Güneş batıyor. Kızıllığına bürünüyor ufuk. Sonra mai, lacivert, koşuşturan kalabalık, sokak lambaları ve hüzünlü SİYAH! Siyah kapıların ardındaki siyah odaların birinde bir gül-i siyah. Kendi siyah, dikeni ateş. Mecnun’un Leyla’sı, Kerem’in Aslısı, Yusuf’un Züleyha’sı bu ateş. Ah şehr-i destan İstanbul… Viranelerinin birinde çığlıklar koparıyor kalbim.
Ağlamaklı gözlerimin akıttığı siyah yaşlarla yazıyorum ATEŞİ, ATEŞİMİ… Ateşin getirdiklerini, hasretimi, hüznümü, kendimi… Haşim’i daha da seviyorum şimdi. Ateşin gazabını bu siyahta hissettiğini, paylaştığını bilmemden olacak.
“Akşam yine akşam…”Ürpertili bir sükût titretiyor bacaklarımı. Ve tenhada bir mey şişesi kırılıyor… Yarı ölü bir bedenin can çekişen ruhunu alıp götürüyor cam kırıkları. Bir veda şarkısı hicran makamından inliyor. Bir kapı gıcırtısı ezelin bağrından kopup geliyor. İşte akşam bütün debdebesiyle hüzünlü SİYAH!
“Yine akşam yine hüzün,
Akşam yeni, bela eski
Hangisine inanırsın belaya mı akşama mı?
Yine yoksun yine karşımda yüzün/hüzün”



yine muhteşem yazılar.denizin bir gün iyi bir yazar olcandan eminm.ve onu çok sevyorm.can dostn güzel insan
süper bayıldım nekadar içten nekadar samimi bundan sonra okumaya devam edicem
teşekkür ediyorum bu yorumlar sayesinde daha da yazmak istiyor canım…herkes bolca yazsın deneme yazıcıları kardeşliği adına:)
çok güzel gerçektende. tebrikler…