Deneme Yazıları



DY | üyelere özel



| Kaydol | Parolam?

DY | reklam

DY | sen de dene!

DY | kitapyurdu

DY | facebook resmi sayfası

DY | haberler

I'm listed in Personal

Kar Beyaz

  |  26 Kasım 2009  |  SERBEST KÜRSÜ

snowmoon-709162İki tarafı kaldırımlarla kaplanmış yolun ortasında yürürken ne karanlık korkutuyor  ne de  üzerindeki ince mintana rağmen havanın kırıcı soğuğu  titretiyordu . Dipsiz geceden düşen kar taneleri sokak lambalarının gece ile olan savaşına yardımcı oluyordu. Belli ki acısını hafifletmek istiyorlardı aşağıya doğru süzülen beyaz tanecikler, sokaktan aldıkları ışığı beyaz kümeleri ile yansıtarak geçmişin hakikatsizliğini geleceğin belirsizliğini yok etmeye çalışıyordu . O beyaz kar zerreleri sanki ona yeni bir huzurun haberini vermeye çalışıyorlardı. Akdeniz ikliminin Aralık ayında Özge’yi şaşırtan bu kar taneleri,  Özge’nin zihnini yakıp bedenini kaplayan sıcaklığı hafifletiyordu. Aslında sokaktaki bu yürüyüş, içinde boğuştuğu sıkıntılardan uzaklaşmak için gerçekleştridiği rutin eylemlerinden biriydi ama bu sefer farklıydı ve başka güçler ona yardımcı oluyor ona yol gösteriyordu. Saat geçti ve onun yaratacağı sessizlik zihnindeki soru-cevaplar için yeterliydi, lakin Akdeniz’in alışık olmadığı kar taneleri, çocuklar ve aileler için neşeli bir oyuna dönüşmüştü.Akdeniz insanı sokağa huzur korosunun senfonosini sunuyordu.

Özge tüm cevaplarını sessizlikte ararken onların neşelerine eşlik etmek istedi. İçinde konuşan Özge’ ler “Belki de aradığın sessizlik değildir.” diye uyarmaya çalışıyordu. Evden yavaş yavaş uzaklaşmıştı, sokağının ana cadde ile buluştuğu köşede bulunan kreşin önünde durdu.  Kreşin bahçesinin dışına yapılmış kardan adamları seyretti ve kardan adamların, sabah annelerinin sıcak ellerini bırakmak zorunda kalacak çocukları kreşin bahçesinde bulunan oyuncaklardan daha çok sevindireceğini düşündü. Tabiki bu şehrin iklimine yenik düşüp erimezlerse. Orda durmaya devam ederken elini cebinden çıkararak çocuklara eşlik etmek istedi.Üzerine gelen kartopu ile ağlamaya başlayan uzun, sarı lüle saçlı kız çocuğuna doğru yöneldi. Kar taneleri saçlarını gelin tacı gibi örtmüştü.  Saçına dokunmadı ancak üzerindeki kar tanelerini temizlerken gelin olmak istedi ve  “Onun gibi gelin olamam ki” diyerek çocukça bir iç sesle güldü.   Kendisinin temizlediği o kar taneleri gibi yaşadığı hayatın da onun üzerindeki kar tanelerini götürdüğünü hissedince kendine kızarak hemen oradan uzaklaştı. Sokak lambasının sarı ışığında kahverengiye çalan ela gözlü çocuğun  ağlaması kesilmiş, yüzü melek görmüş gibi huzur kaplamış arkasından gitmekte olan Özge’yi izliyordu.

Ara sokağın köşesinde hemen ana caddeye çıkınca ummadığı bir sessizliği bulmuştur.  Biraz önceki arzu duyduğu geleceğinin huzur tuvalindeki bir rengi anımsatan o sokağa rağmen, karın üzerinde bıraktığı ayak izleri ve sessizliği bozan karın sesi onu yeşilin kaybolmuş olduğu beyazlara bürünmüş sessiz olan başka bir yere, bir parka, götürmüştü. O an durup soğuk havaya rağmen içinin daha da kavrulduğunu hissetti.  Arkada bıraktığı ayak izleri kayboluyordu. Nereye gittiğini bilmeden ve onunla beraber içinde bulunan acılarının izleri de ayak izleri gibi yok olmaya başlıyordu. Bu anın uzaklaşmasına izin vermeden yine yürümeye başladı.  İsmi gibi yüzüne meltem esintisi vuran mahallede penceresinden ışık süzülen bir evin karşısında yaklaşık  yarım saattir oturuyordu. Perdenin biraz daha aralanması ile dışarıya daha fazla ışık kümesi yayınlınca ne kadardır bu pencerenin önünde durduğunu kavramaya çalıştı. Ruh hali pencerenin önüne geçecek bir yüzün çıkması ihtimali ile sakiniğini heyecana bıraktı.

