Kapitalizm her zaman için apolitik insan modelini sever ve bunun geniş kitlelere yayılması için çabalar. Kapitalizmin bir ülkedeki en büyük faaliyeti politikadan uzak kitleler yetiştirmektir. Halk “komformist” bir hale bürünmelidir ve “statükocu” (var olan ile yetinen) bir haleti ruhiye de olmalıdır. Önüne kapitalizm ne koymuşsa ona biat etmeli ve onunla yaşamayı öğrenmeli ve bu doğrultuda hayatını sürdürmelidir.
Dünyada gelişmiş ülkelerin ve geri kalmış ülkelerin birçoğunda seçmen sandığa gitme zahmetinde çoğu zaman bulunmaz. Eğer gitmesi gerekiyorsa da muhakkak ki kapitalizmin istekleri doğrultusunda oyunu kullanması gerektiğini birileri ona muhakkak anlatmıştır.
Günümüzde batı medyasının nimetleri arasında yer alan her türlü yozlaştırma faaliyeti, proleterya (işçi sınıfını) her türlü hak arama pozisyonundan uzaklaştırmış ve sadece emek gücünü belli bir ücret karşılığı kompradorlara satmaktan başka bir işlevi olmayan başıboş yaratıklara çevirmiştir.
Bu sadece işçi sınıfının etkilendiği bir durum değildir. Bugün her kesimde, içerisinde burjuva sınıfının, aydın sınıfının, bürokrat sınıfının bulunduğu büyük bir kümede bu kapitalist düzen içerisinde anlamsızca ve bilinçsizce ekranlarda maskaralık yapmaktadır.
Günümüzde egemen fikirleri, ideolojileri kapitalizmin ön ayağını oluşturan medya yönlendirmektedir. Bu yüzden batı sermayesi bilinçsiz bir toplum öngörüsünü medyayı iyi kullanarak gerçekleştirmektedir. Emekçi ve alt sınıf insanlar medya onlara ne veriyorsa onunla birlikte hayatını şekillendirme yoluna gitmektedir. Tam bir teslimiyet ve kölelik düzeni ile.
Ülkede spor, eğlence, gösteri, yarışma müzik vs. gibi kültürel yozlaşmanın zirve yaptığı tüm programlara ayrılmış olan süre küresel sermayenin işçi sınıfına en güzel beyin uyuşturma ve kafayı dağıtma hediyesidir. Tepki veremeyen halk kendisine yapılan tüm dış destekli ekonomik dengesizliklere, parasal oyunlara, ana sermayenin elden çıkartılması karşısında sesini çıkartamama eylemi içerisinde hayatını sadece ay sonu alacağı emek gücüne odaklandırır ve gerisini kapitalizmin şefkatli kucağına bırakmayı uygun görür.
Halk öyle bir noktaya getiriliyor ki yolsuzluklar, siyasetin içerisindeki kirli pazarlıklar olağan bir politik durum nazarıyla bakılır duruma geliyor ve halkı kendi çıkarları doğrultusunda “çalıyor ama hizmeti de veriyor” felsefesi ile hırsızlığı ve yozlaşmayı sıradan bir etik kavram olarak görmekten çekinmez bir hale getiriyor.
Sınırlarımız içerisinde sistemli bir şekilde çökertilen, hortumlanan, özelleştirilen, devredilen, üç kuruşa elden çıkartılan tüm milli sermayenin yeni sahiplerinin kasalarının biraz daha hacimlendiği bir zaman diliminde köleleştirilmiş halk kitleleri derin bir uyku içerisinde yatıyorsa bunlara ön ayak medyanın arkasındaki küresel sermaye işini başarıyla yapmaktadır.
Devletin milletten uzaklaştırıldığı, tasfiye ettirildiği dönemde halkın bu derin uykudan uyanması ve kendi hakkı ve hukukundan önce ülkesinin çıkarları adına adım atabilmesi için Türk milletinin yeni bir hukuk mücadelesi içine belkide yeni bir Anadolu ihtilaline ihtiyaç duymaktadır.



