İnsanların inançlarını belirlemede sırasıyla çevresel faktörler, okumak ve tanık olmak etkendir. Tanık olmak okumaya kıyasla muhakkak daha etkili bir unsur olmasına rağmen mucize olarak addedilen olaylara günümüzde sıklıkla rastlanmadığından bir genelleme yapmaya kalktığınız vakit okumak insanların inançlarını belirlemede öne çıkar.
Kişinin doğduğu topraklarda hüküm süren inanç ne ise kendisi de ekseriyette o inancı benimser. Zira aksi halde toplumdan dışlanma, toplumca ayıplanma ve hatta kendisine cebir uygulanmakla karşılaşabilir.
Tek tanrılı bir inancın benimsendiği ülkede çok tanrılılık şüphesiz diğer kimselerce günahtır. Keza ateşe, ineğe yahut güneşe tapınılan bir toplumda da tüm ilahi güçler inandıkları varlığın hükmündedir.
Bende durum biraz farklı… Anlatacağım türden bir inanç şeklini ne bir toplumda gördüm ne de herhangi bir yerde okudum. Ben şüphesiz O’nun varlığına inanıyorum. Yeryüzünde varolan ne varsa bir olan Tanrı sayesinde olduğu inancına iman ediyorum. Güzelliği yaratan O; bunu biliyorum. Ancak ben Tanrının yarattığı güzelliğe tapıyorum.
Tanrı ilahi kudretini öyle bir formda, öyle bir oyunla salıyor ki yeryüzüne; onu bazen bir kadının saçlarında, bazen gözlerinde, üstü kiraz bir örtüyle kaplı beyaz dişlerinde ve küçücük ellerinde bulabiliyorum. Tanrı günahlarına da aynı ilahi kudretle bir form veriyor. Beni bir kadının kalçasıyla, bacaklarıyla mest ediyor.
Ben tüm benliğimle Tanrıya aidim ve Tanrıdan olan, kadında suretini buldukça ben esrikleşiyorum.
İnançlarına sofuca bağlı olanlar bağlı oldukları dinin vecibelerini yerine getirdikçe nasıl ki kalplerinde bir hafiflik duyarlar; ben de güzelliğin akıl ve beden gözüne hoş görünebilmek, bu surette kalbimi hafifletebilmek için soyut-somut gelişimim için didiniyorum. Bu kimseler içsıkıntılarıyla boğuldukları zamanlar medet ummak için nasıl ki camilere, havralara, kiliselere giderler; ben de güzeli görmeye gidiyorum. Onu seyretmekle içim ışıyor: Zira onda tanrısal bir şey var; bana cennet diye tasvir edilen yer tıpkı onun yanı.
İşte Buda’nın, Schopenhauer’in, Hz. Süleyman’ın ve Tolstoy’un bir hiç olarak niteledikleri, niçin yaşadığımız sorusuna bir cevap bulamadıkları bu hayat denen yerde beni tutan; inanç: Güzelliğe duyduğum inanç!



Sayın Gökhan Eser.
Öncelikle bu ilginç yazınızdan ötürü sizi tebrik ediyorum.Sizde mecnun istidadı var sanırım.:).Aslında ifade ettiğiniz şekilde de yüce yaradanı anlayabilirsiniz.Biz büyük bir evrenden bahsediyoruz.Misal ben de bir çocuğa baktığım zaman aynı ilahi aşkı duyuyorum.Bu son derece normal.Sizin ifade etmeye çalıştığınızı Fuzuli Leyla vü Mecnun mesnevisinde söylemiş.Mecnun, Leyla’da ilahi aşkı buluyor.Bunu ahlakilik boyutunda değerlendiremeyiz.Biraz tasavvufi kavramlar ortaya çıkıyor.Ama sonuçta yaradılana duyulan bir aşk var.Takdir edilmesi gereken de bu olsa gerek.
Bu ilginç yazınızdan ötürü tekrar teşekkürlerimi sunuyorum.
Saygılarımla…