***

Bilincini kaybettiği yarım saattir hem çok uzaklara yolculuk etmiş, hemde ışığı yanan o pencereye daha da yakınlaşmış kendini evin içinde bulmuştu.  Gencer ile ilk defa ayrılmıyordu ama bu sefer yollarını kesişmeme üzere bölmüşler. Yaşadıkları tüm hatıralar teker teker hızlı bir şekilde zihninden geçiyor,kalbi olabildiğince hızlı çarpıyor ve Özge daha çok terlemeye başlıyordu.  Ayrı evlerde yaşıyorlardı ama çok az yalnız kalıyorlardı.O zamanlarda hayatın bunaltıcı ve yorucu ritmi , yalnızlıkları birbirleri yokmuş gibi başlarını yastığa koymalarını sağlıyordu. Bazen Özge’ nin ailesi bazen Gencerin baskıcı  tavırları  fırıtınalı anlar yaşamalarına sebep oluyordu. Onu en çok sevdiğini anladığı anlar en uzun süre ayrı kaldıkları, beraberliklerinden ilk kopuşlarında belli olmuştu. Aslında bu ayrılık hem Gencer’i hem Özge’ yi birbirlerine bağlamıştı. Gözyaşları akarken damlalarla Gencer düşüyordu ama o düştüğü yerin Gencer’in omzu olmaması daha da acıtıyordu. Ayrı kaldığı zamanda bu gözyaşları her zaman Özge’ den dökülmemişti ona ayrılıklarında eşlik eden Gencer ondan uzaktaydı ama onunla aynı gözyaşlarını döken başka birisi vardı.  Gencer ile yaşadığı anları canlandırdıkça içi daha da kavruluyor soğuk ile buluşan bedeni de neredeyse çatlayacak gibi oluyordu. Ve birden uyandı…

***

Hemen oradan uzaklaşarak başka bir cadeeye attı kendini sesslizliği bozmak istedi ama kimse onu görmemiş ve duymamıştı. Bir anda karşıda duran otobüs yazıhanesi onu içeriye doğru çağırdı. Kendini hemen yazıhanenin bahçesine attı. Bir yerelere gitmek istiyordu, bilinçsiz bir şekilde kendisini buraya bu yüzden atmıştı. İçindeki heyecanın korkuya çalmasından endişeleniyordu,  Gencer’in elinde biletle karşısına çıkıp onu  uzaklara götürmesini bekledi , ama olmadı.

İçini yakan da, soğukta ısıtan da, sessizliği bozan da, ıssızlığın oraya getirdiği kişi Gencerdi. Evden çıkarken ondan ve zihnindeki tüm düşüncelerden uzaklaşmak istiyor, tüm duygulardan arınmış bir şekilde ruhunda bir ağırlık hissetmeden  yürümek istiyordu. Sadece bu arzunun bile onu buraya getirmeye yeteceğini düşündü.

Yüzündeki tebessümden yayılan sıcaklık kar tanelerini dudaklarına çarpmadan eritiyordu. Dudağında oluşan ıslaklıkta Gencer’in ıslaklığını hissediyodu. İçini birden ateş kaplamıştı, tüm cesaretini toplayıp göz yaşlarıı son elveda dedikleri  birlikteliklerine ,tekrardan merhaba demek için penceresinden ışık yayılan Gencer’in ziline basmak istedi. Ama ikisinin de istemeden verdikleri bu ayrılık kararı zıt ve anlaşılmaz kutupların, Türk filmlerindeki “farklı dünyaların insanlarıyız” repliğini canlandırıyordu. Ne eli ne de ayağı o pencerenin olduğu eve gitti. Geldiği yerden de dönmedi eve. hatta giderken içine Gencerini de alıp gitti. Ama mutluydu veya buna huzur mu denirdi bilemedi. Şundan emin bir şekilde karda ayak izlerini bırakarak evinin yolunu tuttu, Özge’yi Gencer’in acısı değil sevgisi ısıtıyordu. Ayrılmış olmanın acısı değil onunla geçirdiği iki seneyi yaşamış, onunla paylaşmış olmanın sıcaklığı vardı.

Evinin kapısını açtığında onsuz girmişti ama kimsenin bilemeyeceği şekilde ondan ayrılmış gibi zaferi onu mutlu ediyordu. Artık ileride onsuz olacak günlerin acısını değil geçmişte onu yaşamanın sevincini duyuyordu.

Kasım 2009

Okumaya Bunlarla Devam Et:

  • B.K.T Yolculuğu
    O kadar hızlı gidiyorum ki bilinmezliğe, başımın felaket dönmesini rüzgarın azalabilmesi ile hissett...
  • Azrail Cehaletin Tetikçisi Olursa…
    Kar beyazı fayansların arasından sızan kir yığınlarının ayaklarıma bulaşmasını seyrediyorum. Beyaz o...
  • Ölüler Ve Ölmüşler
    Serserilik yapmak istiyor ayaklarım.Bir sürü şehirle çıkmak, ve bir sürü şehri kirletmek.Utanarak se...
  • Fark ve Farkı
    Bugün yeni bir gün olacak umuduyla kaldırdı yorganı üzerinden… Her sabah böyle kalkmazdı, hatta ba...
  • Nar Yağmuru
    Soğuk güneşlerle kurutuyorum terk edişinin bütün ıslaklıklarını. Parmak uçlarındaki gökyüzüm kaldırd...
- Yazının başına dön!


Sen ne düşünüyorsun?