Bazı kitaplar vardır ki bir okuyuşta bitiresiniz gelir. Elinizden bırakamazsınız, sizi başka diyarlara sürükler. Yazarın
hayal dünyasıyla baş başa kalırsınız. “Neveser” tam da bu özelliklere sahip bir romandır. Bu eser, Cengiz Özakıncı adlı değer verdiğim bir ulusçu yazarın okuduğum dördüncü kitabıdır. Bundan önceki okuduğum kitapların özetlerini sizlerle paylaştım. Bunlar İslâm’da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü, İblisin Kıblesi ve Yeni Osmanlı Tuzağı idi. Adını verdiğim eserlerin üçü de araştırma-inceleme üzerine kurulu kitaplar olup, dopdolu bilgilerle donatılmıştır. Bu kitaplarda onlarca gazete kesiti yer almakta ve yine onlarca alıntı yapılan eser bulunmaktadır. Ayrıca hiçbir yerde bulamayacağınız sayısız ve hayret verici fotoğraflar da cabası. Bu kitaplarda yılların bilgi birikimine şahit oluyor, hakikî araştırmanın ne demek olduğunu öğreniyorsunuz. Cengiz Özakıncı gerçekten önünde şapka çıkarılacak Müslüman bir aydın. Onun kitaplarını okuduğunuzda onun için kullandığım “Müslüman bir aydın” sıfatını idrak edecek, kavrayacaksınız. Allah, Cengiz Özakıncı gibi yazarları başımızdan eksik etmesin. Bu arada Cengiz Özakıncı’yı hiç eleştirmeden tasvip ediyor değilim; özetlerimde onun bulduğum yanlış yönlerini de açıklıyor, sizlerle paylaşıyorum. Nitekim arabeskin üç silahşorından-diğer ikisi Ferdi Tayfur ve Müslüm Gürses- biri olan Orhan Gencebay’ın dediği gibi: “Hatasız kul olmaz.” Önemli olan Cengiz Bey gibi her şeye şüpheyle yaklaşmak, kimseye benzemeye çalışmamaktır. Eğer biz her yazarı eleştirmeden, sorgulayıp soruşturmadan kabul edersek gerçek bir yazar olamayız. Yazar dediğin kalemini konuşturmalı, eleştirel düşünebilme yeteneğini muhafaza etmeli ve geliştirmelidir.
Cengiz Özakıncı’nın bu eserinin ilk basımı Ağustos 2004’te gerçekleşmiş ve eser 27. basıma ulaşmıştır. Eserin Filika Yayınevi’nden çıkan basımını özellikle almadım, çünkü bu basımda eserin boyutu küçültülmüştü. Daha pahalı olmasına rağmen son basımı almayı tercih ettim, çünkü Cengiz Özakıncı değer verdiğim ender yazarlardan biri. Bu eser yazarın bir başka eseri olan Dolmakalem Savaşları’nda da yer almaktadır, daha sonra Neveser adı ile ayrı bir kitap halinde satışa sunulmuştur.
Kitabın alt başlığının “yazar, ne yazar, ne yazamaz” olması, Aziz Nesin’in “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” kitap başlığını çağrıştırmaktadır. Kitabın kapağında bulunan Cumhuriyet gazetesi, onun üzerinde kırılmış bir kalem ve caddede yalnız oturan umutsuz bir kadın dikkat çekmektedir. Cumhuriyet gazetesinin ön yüzünde merhum Uğur Mumcu’nun büyükçe bir fotoğrafı göze çarpmaktadır. Kapakta bulunan üç simge de kitabın konusuyla bağlantılıdır.
Neveser’de Cengiz Özakıncı kendi ağzından kendini anlatmakta, kendisine hayran olan bir okura kendini tanıtmaktadır. Ve biz okurlar da Cengiz Bey’in karakteri hakkında az çok bilgi sahibi olmaktayız. Bu yüzden Cengiz Özakıncı’yı tanımak isteyenlere şiddetle tavsiye edebileceğim bir eser Neveser. Ben kafamdaki birçok soru işaretini bu kitap sayesinde giderdim. Cengiz Bey’in nasıl bir yazar olduğu kafama enikonu yerleşti. Neveser’in yazara bizzat yönelttiği sorular biz okurların da Cengiz Özakıncı’yı tanımasını, tatmin olmasını sağlıyor. Mesela bu eserle Cengiz Özakıncı’nın hiçbir olayı tesadüf olarak nitelemediğine, her olayın altında bir bit yeniği aradığına olan inancım beton gibi sağlamlaştı, kuvvetlendi. Yazar bu eseri kuvvetle muhtemel kendisini tanımak isteyenleri göz önünde bulundurarak kaleme almış. Aslında her yazarın böyle kendini anlatan eserler kaleme alması- iki farklı açıdan önem taşır ki- hem okuyucuları tatmin edecek hem de yazar hakkında araştırma yapanlara, tez hazırlayanlara eşsiz bir kaynak mahiyetinde yararlı olacaktır.
