Çok oldu… Bu hikayenin başlangıcını vereli oldukça uzun bir süre akıp gitti. Onlarca insan arasından; en soluk benizli, en sakin görüneni ve bana en uzağının bu denli canımı yakabileceğini hiç tahmin etmiş miydim? Etmemiştim, elbette ki aklımın ucundan bile geçmemişti. Üstelik yakınımdan, çok yakınımdan geçmişti sadece, duraksamıştı ama durmamıştı ve bu kadarının bile yarattığı yıkımlara bak. Suya parmak ucuyla dokunursun, hani halka halka olur etkisi yayılır ya, hah işte aynen öyle etkisi.
Gece gelince hazan düşer gibi oluyor içime, ürperiyorum. Gece gelip de hazan düşünce yüreğime, gözlerimi bulutlar bürüyor, yağıyorum usul usul, damla damla hayallerime. Hayaller birer okyanus olup batırıp batırıp çıkarıyor beni dalgalarının içine. Ürkütüyor derinliği o huzur verici mavi renginin aksine.
Ufak detaylarında hayatın, onu arıyor gözlerim. Her birinin içerisine öylesine güzel saklanmış ki, her birini bulduğumda ayrı bir mutluluk sebebim oluyor. Lakin o olmayınca buralarda tam tadı yok hiç birinin. Dokunup hissedememek gibi bir tarafları hep yarım, hep eksik. Buruk…
Asla uğramayacağını hayatıma hissederim, bir sevdiceğinin var olduğunu bilirim ama laf geçiremem içime. Bir ihtimal gelir, geçerken uğrar belki diye kapılarımı hep aralık tutarım.
Rüzgarlı sahil yollarında karşı kıyıya dalar dalar giderim, dalgalar bir oraya bir buraya savurur düşlerimi. Bir tek ona getirmezler hayallerimi, bir ona uğrayamazlar, bir tek ona ulaşamaz o köpüklü dalgalar…
Bilinenler can yakar, can yakanlar kanatır ve kanatanlar iz bırakır ve o iz hep acır, hep kanar, hep kalır. Düşler birer düş olarak kalır ve geceler bıçak darbeleri yemiş gibi can çekişir durur. Hayaller hayal, gerçekler acı olarak kalır. Ne bir adım ileri ne de geriye atılır.
Ağlar da ağlarsın, dönüp dolanırsın da onun yerine bir türlü başkasını koyamazsın. İçin pır pır ettiği halde bir türlü kanatlanıp uçamaması nedendir bulamazsın.
An gelir dersin, bir an gelir de hayalleri gercek, gerçekleri hayal yapar. İçin için ezber ettiğim o kokusunu, sesini ve yıllar öncesinden anımsadığım toz tutmuş dokunuşunu yeniden hissedebilirim o zaman…
Ve sen…bana dönük yüzündeki o katran kara gözlerini yummuşsun. Açmıyorsun! Görmüyorsun. Kazara açarsan da gözlerini görürsen eğer beni, kesiliyorsun, donup kalıyorsun, bakamıyorsun göz bebeklerime. Ateşten birer topmuşçasına sanki gözlerim, onlardan bir o yana bir bu yana kaçıyorsun.
Ve benim artık haykırmam gerek! Boş duvarlara değil gözlerine bakarak bağırmam gerek! Ağlamam gerek, ancak gözyaşlarımın tek şahidi aynalar olmamalı. Tutup omuzlarından sarsmam gerek seni. Yapamıyorum… Gücüm yok. Duyman gerek beni, konuşmadığım anlarda duyman gerek, dokunmadığım anlarda hissetmen gerek. Anlaman gerek beni. Anlayabilmen gerek. Kelimelerim kaybolduğunda yerlerine yenilerini koyman gerek, gözlerim yorulduğunda seni aramaktan, bir nefes yanımda olman gerek. Ve kaybettiğinde ellerim yollarını onlara yolu yeniden gösterebilmen gerek. Senin beni anlaman gerek, anlayabilmen gerek!
Bir saatin tik taklarının kovalamacasında yaşam, ve kalbinin atışlarında insanın yaşaması. Ne ara gün ışısa aklıma düşüyorsun. Sahi… Yok mu bunun bir kurtuluşu? Yahut var da bulmak mı istemiyorum nedir?
Bir anlık bakışlardaki anlamlar ve düşünülerek uygulanan anlamsız davranışlar. Anlamları çıkmaza süren, anlamları bozan, anlamları anlamsızlaştıran planlardan tiksiniyorum. Senin planlarını da sevmiyorum, seni sevdiğimin aksine.
Sahi düşündün mü hiç? Ardımdan diyorum hiç düşündün mü beni? Alelade değil ama, nefes almak gibi, göz kırpmak ya da… Hiç düşündün mü öyle beni? Bir gece, her hangi bir gece, yatağından kaldıran düşünce ben oldum mu hiç? Dalıp gittiğinde, gözlerinin değdiği noktadaki hayal hiç ben oldu mu? Hiç ansızın tanıdık kokuyu duyunca aklına ben geldim mi? Hiç yoktan sorular sormak istediğin oldu mu bana? Cevapları olmayan sorular… Ya da sormadığım halde cevaplar vermek istedin mi bi anda?
