Dokunmadan sevişme tatları kalmadı artık limonata bardaklarında. Gerçi limonata bardakları da kalmadı ya kafelerde, neyse… Espressodan, latteden, kolalardan geçilmiyor sokaklar. Kampanyadan gelen binlerce kola şişesinin içine sıkışmış aşklar sarmış durumda etrafı. Ve yine kampanyadan gelen hediye SMS’lerle zaman geçirilirken, nedenlerini sorgulamadan harcanan ömürlerle dolu her köşe başı da örnek olmuyor bir türlü gençlere.
Nerede sabah orda akşam anlayışının verdiği heyecan, yerini, nerede oyun birinciliği orada durmuş beyin görüntüsüne bırakmakta. “Hadi sinemaya gidelim” li hoşca davetler, “Hadi grup kurup puanlar toplayalım” lı sanal karmaşayla yer değiştirdi. Bir suyun değerinden çok ram’in değerini önemseyen, hard disk çökünce dünyası kararan, mum ışığında ders çalışmanın tadına varamayacak beyinler yetiştirdikçe kaybetmeye mâhkum olacağız sanırım. Bir gün aç kaldığımızda klavyeden başlayacağız yemeğe, ama daha aşağıya inmeden boğazımızda düğümlenip kendi kaosumuzda boğulup gideceğiz. Limonata bardakları eşliğinde, dokunmadan sevişen bir nesil de arkamızdan ya gülecek ya da ağlayacak. Ve “Keşke dokunarak sevişseydik” diyecekler…



Aslında,modern hayat dedikleri şey bizden neleri götürüyor,neler getiriyor.Maddi olarak bize çok yenilik,imkan sağladığı kesin.Peki manevi olarak?Birçok şeyi alıp götürüyor.Biz napıyoruz.İçimizdeki geçmişe ait birikimleri modern hayatın tüm saldırılarına rağmen korumaya çalışıyoruz…
Tülay Hanım bütün yazılarınızı okudum.Ama aslında sadece okumadım.Okurken yazılarınızdaydım.İstanbul’un havasını soludum,geçmişin özlemini uzaklara dalarak hissettim…
Elinize,yüreğinize sağlık.Yazılarınızı bizlerlerle paylaştığınız için teşekkür ediyorum.
Gelecek tanımında Wall-E de ki yerinden kalkmayan insanlar geldi aklıma, sanki gerçekten oraya gidiyoruz. web-cam aracılığıyla ne tür sapkınlıkların kol gezdiğini biliyoruz. insanlar giderek yaptıkları eylemin hakkını verememeye başlıyorlar. ve bence ” keşke ” diyecekler.