Nazım Hikmet söz konusu olduğunda, hemen hemen herkesin durup söyleyecek birkaç çift sözü vardır eminim. Ama Mayakovski denildiğinde durum pek buna benzemiyor. Ancak, bu iki şairin benzerlikleri ve etkileşimlerinin, çoğu kişide merak uyandıracağını düşündüm. En azından şu ana kadar öyle olmuş olmalı ki, Nazım ve Mayakovski bir çok kez karşılaştırmalı edebiyata konu olmuş.
En son, Kül öykü gazetesi böyle bir yazıya içeriğinde yer vermiş ve bence oldukça detaylı bir yazı hazırlamışlar. Bende Nazım’ı bu sefer farklı bir açıdan ele almanın fena olmayacağını düşündüm. O yüzden birkaç şey söylemek istedim.
Doğal olarak bu iki şairin en büyük ortak özelliklerinden birisi, içinde bulundukları ülkenin geçiş döneminde yaşamış olmalarıdır. Mayakovski, Çarlık Rusyasıyla Lenin devriminin, Nazım ise Osmanlı İmparatorluğuyla Atatürk devriminin bir arada olduğu dönemlerden geçtiler.
Rus fütürizminde, İtalyan fütürizminin etkisinden özgün olarak bir sanat anlayışına sahip olan Mayakovski’nin, Nazım üzerindeki etkileri gayet açıktır. Önceleri hececi bir şair olarak bilinen Nazım Moskova’dan dönüşünde “serbest nazım” olarak adlandırılmasına sebep olan şiir biçimine sahip serbest uyaklı ve basamaklı dizelerden oluşan şiirler yazmıştır. Mayakovski’nin şiirinden etkilendiğini söyleyen Nazım, Moskova’dan dönüşünde bu yeni tarzının ilk ürünü olan şiirini yazacaktı;
“Açların gözbebekleri
Değil birkaç
değil beş on
otuz milyon
aç
bizim!
Onlar
Bizim!
Biz
Onların!
Dalgalar
Denizin’
Deniz
Dalgaların!
Değil birkaç
değil beş on
30,000,000
30,000,000
Açlar dizilmiş açlar!…”*
Şiirlerin şekil dışında ki benzerliklerinden en önemlisi de, kullanmış oldukları siyasi dildir. Birbirine yakın siyasi görüşlerin sahipleridir ve her ikisi de ideolojik görüşünü sanatına yansıtmayı görev bilmektedir. Bundandır ki, ilk kez Nazım Türk şiirinde aşk ve doğa temalarının şiirleştirilmesine karşın, emeğin şiirleştirilmesine yer verenlerdendir.
“Almanya İnkilabını Beklerken
………
Göbeğinden çatlayacak Avrupa.
……….
Hava fırtınalı
……….
Komünist fırkası koş
Dümen başına!
Çabuk!
İşin gerisi gelirdi çabuk
Amele, köylü şürası olsaydı bir kere ah!
Rayıştah…
…”**
“Lenin Destanı
…
Toplanın
emekçiler,
bir araya gelin son kez!
Köleler
doğrultun
bükük belinizi,dizlerinizi!
Dizilin sıra sıra
emekçiler ordusu haydi ileri
haydi ileri!
Bin yaşasın devrim,
sevinçli, hızlı devrim!
…”***
İkisi de ülkeleri için en iyisi olduklarına inandıkları siyasi görüşü şiirleri yansıtmaktan kaçınmadılar ve edebiyat tarihinde ki yerlerini belki de buna borçlular.
* Nazım Hikmet Ran
** Nazım Hikmet Ran
*** Vladimir Majakovskij



Nazım Hikmet’in birçok şiirini okumuş biri olarak birtakım yorumlarda bulunmak istiyorum.
Öncelikle Nazım Hikmet’i iyi bir şair olarak görmüyorum.Toplumda çok büyük bir yer edinmiş, sevilen bir şair olabilir.Bu beni ilgilendirmiyor.Beni ilgilendiren onun üslubu, tarzı ve şiiri inşa edişi.
Eski şiir geleneğini hiçe sayan yeni şiir akımlarının başladığı gibi söndüğü postmodern dünyamızda, eskiyi geri getirmenin de olanaksızlığını bilen biri olarak, yorumlarıma devam etmek istiyorum.