Ama n’oldu biliyor musun? Tüm bunların, iyi kötü, acı tatlı tüm yaşadıklarımın asla bitmemesini isterken artık bitsin diyorum ve sınırlarımı yeniden çekmeye başlıyorum. Duvarlarımı yeniden yükseltmeye başlıyorum ve tüm bunların sorumlusu, sensin. Seni unutucak mıyım? Hayır. Senden vaz mı gececeğim? Asla. Peki n’pıcam ben…Ne? Sen yokmuşsun gibi davranabilirim mesela. Kalp atışlarımı yavaşlatabilirim belki, ellerimi ceplerime sokabilirim seni sarmak istemesinler diye. Ya da gözlerimi kaçırır dururum tıpkı senin yaptığın gibi. Sana senmişsin gibi değilde bir başkasıymış gibi davranabilirim belki.
Ve tüm bu son sıraladıklarımı birer birer denedim. Sana bakıp seni görmedim, konuşup söylemedim, dinleyipte duymadım. Hiç biri ama hiç biri yeterli olmadı unutabilmem için.
Sonra bir gün içimden bir parça kopmuş gibi hissetmeme rağmen, ne bir damla gözyaşı ne de can acısı hissettim içimde. Bunun ardından gelense koca bir gülümseme ve uzun zamandır unutmuş olduğum o kıpır kıpır neşe sarıverdi her yanımı. Bitmişti , bitirmiştim. Nefes alabiliyordum yeniden ve yalnızca koştuğum için yanıyordu artık ciğerlerim. Yeniden bir rüyaya başlamış gibi, yeniden kalp atışlarımın yalnızca kendim için olduğunu bilmek gibi, ilk defa güneşi görürmüş gibiydi.
Kendi masalıma geri dönebilmek imkansız görünürken, tek bir solukta ta içine girivermiştim yeniden. Alaca olan ruhumun karanlık tonları bir göz kırpmasıyla yok oldu sanki. Kendimi yeniden keşfettim sanki. Gözyaşlarımın sana akarken ki acısını hiç hatırlamıyorum sanki. Seni ve sana dair hiç bir kötü an kalmadı belleğimde. “Sevmiyorum artık seni!” , tek defada çıkabiliyor artık dudaklarımın arasından.
Artık n’parsan yap, nereye gidersen git, ne dersen de herkes gibisin. Bir düş gibi rengarenk değil, olağan renklerdesin. Ve kokun artık hiç yakmıyor cigerlerimi. Ellerini zaten çok az tanırdım onlar da siliniyor yavaşça belleğimden.
Sen bittin. Hemde kendi kendini bitirdin. İyiki de bitirdin. Sağol. Gerçekten ama gerçekten teşekkür ederim sana bu istemeyerek ya da bilmeden diyelim, yaptığın iyilik için. Artık yeniden bir kedi oldum, çatılarda dilediğince gezinen, sevmediği anda çekip giden, başına buyruk bir kedi. Tıpkı eskisi gibi, özlemişim bu duyguyu.
Hayat! Ben geldim… Yeniden! Kaldığım yerden al hadi beni içeri… =)
Son söz:
Ve bu başlangıcı cok öncelere dayanan hikaye bitti. Ve bu defa biterken yanında götürdüğü ben değil “O” oldu. Ve şimdi mutluyum, bir çocuk gibi yeniden keşfediyorum, devamsızlık yaptığım günlerin acısını çıkarırcasına yeniden tanıyorum herşeyi. Ve kendime dokununca kendimi hissediyorum, kalp atışlarım tek artık. Gözlerim de devamlı aramaktan yorulmustu zaten onları da dinlendiriyorum bolca. Yeni bir düş, yeni bir gün, yeni bir şehir derken yavaş yavaş sezinliyorum; yeni bir ben doğuyorum. :)




Defalarca okumama rağmen tadı hiç bitmiyor ! Okudukça yaşatıyor, biraz koyuyor sonra düşündürüp güldürüyor pehh dedirtiyor. Yani bence öyle olmuş bu yazı. Psikozuna kurban =)
Bunu bana okuduğun gece hatırlarsan konuşamamıştım, kedikardeşim. Nasıl olurdu da acıdan tam olarak aynı payları alabilmiştik?! O akşamda deli gibi ağlamak istemiştim, şimdi okuduğumda da böyle bir istek var içimde. Yine senin ağzından dinlemişim gibi, kulaklarımda yakarış vurgularınla. Emre haklı, bu yazının tadı hiç bitmiyor…
Teşekkürler kediciğim; ikinizin de beğenmesine çok sevindim.