Deneme Yazıları



DY | üyelere özel



| Kaydol | Parolam?

DY | reklam

DY | sen de dene!

DY | kitapyurdu

DY | facebook resmi sayfası

DY | haberler

I'm listed in Personal

Kördüğüm

  |  14 Eylül 2009  |  Kitap

kordugumErol Toy’un 10 kitaptan oluşa serisinin, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki panoramasını anlatan toplum senaryosunun üçüncü kitabıdır Kördüğüm. Erol Toy’un kaleminden çıkan ve bu serinin ilk kitabı olan İmparator’u okumuştum. İmparator’da Erol Toy Türkiye’de devletin sermaye sınıfı oluşturma gayretini ve bu sınıfın ne kadar büyük bir güce ulaştığını gösteriyordu. Yazarın başkahramanı Fehmi Çok -adından da anlaşılacağı gibi, burada Vehbi Koç kastediliyor- esnaflıktan tüccarlığa yükseliyor ve o kadar büyüyor ki yurt dışına mal bile satıyor.

Fehmi Çok, siyasi kararlarda sermayesinin devamını sağlayacak, ihracat ve ithalatı gümrük vergileriyle sınırlandırmayacak bir adamı, Süleyman Demirel’i, iktidara getirmek için bin dereden su getiriyor. İsmet İnönü, solcu yapıda bir lider olduğundan Fehmi Çok İsmet Paşa’nın iktidara gelmesini istemiyor, çünkü İsmet Paşa’nın gümrük vergilerini artıracağından endişe ediyor.

Fehmi Çok öyle büyük bir güce ulaşıyor ki 1971’deki askeri darbeye bile müdahale edebiliyor.

İMPARATOR 1945–1975 yılları arasındaki Türk siyasi ve ekonomik yapısını anlamak için ideal bir kitap. Sermaye sınıfı olmayan bir toplumda devlet eliyle üç-beş sermayedar meydana getirilerek Türkiye’nin kalkınmasına milli bir özellik kazandırılıyor. Fakat bu sermayedarlar öyle büyüyorlar ki, ülkenin siyasi yapısına doğrudan etkide bulunuyorlar. Kendilerinin işine gelen siyasetçileri destekliyorlar.

KÖRDÜĞÜM romanı İmparator romanının devamı sayılır. Bu romanla birlikte yazarın sosyalist eğilimde olduğunu anlıyoruz. Bu romanda daha çok, işçiler ve işçi hareketleri ön planda tutulmuş, işçi kavgası genel itibariyle ele alınmış ve değerlendirilmiş.

KÖRDÜĞÜM güçlü ve sağlam kişiliklerle dikkat çekiyor. Ana karakter Vedat Emek, derslerine odaklanıp bir an önce diplomayı almakla işçi örgütlenmelerine katılıp eyleme katkıda bulunmak arasında tereddüt ediyor. Çünkü polis tarafından tutuklanıp sabıka damgası yemesi kuvvetle muhtemel. İlk önce işi, sonra idealleri uğruna savaşmayı seçiyor. Diplomayı aldıktan sonra bu tür işlere katılıyor.

Vedat Emek, Ankara Siyasi Bilimleri bitiriyor ve yüksek lisans yapmak üzere Amerika’ya gidiyor. Amerika’da profesör unvanını kazanıyor. Türkiye’deki arkadaşları Oktay ve onun eşi Sevgi ile mektuplaşarak Türkiye’de olup bitenleri öğreniyor. Amerika’da Sandy diye bir Amerikan bulup, evleniyor. Hüseyin adlı bir çocukları oluyor. Türkiye’ye dönmek isteyen Vedat’a Sandy karışmıyor. Sandy’nin şu tümcesi çok güzel: “Kocamın yanı benim vatanım.”

Türkiye’deki işçi hareketlerini yakından izlemek ve bizzat bu hareketliliğin içinde olmak isteyen Vedat, Oktay’dan ODTÜ’de çalışabilmesi için yer ayarlamasını istiyor. Sandy ile beraber Türkiye’ye geliyorlar.