Nazım Hikmet’in, sözünü ettiğiniz Mayokovski ile benzerlikten ziyade taklite kaçan bir aynılığı olduğunu düşünüyorum.Fütürizm adını verdiğimiz makinelerin sesleri, global dünyanın bizde bıraktıkları vs. bizim geleneğimiz değil.Nazım efendi geleneğe karşılık boyutunda irdelendiğinde bizi yansıtmayan, bizim kültürümüzü benimsemeyen birisi.Başlangıçta milli ve dini şuurla yazmış olduğu şiirleri var.Herşey Komünizm’i kabullenmesiyle başlıyor.Beni ilgilendirmiyor ya onun komünist olması ben şiirlerini de beğenmiyorum.Yazamıyor.Çoğu kişi beğeniyor ama çok pohpohlandığı için.Sıradan bir şair benim gözümde.Onu yerin dibinden göklere çıkaran zihniyet de komünizmi araç olarak kullanıyor.Herşey bundan ibaret.Nazım Hikmet kaliteli bir şair değil.Türkçe’yi iyi kullanan, Türkçe’yi iyi işleyen bir şair değil.Bunu öznel bir yaklaşımla değil nesnel bir yaklaşımla söylüyorum.Açıkçası alelade.
Nazım Hikmet’in basamak şiiri adınız verdiğimiz şiirlerinde örneğin :
Hava kurşun gibi ağır
Bağır
Bağır
Bağır
Bağırıyorum!
gibi şiirlerinde aruz kalıbı kullandığını görüyoruz.Bu bağlamda eskiyle arasında bir bağ var.Ama parnasizm, empresyonizm gibi akımlara yönelmeyişi, şiirlerini fütürizm tarzında yazması bence hoş değil.Gerçeği herkes görüyor Nazım Efendi!Önemli olan bunu sanatlı bir şekilde anlatabilmek.Nazım’ın sanat anlayışınıdaki zaafiyeti bence yetenek eksikliğinden kaynaklanıyor.
yorumunuzu çok sığ buldum ve söylediklerinize bir anlam veremedim..Nazım Hikmet yetenek yoksunudur demek edebiyattan şiirden bir parça olsun bieyler kapmamış, zira basma kalıp modeller üzerinde takılıp kalmış bir okuyucu olduğunuzu gösterir kanımca..
Evet Nazım’ın ideolojisi bana ters kalsada tabularımı yıkıp, bazı şiirlerinin harika olduğu kanısındayım. Her şiiri hoşuma gitmez. Ama hoştur Nazım Bey’in bazı şiirleri.
@Fatih Emre Polat,
Türkçe konusunda size katılıyorum fakat her şiiri basit değildir gözümde. cek’li cak’lı şiiri, şiir değildir bana göre ama Tahir ile Zühre şiiri tam bir şiirdir bana kalırsa.Bu tarz şiirlerini beğenmişimdir.Ama her şiirinde bu yoğunluğu, bu dili kazanamamıştır.
Ayşegül Yıldırım’ın bu denemesini de, Nâzım’ı yanlış biçimde Nazım diye yazmasının dışında, sevdim. Çağlarını etkilemiş iki dünya şairini, şairi kısa ama tarihsel ve somut değinmelerle ele almış, yordamınca didiklemiş.
Gene ve ne iyi ki, bu denemede de, nesnellik ilkelerine olabildiğince sadık kalınmış. Nâzım’ın da, Mayakovski’nin de, şiirlerinin ağırlık merkezini siyasal yönelimlerin belirlediği vurgulanırken, o yönelimlerin arkasında ya da karşısında durmak gibisinden bir “tarafgirlik” eğilimi benimsenmemiştir.
Ayşegül, bu denemesinde, eleştirmen tavrından ziyade, incelemeci tavrındadır çünkü ve doğrusu da öyle davranmasıdır.
Ayşegül’ün, özünde coşkulu, taşkın bir kalemi var. Fakat, coşkusallığını, savrulmalara ve yersiz aşırılıklara hiçbir vakit feda etmiyor. Mantıksal denetim düzeneği de, dipten dibe çalışıyor yazarken, bu yönünü sevinçle hissettim.
—
Yazıyı yorumlayan arkadaşlara da iki kelâmım var bu arada. Anlaşılıyor ki, her iki arkadaş da, ciddi ciddi ilgileniyorlar edebiyat emekleriyle. Nâzım’ı severler, sevmezler; karışamam. Kendi beğenilerine kalmış bir seçimdir. Ancak, her ne olursa olsun, Nâzım Hikmet, veyahut yaygın söylenişiyle Nâzım demek varken; Nâzım Efendi, Nâzım Bey türünden telâffuzlarda bulunmak, doğru değil. İyi niyetlerinden şüphe duymadığım iki arkadaşa da dostça uyarı sayılsın isterim, bu cümlelerim.