İskelenin ucunda ayaklarını aşağı sarkıtmış bir kadın… Saçları rüzgârda savruluyor… Belli ki üşümüş, sigarasını tutan elleri titriyor… Ağzından çıkan duman yalnızlığına karışıyor. Deniz durgun. Deniz bıkkın. Kadın suskun… Martılar firarda. Kadın yıllardır aynı yerde omuzlarına dokunacak eli bekliyor…
İskeleye her gidişi sonları başlangıca, başlangıçları da sona çevirme çabasıydı. Çünkü her gidişinde içindekilerin ayağına bir taş bağlayıp denize atardı ve sonra omuzlarına dokunacak elleri beklemeye koyulurdu. Denizin derinliklerine çok yaşantılar gömdü ama o el bir türlü dokunmadı. Çünkü hayaller hiçbir zaman gerçek olmadı, çünkü kadın oraya her gidişini insanlardan sakladı. Belki o elin sıcaklığını vaktinden önce hissetmekten korkuyordu. Belki de iskelenin ucuna gidip ayaklarını aşağı sarkıtamamaktan, sonra içindekileri denize atıp, denizle sırdaş olamamaktan. Ama yine de ayakları dizgininden kurtulmuş bir at gibi sürüklüyordu onu iskeleye…
Hava soğuktu, elleri üşüyordu; acısı yüzüne vurmuş elleri, yıllarca sigarasının yükün omuzlamış elleri, kendisine uzanan hiçbir elin ısıtmaya gücü yetmediği elleri. Hava soğuktu. Deniz durgundu. Dalgalar sessiz çığlıklar atıyordu. Ve kadın üşüyordu.
Titreyen ellerini sakinleştirecek dokunuşu bekliyordu. Hep bekledi. Umutlar tükendi… Tükendi… Ama hiç bitmedi. Hayal kurmaya koyuldu. Çünkü ne zaman hayaller hayal etse bir sıcaklık hayalet gibi damarlarında dolaşıp ısıtıyordu onu. Ama elleri hep soğuk kaldı. Ne hayaller, ne gerçekler ne de başkaları ısıtamadı o elleri. Titreyen ellerini uzattı ve hep bekledi, beklerken ağladı, beklerken öldü, beklerken hayata hep yeniden döndü. Kirlendi, acıdı, kabuk bağladı, tutuldu ama hiç ısınmadı…
Her gün bir bavul dolusu yalnızlık götürdü iskeleye, ayaklarını aşağı sarkıttı ve bütün yalnızlığını akıntıya bıraktı. Tıpkı denizin bereketi gibi yalnızlığının da hiç tükenmez bereketi vardı. Sonra gülümsedi. Bu kapkara deniz de olmasa kime verecekti bavullar dolusu yalnızlıklarını. Hangi iskelede bekleyecekti omzuna dokunacak o elleri. Hem nerde sarkıtacaktı o incecik bacaklarını. İyi ki vardı. Onsuzluğu beyninin yakınından bile geçirmek istemiyordu. Çünkü denizin bittiği yer umudun bittiği ellerinin hep soğuk kaldığı yerdi…