Kitap iki bölümden meydana gelmiştir. Bunlardan birincisi “Başlar ay doğarken saltanatı sultan-ı yegâhın” şarkısından alıntı olan Başlar Ay Doğarken’dir. İkinci bölüm Sen Benim Şarkılarımsın adını taşımaktadır. Üstteki satırlarda da belirttiğim gibi yazar her iki bölümde de yine bilgi vermeden edememiş, ancak birinci bölüm ikinci bölüme nazaran daha ağır kalıyor bu alanda.
Bu romana toplumsal gerçekçi bir roman diyebiliriz. Yazar gazete kupürlerinden aldığı bilgileri bir roman tarzından okuyucularıyla buluşturmuş. Dolayısıyla bu eser Erol Toy’un eserlerine benzetilebilir: Ne tamamen hayal ürünü ne de tamamen hayal dışı. Bu romanı okuduktan sonra yazarın gerçekten romanın içinde yaşayıp yaşamadığını merak ettim. Acaba Neveser adlı bayanla gerçekten bir otelin restoranında buluşup sohbet etti mi Cengiz Özakıncı? Ve Cengiz Özakıncı’nın gerçekten bir kızı var mı? Bunun gibi birçok soru geldi aklıma.
Okurlar bu kitabı okurken Cengiz Özakıncı’nın diğer eserlerinin atmosferini yaşayacaktır, onlardaki bazı bilgileri, cümleleri bu kitapta da bulacaktır.
Romanın ilk bölümü eskiden solcuların işkence gördüğü, şimdiki adı Four Seasons olan Dersaadet Cinayet Tevkifhanesi’nde geçiyor. Yazar bu otelde kendisinin bir hayranı olan Neveser adlı bayanla karşılaşmayı bekliyor. Beraber oturup yemek yiyorlar. Ama yazar yemek yemekten çok düşünmek ve anlatmakla uğraşıyor ve böylece yemeğini soğutuyor. Oteldeki bazı kişileri ünlü simalara benzetiyor. Mesela bunlardan biri “Orhan Pamuk kılıklı adam” adını verdiği kişidir. Onun yanında Sam Amca dediği kişi oturmaktadır. Otelin hemen dışında Deniz Gezmiş’i volta atarken hayal etmektedir yazar. Böylece yazar bize hem geçmişi hem de şimdiyi yaşatmakta, geçmiş ile içinde yaşamakta olduğu anı bütünleştirmektedir. Bu bölümde yazar daha ziyade İsrail ile İsrail’in Kürt kartı hakkında açıklamalar yapmaktadır. İsrail’in Dışişleri Bakanı Yinon’un 1982’de verdiği şu demeç akıllara durgunluk vermektedir: “Irak kuzeyde Kürt, ortada Sünni, güneyde Şii olmak üzere, etnik ve mezhep ayrılıkları temelinde üç devlete bölünecek.” PKK bile sahneye çıkmamışken verilen bu demeç bizi düşünmeye sevk etmektedir. Ayrıca yazar Uğur Mumcu cinayeti ile bilgili bilgiler vermekte, onun ölmeden önce Kürt-İsrail ilişkisi ile ilgilenmekte olduğunu belirtmektedir. Mesela Uğur Mumcu öldürülmeden on yedi gün önce Cumhuriyet’teki köşesinde İsrail’in Ortadoğu’da bir Kürt Devleti kurulması için daha 1968-1969’larda eyleme geçtiğini, özellikle Barzani aşiretine para, silah, donatım ve çeşitli destekler sağladığını kaynak göstererek yazmış. Ertesi gün ise yakında Kürt milliyetçileri ile istihbarat ajanları arasındaki ilişkileri açıklayacağım demiş. Böylece Uğur Mumcu’yu kimin öldürdüğünü tam olarak bilmesek de tesadüflere inanmayan Cengiz Bey bize kendince bazı ipuçları vererek bizi tenvir etmeğe, kafamızdaki yapbozun parçalarını yerli yerline koymaya çalışıyor. Bu bölümde bir de Yahudilerin aslında Kürtlerle kan bağı olduğunun haberden habere yayıldığını belirtiyor Cengiz Özakıncı. Meğer Y kromozomu her iki ırkta da bulunuyormuş. Cengiz Bey bu uyduruk haberi “İsrail’in Kürtlere yakınlaşma çabası” olarak yorumluyor, ki Kürdistan hayalini de bu bağlamda açıklamaya çalışıyor. Ortadoğu’daki en büyük problemin su olduğunun, İsrail’in Fırat’ın suyuna kesinlikle muhtaç olduğunun altını çiziyor yazar. Ve Şimon Peres’in “Bundan sonraki Ortadoğu Savaşı toprak yüzünden değil, su yüzünden çıkacak; su üretmek için imkân oluşturamazsak su için savaşacağız.”tümcesini alıntılıyor yazar. İsrail’in Arz-ı Mev’ûd ideali sürdüğü sürece bizim topraklarımıza göz dikmekten vazgeçmeyeceklerdir.
