Kaç kere çelik sandıklara kapatıp denize attım hislerimin anahtarını, kaç kere dalıp çıkardım o anahtarı yosunlar arasından? Kaç kere özgür bıraktım hislerimin paslanmış cümlelerini?
İşte yine başladı sorgular, sualler, iç çekişler, hayaller, geçmişler, gelecekler…
Ne zaman yazıyorum?
Hep böyle zamanlarda yazmak istiyorum. Aklım karışıkken, ne yazacağımı bilemezken. Kalbim bozuk saat gibi; bir çılgınca atıp, bir atmayı unuturken. İçim dolu, ama ne ile dolu olduğunu bilemezken.
Ne istiyorum, ne yapıyorum, ne hissediyorum?
Gitmeden gidebilmek, vazgeçmeden anlaşılabilmek, körelmeden hissedebilmek, coşku ile sevebilmek, sevişebilmek, ağlayabilmek, bekleyebilmek, kavuşabilmek, gerekirse kavga edebilmek istiyorum. Yorgunluğumu gönüllü alacak ya da sırtımdaki küfenin dibini açacak, nefesimden beni hissedebilecek, gözlerimden beni anlayacak , değer verdiklerime benim göz bebeklerimle bakacak bir can yoldaşı istiyorum. Belki baş ucumda ama, bilemiyorum. Hissedebilmeyi bekliyorum, umut ediyorum, diliyorum. Tepki vermeden, incitmeyip, incinmeden.
Neredeyim? Nereye gidiyorum? Nerede olmak istiyorum?
En iyi bildiğim, elimden gelenin en iyisini yapabildiğim, denizinde yitip, doğasında doğduğum, yağmurunda temizlenip, sıcağında eridiğim, baharında mutlandığım, bulutlarında çoğaldığım bir yerdeyim. Akdeniz’in cennetten köşesi, cehennemin dibindeyim. Bazen yeşilin kucağında bir dağın yamacında, bazen mavinin ortasında rakım sıfır noktasındayım. Bazen kahkahaları ve gözyaşlarını meze yaptığımız dost sofralarında, bazen yalnızlığımın kör karanlık mağarasındayım.
Yol alıyorum ama, bir bakıyorum aynı yerdeyim. Tam anlamıyla olmak istediğim yerdeyim. Bir gün doğumunun ya da gün batımının alacakaranlığındayım.
Nasıl geçti hayatım, nasıl devam edeceğim?
Çelik hayat sandığım el değmemiş çeyizlerle dolu. Acılar, hüzünler ve kaybedişler; kazanımlar, mutluluklar ve kavuşmalar kadar değerli. El emeği, göz nuru, pırıl pırıl… Ara sıra açılır, yazılarımla görücüye çıkar biriktirdiklerim, yeni gelin çeyizi gibi.
Daha neler yaşayacağım sandığımda saklamaya değer bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki o da; hayatın benim için sunduğu hazineleri asla geri çevirmeyeceğim.
Kimler geldi? Kimler geçti? Kim kaldı?
Melekler de girdi hayatıma, şeytanlar da. Sıradan, basit, anlaşılması oldukça kolay insanlar da, çözülmesi olanaksız bulmacalar misali insanlar da. Acıyla yoğurulmuş hayatlarında, acılarını paylaşacak, sığınacak bir dost arayanlar da; neşeli kahkahalarını, usta bir orkestradan çıkan coşkulu bir eser haline getirecek dost arayanlar da. Gözyaşlarıyla ve kahkahalarla beraber büyüdüğümüz yol arkadaşlarım. Kalanların bazıları benim seçimim, bazıları benim için seçilenler. Hepsi hayat sandığımda sakladığım ve son nefesime kadar saklayacağım eşsiz ve benzersiz mücevherlerim.
Nereden çıktı şimdi bu “Kendimle röportaj”? (Bazı habercilik kitaplarında 5N1K’ya “Nereden” sorusu da eklenerek, kavram 6N1K olarak değiştirilmiş.)
Bu röportaj, her cümlemde kendimi biraz daha keşfedebilme, kendimle hesaplaşma, içimdekileri açığa çıkarabilme arzusundan çıktı ve paylaşmak istedim. Hepsi bu!



