Bir tarafta; sessiz… Kayıp… Bulunmaktan uzak ve bunu asla istemeyen birisi… Ailesinden uzak, 70′lerin 45′lik plakları kolleksiyoncusu Ayla Dikmen, Nil Burak hayranı, işinde saygın, seks hayatı ise her akşam bir başka fantazi yaşayacak kadar canlı ve her akşam bir başkası olacak kadar kalabalık… Sevmek yok, sevilmekse zaten uzak… Aşk onun için bir gecelik fısıltı.
Diğer tarafta geçmişinde derin bir aşk acısı çekmiş, güzel, orta yaş, ikinci el kitap kolleksiyoncusu sade bir hayat yaşayan bir film ve çocuk kostümcüsü.
Bir gün ikinci el kitapçısında karşılaşıp, oradan derin ve büyük bir aşk yaşamaya başlayan iki kişi. Daha sonra düzelen, rayına giren hayatlar. Fakat, sonra ne olduğu anlaşılmayan bir şekilde ayrılış, bitiş, kayboluş.
Seneler sonra, karşılaşma, hatıraların canlanması, bir nevi telepati ile konuşma. Hatıraların canlanması ama artık tekrardan birleşmenin verdiği imkansızlıkla elveda…
Aslında çok güzel bir film, fakat bir Çağan Irmak filmi denilince insanın iyi kavramını bir daha düşünmesi gerekiyor. “Mustafa Hakkında Her şey” filminde başlayan değişim fenomenliği, “Babam ve Oğlum” da başarının tavan yapması, arkasından Issız Adam… Beklentileri yükselten Çağan Irmak, bu filmde genel olarak kendi standartlarının altına yakın bir performans sergilese de başarılı bir film.
Dipnot: “Giden herkes ağlıyor.” deniyordu. Herkesin ağlaması beklenmez, ama ağlayanlara da saygı duymak gerekir. Babam ve Oğlum’un başarısından gelen beklenti karşılanmayabilir, fakat heyecanlandıran bir film.