Oktay ile Sevgi’nin görüşleriyle Vedat’ın fikirleri arasında kesin ayrım olduğu anlaşılıyor. Vedat onları eylem yapmaya yanaşmamakla itham ediyor. Oktay ve Sevgi ise, daha önceden bu girişimin denendiğini ve isyanın hüsranla sonuçlandığını söylüyorlar. Çünkü onlara göre baştaki iktidarlar bu ayaklanmaları durdurabilecek güce sahipler. Bir kere bu iktidarları Amerika destekliyor. Ülkenin en büyük gücü asker 1961 darbesiyle bozuk ortamı düzeltmeyi kendine görev biçmiş. Ülke kargaşaya sürüklendiğinde asker hemen müdahale ediyor. Vedat askerleri yanına çekebileceğini düşünüyor, fakat Oktay ve Sevgi bu görüşte değil. Oktay ve Sevgi’nin korkusu ayaklanan işçileri askerin durdurma gücüne sahip olması. Her ayaklanmada işçilerden hep kayıp veriliyor. Oktay ve Sevgi artık ayaklanmayla işçi sınıfının ülkeye hükmeder hale gelmesinden ümidi kesiyorlar. Vedat’sa hâlâ onları eylemsizlikle suçluyor, ama düşüncesinde haksız olduğunu eninde sonunda anlıyor.

ODTÜ’nün bir Amerikan hocasının arabası yakılıyor Vedat’ın öğrencilere destek vermesiyle. Oktay bunu durduramıyor. Derken hükümet bu olaya karışanları nezarete alıyor. Polisler etrafta kol geziyor. İlk başta Oktay bulunup nezarete alınıyor. Ardından bir müddet kaçıp kurtulan Vedat da annesinin babasının yanında yakalanıyor. Vedat Oktay’ı görüyor nezarette. Oktay’a işkence edilmiş; adamın tırnakları sökülmüş. Hiçbir bilgi vermemiş polislere. Vedat gelince suskunluğunu bozuyor Oktay.

Seçimlerde hangi partiyi destekleyeceklerini tartışıyorlar, çünkü böyle giderse İşçi Partisi bir daha meclise giremeyecek. Af yasası çıkarabilecek bir parti arıyorlar. Halk partisini desteklemekte karar kılıyorlar ve seçimlerde Halk Partisi ve Milli Selamet Partisi oyların çoğunu toplayıp, iktidarı kuruyor.

KÖRDÜĞÜM bir çıkmazı anlatıyor, işçilerin çıkmazını, çünkü işçileri savunan her kafadan ayrı ses çıkıyor. Bunlar birlikteliğe ihtiyacı var. Romanda okuduğum kadarıyla bu birlikteliği sağlayamıyorlar. Ve bunların eğitim seviyesi de düşük. İşçi haklarını bilmeyenler işçilerin başına geçiyor.

Romanda Deniz Gezmiş’in adı da geçiyor ve Filistin kampında silah eğitimi aldığı yazılıyor(Deniz’in ailesi de Siyaset Meydanı’nda Deniz’in Filistin’e gittiğini söylemişti)

Ankara Siyasal Bilimler’de patlak veriyor her şey. Komünistler devlete baş kaldırıyor ve devlet bunlara ağzının payını veriyor. Buranın eleştirilecek yanı şu: Gençlerin haklarını demokratik yollardan değil de, isyana katılarak elde etmeye çalışmalarıdır. Gençler provokatörlerin -en başında Deniz G.-kışkırtmasıyla galeyana geliyorlar ve ayaklanıyorlar. Bunu gören devlet bön bön bakacak değil ya! O da müdahale ediyor ve D.Gezmiş tutuklanıp idam ediliyor. Silahla ahkâm kesmenin sonu mezarda bitiyor.

Gençlik hayatın en saf ve en isyankâr dönemidir. Patlamaya hazır bir bomba gibidir. Genç bir kişinin eğer kişiliği oturmamışsa, başkaları tarafından zihnine nüfuz edilir ve bir yöne doğru itilir. Böyle bir kişi artık her emri yerine getirmeye çalışan kişidir. Komünist kitaplar okuyan bir gençlik okuduklarıyla yaşananlar arasında fark görürse, bu farkı gidermek için çabalar ve eylemcilerin safında yer alır. Nitekim romanda anlatılan ortam tam bunun gibi bir ortamdır. Komünizm meraklısı gençlere eşitlikçi bir dünya daha makul gelmiştir. Fakat sorun eylem noktasında kendini göstermektedir. Ayaklanarak sonuca ulaşılamayacağı anlaşılmıştır, çünkü devlet askeri ve polisiyle birlikte büyük bir güçtür, üç-beş kişinin ayaklanmasıyla yıkılmaz. Ve de Amerika’nın desteğiyle hayatta yıkılmaz.

Son olarak Kördüğüm yarattığı karakter bakımından okunmaya değer bir kitaptır. İşçi önderleri arasındaki tartışma ilginizi çekecektir. Kördüğüm tamamen hayali bir roman değildir. O dönemi yaşamak isteyenlere tavsiye edilebilecek bir kitaptır. HAYAL VE GERÇEK BİR ARADADIR.

Okumaya Bunlarla Devam Et:

- Yazının başına dön!


Sen ne düşünüyorsun?