İkinci bölümü kısa keseceğim. Burada dikkatimi çeken ve aklımda kalan şu oldu: Çay içmeğe davet edilen yazar masada bulunan bir bayanla Çetin Altan konusunda sohbet ediyor. O bayan, Çetin Altan’ın hayranıymış, yazılarını okumadan edemezmiş her sabah. Cengiz Bey, Çetin Altan’ın dönek bir yazar olduğunu anlatmaya çalışıyor bayana, Çetin Altan’ın fi tarihinden kalan yazılarından alıntılar yapıyor, örnekler veriyor ve onun düşünceleri 180 derece değişen bir yazar olduğunu anlatıyor. Eskiden devleti savunan devletçi bir yazarın şimdi ulus-devlet karşıtı bir çizgi izlemesini tutarsızlık olarak yorumluyor ve Çetin Altan’ı “dâhi yazar” olarak nitelendiren bayanı Çetin Altan konusunda temkinli ve geniş düşünmeye davet ediyor. Acaba ne oldu da Çetin Altan ulus-devlet karşıtı bir yazar olup çıkıverdi? Yoksa Çetin Altan’ın pili mi bitti, kapitalizmle savaşacak gücü kalmadı mı? Aklıma bu tarz sorular geliyor. Anlayacağınız Çetin Altan “düşünceleri 180 derece değişen” yazarlar kervanına katılıyor Cengiz Özakıncı’nın gözünde. İşte Çetin Altan dışında bu kervana katılanların bazılarının isimleri: Aytunç Altındal, Mehmet Şevket Eygi, Kadir Mısıroğlu, Aziz Nesin, Abdurrahman Dilipak… Benim aklıma gelen isimler bunlar sadece. Kim bilir daha kaç kişi Cengiz Özakıncı’nın kaleminden nasibini aldı, ağına yakalandı!
- Yazının başına dön!azizkan86
Yazar Hakkında

Web Sitesi: http://www41.websamba.com/yazarlar/
- Osmanlıca Üzerine
- Başbakan Youtube Yasağını Delerken Bize Ne Yapmak Düşer?
- Nosferatu, Bir Dehşet Senfonisi…
- Nasıl Desem…”Michael Jackson”dı O İşte…
- Kim Bu “Emo” Diye Tabir Edilenler?
- Sanadır; Kalp(DE) Mıhlanan, Sine(DEN) Kopan
- Welkom de Heer Hiddink!
- Yaz Çocuk
- Sivas Katliamı
- Kadınım
- İçimdeki Savaş ( 1. Gün )
- Formula 1 Kabuk Değiştiriyor
- Böyle Buyurdu Editör:
- Kaset Bandı Serisi (cilt-1) Rock Müzik
- Hastalık Hastaları…
- Cennet de Bende Cehennem de
- Gerçek Zenginliği Öğrenmeye VAR mısın YOK musun?
- Allah’ın Kadrini Hakkıyla Takdir Edemeyenler
- Yol Tıkanınca
- Devlet ve Hükümet Politikası
- 2010 Sözü ve Güveni Yitirmek
- Derin Yahudi
- Yaşar Nuri’nin Benzetmeleri Üzerine
- EVET Mi HAYIR Mı?
- Bezuar Keçisinin Mucize Özelliği
- Ölümü Düşünmekten Kaçınmak
- Penguenlerdeki Fedakârlık
- Leylâ ile Mecnûn Kalbin Şehrâyini
- Bizler Mahkum Edilenler, Onlar Oyunun Kurnazları!
- Bizsizleşmek



