğnemiştir. Hind ayrıca Hamza’nın kulaklarını, gözlerini, burnunu, kestirip bir tele dizdirerek gerdanlık yapıp Mekke putperestlerinin kodamanlarına hediye olarak götürmüştür.” İşte Emevî dönemi böyle bir dönemdi. Bu gibi olayların pek yaşandığı bu dönemde Ebu Hanîfe Emevî saltanatını yıkmak için yapılan her türlü isyana destek vermiştir. Ancak bu isyan sadece Ebu Hanîfe nezdinde fikrî düzeyde kalmıştır. Çünkü Ebu Hanîfe Mustafa Kemal gibi teşkilatçı bir yapıya sahip değildi. Belki de bu yüzden, her olaya karışmadığı ve örgütlenmediği için, Hitlervari Emevî Firavunları tarafından alaşağı edilmedi, öldürülmedi. Oysa bu durum bence çok enteresandır. Emevî saltanatını devirmek için çıkartılan isyanlara destek veren Ebu Hanîfe Emevî döneminde değil Abbasi döneminde zehirlenerek öldürülmüştür. Bu yüzden Yaşar Nuri, Sokrat’la aynı kaderi paylaşmasından dolayı Ebu Hanîfe İslâm dünyasının Sokrat’ı sayılabilir diyor.

Mustafa Kemal hem askerî deha hem de fikir öcüsüydü. Ebu Hanîfe’nin fikirlerini fiiliyata geçirenin Mustafa Kemal Atatürk olduğunu iddia ediyor Yaşar Nuri. Mesela laiklik kavramını Ebu Hanîfe’nin de düşüncelerine uyan bir kavrammış gibi gösteriyor. Mesela bu iki dehanın da ana dilde ibadet meselesine bakışları aynı. Yaşar Nuri bir de saltanat dinciliğini Ortaçağ’daki Engizisyon Mahkemelerine benzetmiş. Çoğunlukla Arapların kurduğu Emevî ve Abbasî devletlerinin zulümleri Engizisyon zulümlerine pek de benziyor. Oysa laiklik bütün bu işkencelerin önüne geçen kalkan vazifesi görüyor. Laikliğin olduğu bir ülkede deccal tarzı ithamlarınınız işe yaramaz ve insanları dinsiz olduğundan dolayı yargılayamaz, hatta onlara işkence edemezsiniz. Laiklik mefhumunu kim bulduysa, Allah ondan razı olsun diyorum.

Sonuç olarak Yaşar Nuri’nin bu detaylı çalışmasının elinizin altında bulunmasını tavsiye ederim. Yaşar Nuri gibi dine ekseriyetin bakmadığı farklı açılardan bakan bir ilahiyat profesörünün kitaplarını okumaya devam edeceğim kendimi kaptırmadan.

Okumaya Bunlarla Devam Et:

- Yazının başına dön!


Bu yazıya 5 görüş yazıldı. Sen ne düşünüyorsun?

  • Fatih Emre Polat diyor ki:

    Güzel bir kitap inceleme yazısı olmuş.Tebrik ederim.

  • Fatih Emre Polat diyor ki:

    Bu vesileyle site yöneticilerine de seslenmek istiyorum.Sitede yazarım.Fakat, kullacı adım ve şifremle giriş yaptığımda yazar paneline ulaşamıyorum.Yazarlığım silindi mi?Silindiyse yazarlar kısmında nasıl gözüküyorum?Konu hakkında bilgilendirme yapılırsa sevinirim.

    Saygılarımla.

  • azizkan86 diyor ki:

    Teşekkür ederim Fatih Bey. Yaşar Nuri bir sürü kitap çıkartıyor. Bu yazar, ilahiyatçı dur durak bilmiyor.

  • Hakan Celep diyor ki:

    @Fatih Emre Polat, Efendim hatırlarsanız sözlü ve hakarete varan nitelikte bir karşılıklı diyalogunuz olmuştu. O konuşma sonrası DY | Yönetim olarak yazarlığınızı kaldırmıştık. Diğer üyeyi de tamamiyle silmiştik.
    Niye hala yazar olarak göründüğünüze gelirsek, sitenin teknik işleriyle ( kod yazmak gibi ) uğraşan arkadaşımız askerde uzun süredir.
    Hala yazar olmak istiyorsanız sen de dene kısmına yazıp, tekrar değerlendirildikten sonra yazar olabilirsiniz.

  • Hakan Celep diyor ki:

    @azizkan86, şuralardan bana ulaşabilirsin aziz;

    facebook.com/hakancelep
    twitter.com/celephakan