"Tür: Deneme. Konu: Her şey!"

| kayıt! | şifrem?

Yazıya Dön

Yazıyı Paylaş

Yazar Hakkında

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar

699532237012312_1260655607Geçtiğimiz günlerde internette dolaşırken rastladığım bir Taha Akyol röportajında geçen “Atatürk sorunların çözümünde daha çok askeri metotlara alışkın olduğu için radikaldir” cümlesinden yola çıkarak bu yazıyı yazmak istedim. Taha Akyol “Kemalizm” ideolojisine vermiş veriştirmiş. Bu arada Atatürk’e söyleyeceğini söylemiş. Aslında bugün bu kadar kalıplaşmış bir Kemalizm varsa bu, Mustafa Kemal’in ölümünden sonra ortaya atılmış Kemalizmdir. Yani Atatürk yaşadığı dönemde bu kadar basmakalıp bir ideoloji mevcut değildi. Bu suçlamalar mantıklı, bilinçli insanlarca da bilinir ki Atatürk sonrası dönemde mevcut olan kalıpların halka yansımasıdır şimdiki “Kemalizm”.

Mustafa Kemal Türkiyesi öncesine baktığımız zaman  gelişen sanayi devrimi itibariyle dünyanın üzerinde anlaşamadığı sanayi devriminin oluşturduğu ekonomik eşitsizlikti. Sanayileşen ülkeler henüz sanayileşememiş ve sanayisini tamamlamış ülkelerin boyunduruğu altında yaşayan sömürge devletler bu eşitsizlikler karşısında ulusal bağımsızlık savaşlarına kalkıştılar. Milli bilince sahip anti-emperyalist halklar sömürgeci düzeni yıkmak ve bu ulusların seviyesine erişmek için çeşitli devrimsel süreçlerden geçtiler. Sanayileşememiş ve kendi iktisadi bağımsızlığını elde edememiş ve şekil itibariyle bağımsız görünen ülkeler de  (Türkiye iyi bir örnektir) siyasi ve iktisadi bağımsızlıklara ulaşmak için neler yapmaya kalkışılmış bir bakalım.

Ünlü siyaset bilimci Andrew Johnson’a göre:

(…) bağımlı ya da geç gelişen ülkelerin savaş ve devrim yoluyla koşulları yeniden şekillendirmeye çalışmalarıdır. Bu strateji, toplumun askerleşmesini ve şartları değiştirmek üzere askeri nitelik kazanmış toplumun sefer edilmesini gerektirdi. Bu stratejinin uygulanması, saldırganlık ve istila (Nazi Almanyası, 1931–1945 Japonyası), devrim için altyapı (Lenin ve Stalin Rusyası), iç savaş (Çin ve Küba), saldırgan tarafsızlık (Hindistan) ve “gelişmiş” ülkelerin “gelişmekte olan” ülkeleri sömürdükleri şartları değiştirmek için başvurulmuş diğer yöntemler biçiminde siyaset sahnesine attı.

Chalmers Johnson’ın “Geri Tepki” kitabından alıntıdır.

Yani sanayi, iktisadi bir devrim için gerekli çalışmanın anahtarı, savaş ve anti-demokratik bir devrim süreci ile başlayan demokrasi yolculuğudur. Gelelim Atatürk’ün asker kökenli olduğu için inkilapçı, demokrat olamayacağına. Bu tamamen yanlış bir fikir. Dünyada kurulmuş tüm demokratik rejimler tamamen silahlı güçle, iç çatışmalarla, büyük isyanlarla ve kavgalarla getirilmiştir.

Tek partili dönem eleştirilerinde göz ardı edilen Milli Mücadele sonrasında, Batı sömürgeciliği yeni oluşan rejimi yok etmek, düşürmek için elinden geleni yaptı. Anadolu’da iç isyanlara,  yeni Cumhuriyet’i yıkma hareketlerine kalkıştı. Bunun sonucu olarak bir çok isyan ile karşı karşıya kalındı. Sömürgecilik, dünyada gelişen 1929 iktisadi krizi, henüz sanayileşme yolunda ufak adımlar atmış olan Türkiye’yi iyiden iyiye zora sokmuştu.

Zaten dünyayı sarsan tek partili rejim durumu ister istemez Türk siyasi yaşamını da etkiler konuma gelmişti.  Avrupa’daki  demokratik rejim ülkelerinin hemen hemen tamamı bu dönemde totaliter rejim yanlısı politikalar izliyordu. Bunun neticesi olarak bu buhran döneminde Türkiye’de de Takrir-i Sükûn Kanunu yani (huzurun sağlanması kanunu) 1925 yılında devreye sokuldu. Bunun arkasını ülkenin bir çok yerinde uygulanmaya konan sıkıyönetim kanunları izledi.

Hiçbir rejim “hadi bugün canımız sıkıldı şu rejimi değiştirelim” düşüncesiyle değiştirilemez. Ortada yanlış giden bir idare vardır ve bu idare bir şekilde yenisiyle değiştirilirken zorluklarla karşılaşılarak bazen aşırı tepkiyle bazen ise daha kolay yöntemlerle çözülür.

