Musa’nın çölüne düştü hüzün. Gece karanlığında koşan atların ayak izlerinde birikti su, gözler yine ağlamaklı yine hayatlar ağıtla bitti. Yabancılardan korkan kadınlar sardı geceyi. Çocuklara nasihatler vardı bedevi çadırlarında. Firavunun ayak izlerinde büyüyen çocuklar suskundu, yine mutsuz baktılar hayata; yine ağlamaklı.
Çöl gecesi sancıları vardı dünyaya dair. Tanımakta geciktiler dünyayı. Sandılar ki her şey on emirden ibaret, sandılar ki firavun kızmayacak onlara, sandılar ki sınanmadan girecekler cennete.
Gün doğumunda tanıdılar ölmeyi. Karanlık işaretlerin esaretinde yayıldılar çöle, firavuna baş kaldırdıklarında yanlarında Musa vardı. Tanrısallaşmış beyinlerin düşlerini kırdılar, suçları buydu. Zeytin ağaçlarında toka yapan kızların hayallerinde gerçekleşti suyun kabarması.
Göremediler toprağın yarıldığını gözlerini kör etmişti hırsları. Koşun diyordu, koşturun atlarınızı. Musa ve kavmi kaçıyor, yakalayın bağrışlarında verildi emir suya.
Anlamadılar Musa emre uyuyordu, kaçmak yakışmazdı peygambere. Su boğmadı onları, boğan hırslarıydı. Hırslarında boğuldular. Ve tarih onları yazdı. İbretlik bir çöl gecesi Musa’nın kavmi gerçeğe erdi. Yan yana geçerken on iki yol birbirini görecek şekildeydi. Musa’nın kavmi suyun içinde geçerken birbirini görmesini diledi yaratıcı. Belki de korkuları ölsün istedi. Birbirine bakarak koşar adım, “Ya Rab!” diyorlardı.
Yaşadığımız korku yeter. Su ile korkutma bizi. Kardeşlerimizin sağ olduklarını görmeden nasıl geçeriz suyu? Suyu geçerken geride kalan sadece, Musa’nın arkasından Firavun’a göz kırpanların sesleriydi.


semra hanım, su boğmadı onları boğan hırslarıydı cümlenizi yazıdan ayrı bir yere çekip, ayrıca kutluyorum. belki buradan hissesini alanlar olacaktır.
[bu yoruma cevap ver!]