Nazım’ı kendinden sonra en güzel anlatan cümleler (Nazım’a dair okuduklarım arasında)… Nazım’ı bu kadar özümsemiş bir şair olduğu için, bende bu etkiyi uyandırdığı için şair Güray Öz’e teşekkür ediyorum. Sararmış bir gazetenin haftasonu ekinden kopardığım yazıyı sizinle paylaşmak istedim. Nazım’ı anlamak için…
["Sevgililerine, sevdalılarına ve davasına tutkuyla bağlanan ve "Vasiyet" başlıklı şiirinde, "Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni / Ve de uyarına gelirse, / Tepemde bir de çınar olursa / Taş maş da istemez hani…" diyen ondan; yani Nazım Hikmet’den resim gibi şiirler okudum. Şiir gibi resimlere fotoğraflara baktım. Şiir gibi insanlar, baştan ayağa şiir olan hayatlar tanıdım; şiir gibi inkarlar, şiir gibi isyanlar yaşadım. Sokakta şiir gördüm; sarayda, bahçede, sinemada, gecekonduda, tren istasyonlarında, yorgun kasabalarda, çılgın şehirlerde, yangın yerine dönmüş hapishanelerde, hep şiir gördüm. Mazluma, isyancıya yakın duruyordu; zalimden, zorbadan uzaktı. İnsan olan her şeyde, insanın baktığı her yerde şiir vardı. Şiir vardı, ama şair her zaman yoktu. Şair olmayınca şiir olur mu? Oluyordu aslında. Onu kağıda geçirmek için gerekiyordu şair. Ama şairin hası olacak. Şairin hası insanın tüm hallerini yazabilir. Ressamın hası insanın tüm hallerini resmedebilir.
Mutluluğun şiirini yazmakta zorlanıyor şairler. İnsan hallerinde mutluluğun hali az olduğu için mi, insan mutluluğu yakalamakta beceriksiz olduğu için mi, bilmiyorum. Bir Pazar günü hapishane avlusunda, pırıl pırıl bir güneş altında sırtını duvara dayayıp, Bugün ne düşmek dalgalara / Ne kavga ne hürriyet ne karım / Toprak güneş ve ben bahtiyarım. Diye yazdığını biliyorum.
Ama bu değil; bu bana çok hüzünlü gelen şiir değil, mutluluğun şiiri. Belki yanılıyorum, belki o artık başka bir boyuttur, ama mutluluğun şiiri yazıldığı gün, şiir bizi bırakır gibi geliyor nedense. Ulaştığımız küçücük mutlulukları içselleştirdiğimiz için böyle düşünüyor belki de insan. Belki de bu yüzden "mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?" diye sordu şair. Ama umudun şiiri olabiliyor; "motorları maviliklere süreceğiz" demedi mi?
Dedi !
Motorları maviliklere sürmenin de bir iç hüznü var. Ulaşılmaz olana ulaşmayı hep ummanın; onu ulaşılır kılmanın derin kelimeleri var. Şiir zaten nedir? İnsan hallerini, umutlarını, aşklarını ve incecik hüzünlerini, insanların müthiş yenilgilerini ve yeniden ayağa kalkma güçlerini anlatan şiir… Nazım’ı okuyanlar, okuduklarını onun hayatıyla birleştiremedikleri zaman, ne kadar çok şey kaybettiklerini önce anlayamazlar. Bir zaman sonra, eğer yüreklerindeki şiir uyanmışsa, Nazım’ın verdiklerinin tümünü alamadıklarını hayretle görürler. O’nun baştan aşağı şiir olduğunu anlamadıkları için ansızın ve suçüstü yakalanmış gibi olurlar. Nazım böyle bir şiirdir.
"Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar" dedi Nazım. Öyleyse süreceğiz. Gölge güneşin sadece kanıtıdır, başka bir şey değildir. Şimdi de buna inanıyorum. İnsanın yaşadığı her anın içindeki parıltının ve koyu gölgenin güneşten geldiğine inanıyorum. O, "güneşi zapt etmeye", "Kerem gibi yanmaya" çağırmadı mı bizi? "toprak çanaklarda güneşi içenlerin türküsünü" söylemedi mi? Yoksulların, mazlumların "açların gözbebeklerini" , "kavgaya boydan boya" girenlerin türküsünü en iyi Nazım yazdı. Durmadan yazdı. Yazar gibi kavga etti. Kavgayı hayal ederek değil, yaşayarak yazdı …"] (Güray Öz , ‘’Nazım’ın Daktilosu’’, Cumhuriyet Hafta Sonu, 13 Ocak 2007)


Motorları maviliklere süreceğiz cümlesini okudum ve aklıma motosiklet günlüğü geldi. Hey gidi tutkulu, idealist, maceracı genç doktor ve devrimci Che…Çok sağol Hocam bize bunu hatırlattın.
[bu yoruma cevap ver!]
Elinize sağlık. Bir gün mutlaka…
[bu yoruma cevap ver!]
yorumlarınız için cok tesekkürler.Bir gün Nazım’ı anlayacagız ve güzel günler, umutlu günler görecek cocuklar…
[bu yoruma cevap ver!]