Cumhuriyet kurulduktan sonra herşey bir anda toz pembe tabloya bürünmedi ki. Her yerde irili ufaklı isyanlar devam ediyordu. Eğer demokrasiyi getirecekseniz tüm şer odaklarını da silip süpürmeniz gerekir. Stalin’e bakın: Komünist ideolojisini ülkeye tam yerleştirmek için yine aynı ideolojiye sahip yüzbinlerce komünisti ortadan kaldırmıştır. Ya da Mao, Çin Kültür devrimini gerçekleştirmek ve dünyanın en büyük Komünist teşkilatını oluşturmak için milyonların canına kıymıştır. İspanya’nın demokrasiye geçişi kanlı darbeler sonucu binlerin ölümü ile gerçekleşmiştir. Buna daha birçok örnek vardır.

Dünyada rejimlerin değişimleri hep halk olaylarının başlaması ve sonuçta merkezi otoritenin kanlı baskınları ile sonuçlanmıştır. Dersim olayları da bir demokratikleşme sürecinde anti-demokratik ama devrimin kazasız ilerlemesi için ise zaruri bir devlet politikasıdır.

Bugün Türkiye’yi kasıp kavuran “Demokratik Açılım” süreci de tamamen karşıt demokrasi anlayışıyla çözümünü bulmaya çalışmaktadır. Türkiye’de rejim değişmesede etnik kökenlere özgürlüklerin konuşulduğu bir dönemden geçiyoruz. Belli halk kitleleri özgürlük ve demokrasi ayaklanmaları adı altında isyan gösterileri yapıyor. Devlet ise otorite boşluğu göstermemek adına müdahalede bulunuyor.

Taha Akyol, Atatürk’ün Ulusal Demokratik Devrim yolunda totaliter bir ideolojik yaklaşım içinde olduğunu düşünüyor olsa gerek ama tarih bize yazılan tüm devrimlerin kanlı yazıldığını gösteriyor. Bu yüzden Anadolu İhtilali’ni diğer ünlü devrimlerden bu konuda ayıran hiçbir durum yoktur.

- Yazının başına dön!

asyali

Yazar Hakkında

Yazar Hakkında: "Unutulmak istemiyorsan, ya okunacak şeyler yaz,ya da yazılmaya değer şeyler yap." Benjamin Franklin

Bu yazıya 2 görüş yazıldı. Sen Ne Düşünüyorsun?

    

Güvenlik Kodu:

  • Zahid Erdoğan (29 Ocak 2010) :
    0   0  

    Sayın arkadaşım;
    Taha Akyol’un röportajını bende okudum.Katıldığım yanları olduğu gibi katılmadığım yanlarıda var.Ama siz yazınızda Mustafa Kemal’in anti-emperyalist yönünden söz etmişsiniz.Doğrudur Kurtuluş savaşında ve öncesinde emperyalizmle çok ciddi mücadele etmiştir.Fakat Cumhuriyet dönemiyle sona ermiştir bu.İzmir kongresinde alınan kararlar göstergesidir.Cumhuriyetten önce yabancı sermayeleri çok sert eleştiren Mustafa Kemal,Cumhuriyetin kurulmasıyla yabancı sermayeyi ülkeye sokmakta geç kalmamıştır.Bir başka konuda dünyadaki devrimleri örnek göstererek kanlı bir darbeyi meşrulaştırmaya çalışıyorsunuz.Bahsettiğiniz devrimlerde kan dökülmüştür tıpkı bizimki gibi.Ama bunun hiçbir haklılık yanı yoktur.Diğer bahsettiğiniz liderlerde Mustafa Kemal’de bir korku duvarı örerek halkı yönetmişlerdir.Farklı ses ihanettir mantığıyla hareket ederek diktatörlülüğün meşrulaştırılması yanlıştır.
    Saygılarımla…

    [bu yoruma cevap ver!]

  • ibrahimgsu (30 Temmuz 2010) :
    0   0  

    iyi de dostum kötü misal misal olamaz… senin burada yaptığın bu, burada Taha Akyol’un dediği fazlasıyla doğrudur, kalkıp devrimler böyle demek Atatürk’ü birçok konuda haklı çıkarmak anlamına gelir. bu olayın bir yüzüdür diğer yüzü ise yıllardır bize yutturulan demokrasi ve devrim bu ikisi yanyana hala şu anda birilerinin mırıldandığı birşey ki bunu yıllarca yuttuk biz. Birşeyleri eleştirilir karşı yazı yazılır ama böyle yazdığın gibi olursa iş farklı boyuta çekilmiş olur ki o da gerek ölümleri, gerek kökten radikal olanları haklı çıkarmak olur.

    [bu yoruma cevap ver!]

  • - Görüş bildirmek istiyorum!

DY | deneme tahtası

EVET Mi HAYIR Mı?

DY | deneme tahtası'na fotoğrafın size ne düşündürdüğünü yazın, denemenizi anında okurlarla paylaşın!

DY | facebook hayran sayfası