Daha önce liberasosyalizmden bahsetmiştik. Bazı arkadaşlar ise ısrarla sosyalizmin hâlâ yaşadığında ısrar ettiler. Evet yaşıyor, birkaç amcanın rakı masasında ve birkaç gencin heyecanlı yüreğinde. Tabii büyüyüp iş sahibi olup para kazanana kadar… Ama bazı şeyleri acı da olsa kabul etmeliyiz. O da kapitalizmin dünyayı içine aldığı ve bir bulut gibi sardığıdır.
Çevreye baktığınız zaman toplumun, kültürlerin hatta siyasetin ve dinlerin ne kadar değiştiğini göreceksiniz. Toplum artık bireycileşmiş, her koyun kendi bacağından asılırcı olmuştur. Toplumun TV, İnternet, gazete gibi organlar eliyle düşünmekten uzaklaştırıldığını, devletin ya da bir grup burjuvanın görüşlerinin topluma nasıl hızlı kolay empoze edildiğini görmüyor olamazsınız. Siyasi iktidarla kapışan medya grupları hükümeti kötülerken, iktidara yakın olanlar ise onu korumakta, hatta daha ileri gidip halktan topladığı parayı fakirlere dağıtacağım diyerek holding kuranları bile koruyabilmektedir. Medyanın belli yayınlarla halkı düşünmekten alıkoymaya çalıştığı, bazı tartışma programlarını seyredip düşünmeye çalışan insanları ise kendi fikrinden yazarları çağırarak, düşünen insanları kendi görüşüne çekmeye çalıştığı apaçık ortadadır. Yani iletişim ağı bir empoze etme aracı olmuştur. Yine iletişim ağı sayesinde bir ülkedeki spekülasyonlarla kendi ülkemizdeki borsalar alt üst olabilmektedir. Yani toplum artık kapitalizmin elinde şekillenmekte olan bir kil çamuruna benzemektedir.
Değişen toplumla beraber siyaset anlayışı da değişmiştir. Örneğin işçi haklarını savunması gereken ve özel mülkiyeti ve burjuvaları pek sevmemesi gereken sosyal demokrat CHP, Çankaya gibi zengin ve neredeyse işçi haklarına ihtiyacı olmayan insanlardan oy alırken, tamamen liberalizmi savunan ANAP, işçi ve köylülerden daha fazla oy almıştır. Bu da bize siyasi kültürün de artık yozlaştığını, ideolojilerden çok kandırmacıların ve empoze etme eylemini en iyi yapanların iktidarı aldığını/alacağını göstermektedir.
İşte kapitalizm öyle bir şeydir ki herkesi ve her şeyi ele geçirmeyi çok iyi bilir. Sokaklarda solcu olduğunu sanan gençlere işçileri sömürerek ürettiği Che tişörtünü satar ve altlarına da bir marka kot verir. Tabii cebine de bir paket Amerikan sigarası koymayı eksik etmez. Gencin savunması hazırdır: “Kotu sağlam yapıyorlar, bu sigara öksürtmüyor ve tişörtümde ne var Nike değil ya!”. Eylemde arkadaşını aradığı telefon ve GSM operatörü, kullandığı bilgisayarın işlemcisi ve işletim sistemi Windows da en büyük kapitalistlerin eseridir. Eylemde acıkınca gittiği McDonalds’ -hadi biraz ideolojisine bağlı olsun Adanacıya gitsin- orada içtiği kola hepsi kapitalizmin eseridir. İşte kapitalizm insanı böyle içine alır, ideolojileri bile yozlaştırır. Bu genç iyi bir iş bulursa davasını unutur, davası unutturulur. Böyle bir dünyada hâlâ neyi savunuyoruz, hangi ideoloji gerçek?
Küba gibi turistlere ayrı lüks taksiler verip halkımızı döküntü minibüslere mi bindirelim? Bu herhalde sosyal adalet anlayışı olsa gerek.
Artık dünya ve toplumda belli şeyler oturmuş ve kökten değişimi kaldıramayacağı açık. Bizim yapmamız gereken bu sistem içinde en iyi sosyal adaleti sağlamak. Bunu yaparken de ne bir liberal gibi işçiyi sömüreceğim diyerek korkutarak, ne sosyalist gibi kapitali elinden her şeyi alacağız diye korkutarak hareket etmeliyiz. Amaç en adaletli en gerçekçi/ütopya olmayan sosyal düzeni sağlamak. Bunu uygularken de asla kendi kendini yok etmeyeceğini ya da kendi ülkemizde uygularsak diğer ülkelerden geride kalmayacağımızı ve halkımızın diğer ülke insanları ile aynı refah düzeyinde yaşayacağını, günümüz dünya koşullarını da değerlendirerek hareket etmeliyiz. Tabii en önemlisi bu yeni sosyal düzen uğruna bu düzeni hiç göremeyecek ama uğrunda anlamsızca ölecek insanlar/şehitler/kahramanlar olmamalı. Halk kendi için en iyi/adaletli bu düzeni kabullenmeli, tabii zeki ve çalışkansa…



