Bahsi geçen tecavüz gerçek anlamda bir tecavüz değil neyse ki… Bu, sürece yayılan tecavüzlerden. Bu, öyle bir tecavüz ki, bir süre sonra alışıp zevk almaya bakıyorsunuz/başlıyorsunuz. Hatta bu zevk alma amacı öyle bir boyuta ulaşıyor ki, ciddi bir çaba ve efor sarf ediyorsunuz. Kendinizden ödün vermeye kadar gidiyor bu süreç.
Evet tam da böyle bir tecavüzün ortasındayım iki aydır. Başta epey direndim. Ama olmadı, yapamadım. Ben de zevk almaya baktım.
Okul devam ederken mezun olup evlerine dönen (tabiri caizse annelerinin dizinin dibinde yaşamını sürdüren) arkadaşlarıma üzülürdüm. Hatta acırdım resmen! Ne kadar yazıktı onlara… Dört yıllık sosyal bir yaşantının ardından, tekrar başlangıç çizgisine dönmeleri büyük üzüntüydü. Ben asla yapamazdım. Benim gibi hareketli biri nasıl dayanabilirdi ki tekrar “baba ocağına”. İmkansız! Bana iş teklifleri yağdığı için(!), düşünmeme gerek bile yoktu bunları.
Ve gün geldi, okul bitti. Bi’ süre tatil filan derken bir iki ay kadar oyaladım kendimi. (Henüz tecavüzün acısını anlamıyorum.) Ama zaman tam olarak eve dönme zamanıydı artık. İşte o gün başladı tecavüz. (Eylül 2009) Başta çok direndim. Zira ben diğerleri gibi alışamazdım bu duruma. Direnmeliydim. “Benim hareketli, sosyal bir yaşamın var! Hayır, hayır asla! Benim gitmem lazım!”
Yok boşuna bağırıyorum. Sesimi duymuyor kimse. O zaman oturayım oturduğum yerde! Oturdum. Ve insanoğlunun hem en iyi hem de en kötü özelliğini yerine getirdim. Alıştım! İnsanoğlunun içinde bulunduğu her duruma (iyi ya da kötü hiç fark etmez) ayak uydurup, alıştığını bir kere de ben görmüş oldum. Hem de bizzat kendi bünyemde. Ve kaçamadığım tecavüzden zevk almaya başladım… Geç kalktım, uzun uzun kahvaltı yaptım, sabah programlarını izledim. Kek, kurabiye ve benzeri tüketim maddeleri üzerinde ihtisas yaptım. O asla izlemem dediğim, izleyeni eleştirdiğim yerli dizileri takip ettim, hatta haftaya yayınlanacak bölümünü merakla bekledim. Annemin arkadaşlarıyla oturup sohbet ettim… Şu uzun zamandır istediğim güneydoğu gezisi için vakit buldum… Uzun uzun boş vakit geçirdim… Dedim ya ben artık zevk almaya başladım.(!)
Ben artık okulunu bitirmiş, elinde diploması ve arkasında bıraktığı üniversite anılarıyla, annesinin dizinin dibinde oturan binlerce insandan biriyim. Ve bu durum benim canımı sıkmıyor mu? Hayır(!). Hem ne var ki, zaten yıllarca uzak kaldım ailemden, biraz özlem gideririm işte, fena mı? (!)
Not: Bu kadar karamsar cümleler kurduğuma bakmayın. Bir ay sonra İngiltere’ye gidiyorum. Ama yine de iki-üç ay da olsa, hiçbir şey üretmeden, uzun boş vakitler geçirmek canımı sıktı. Yazmak istedim.
Şu kalan süre dolsun da bi’, sonra kim tutar beni. (:
Sevgilerimle.



Sanırım bu hikaye herkese çok tanıdık geldi Türkiye’de yaşayanlar için. Keşke bunları düşünmek zorunda bırakılmasak da adam akıllı bir üniversite mezununa yaraşır şekilde iş bulabilsek hepimiz. Kaleminize ve yüreğinize sağlık…