Deneme Yazıları



DY | üyelere özel



| Kaydol | Parolam?

DY | reklam

DY | kitapyurdu

internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.

DY | sen de dene!

DY | haberler

I'm listed in Personal

Nietzsche Ağladığında

  |  25 Ekim 2009  |  Kitap

Eğer okuduğunuz kitap sizde tekrar okuma hissi uyandırmıyorsa, iyi bir kitap değildir. Bugün bitirdiğim Nietzsche Ağladığında adlı kitap bende tekrar okuma hissi uyandıran nadir kitaplardan biri. Diğer kitapları şöyle sıralayabiliriz: Sefiller, Suç ve Ceza, Böyle Buyurdu Zerdüşt, Karanlığa Okunan Ezanlar ve Demir Ökçe. Aklıma gelen temel kitaplar bunlar. Sonuna geldiğimde hayal kırıklığına uğratan kitaplar, tüylerimi diken diken eden kitaplar, gözlerimi yaşlandıran kitaplar… Bu kitaplar aklınızdan hiç çıkmaz ve hayatınız boyunca elden düşürülmeyecek niteliktedir. İşte Irvin Yalom’un yazdığı Nietzsche Ağladığında adlı kitap bu mahiyettedir. Bu eşsiz kitap ile tanışmamı sağlayan sevgilim Elif’e sonsuz teşekkürlerimi takdim etmeyi bir borç bilirim.

Kitabı okurken yazarın yazdıklarında bir gerçeklik payı olup olmadığını merak ediyordum. Neyse ki, kitabın son sayfalarında yazar bir not düşmüş ve bu notta neyin kurmaca, neyin gerçek olduğunu açıklamış. Kitabın dört ana karakteri, Breuer, Nietzsche, S. Freud ve Lou Salome uydurma değil. Diğer karakterlerden Breuer’in karısı Mathilde, Anna O. da uydurma değil. Nietzsche ile Breuer’in hiç karşılaşmadığı söyleniyor ama sağlık sorunları olan Nietzsche’nin dönemin ünlü bilim insanı Breuer’i görme ihtimali yok değil. Freud, Breuer’in öğrencisidir ve psikanalizin kurucusu sayılır. S.Freud’un Nietzsche’den etkilendiği söylenir. Yazarın bir notu da Lou Salome’un kişilik özellikleri itibariyle  doktor Breuer’dan yardım istemesinin  gerçekte olabilmesi ihtimalinin pek yüksek olmadığıdır. Çünkü Lou Salome güçlü bir kadındır ve Nietzsche için bir başkasından yardım isteyecek kadar aciz değildir. Kitapta yer alan Nietzsche’nin Lou Salome ye yazdığı mektuplar gerçektir, fakat bunların Lou Salome’ye ulaşıp ulaşmadığı bilinmemektedir. Ayrıca, Lou Salome’un yazdığı mektuplar da Nietzsche’nin ablası Elisabeth tarafından kuvvetle muhtemel çöpe gitti. Çünkü Elisabeth baştan itibaren bu ilişkiye sıcak bakmıyor ve Salome’den nefret ediyordu. Nietzsche’nin iki dostu tarafından ihanete uğradığı doğrudur. Lou Salome ile Ree’nin evlenmesini kaldıramadı Nietzsche ve hep ihanete uğramış bir varlık olarak gördü kendini. Belki de her şeyi berbat eden Elisabeth idi.

Lou Salome ve Nietzsche hakkında çok kitap yazıldı çizildi. Nietzsche bir sürü kitap yazdı. Bunların içinden sadece Böyle Buyurdu Zerdüşt’ü okudum. Deneme tarzında yazılmıştı. Nietzsche’nin düşünceleri, üstün insan projesi okunmaya değer. Bu kitap beni öyle etkilemişti ki, kitabı okuduktan sonra on sayfalık bir yazı yazdım. Bu yazı bir özet değildi. Hayatı, insanların kötü karakterlerini, çevremdeki bazı insanların insanlıktan ne kadar uzak olduğunu sorguladım. Benim için çığır açan bir kitaptı ve hâlâ öyle.

Nietzsche Ağladığında kitabının 29.baskıya ulaşmasını anlamak mümkün. Çünkü kitabın her sayfası birbirinden değerlidir. Yaşam, ölüm, hakikat, Tanrı, özgürlük, acı, mutluluk, huzur, irade ve daha birçok kavram tartışmaya açık bir şekilde önünüze konuyor. Tartışmaların büyüsüne kendinizi kaptırıyorsunuz. Kitabı okurken kendi yaşamınızı da sorguluyorsunuz. Ki kitap tamamıyla roman değil. Bu kitap bir psikiyatrın kitabı ve gerçekle çok ilgisi var. Bu yönüyle kitabı Erol Toy’un yazdığı Kördüğüm ve İmparator kitaplarına benzetiyorum. Bu kitaplarda da gerçek ile kurmaca iç içe.

Irvin Yalom psikiyatr olarak hastalarının hikâyelerini dinledikçe herkese aynı yöntemin uygulanmasının yanlış sonuçlara yol açabileceğini sezdi. Herkes için farklı terapi uygulanması gerektiğine karar verdi ve böylece tabuların dışına çıktı. Kitabında da bunu kolaylıkla gözlemleyebiliyoruz. Devamlı değişen yöntemlerle Nietzsche’nin ümitsizliğine çare arıyor, bir yönteme bağlı kalmıyor Doktor Breuer. Hastası ANNA O. için hiç denemediği hipnoz tedavisi uygulamıştı. Yine hastası Bertha’ya “baca temizleme”tekniğini önerdi ve hastasını kısmen de olsa iyileştirdi. Bu yöntemi kısaca anlatalım: Bertha ile çok ilgilenen Doktor Breuer, ona her gittiğinde kafasındaki olumsuz düşünceleri bir bir anlatmasını istiyordu. Ve böylece baca temizliği yapılıyordu. Tedavi kısa zamanda etkisini gösterdi, fakat kalıcı bir etki bırakmadı(Breuer’in hastası Bertha ile çok ilgilendiği, bu yüzden ailesini ihmal ettiği gerçektir)

Kitap Lou Salome’un Doktor Breuer’a mektup göndermesiyle başlıyor. Mektupta Alman felsefesinin geleceğinin sallantıda olduğu, acil yardım gerektiği yazıyor. Breuer buluşma teklifini kabul ediyor ve meşakkatli bir felsefe yolculuğu ve hayat mücadelesi onu bekliyor. Salome’un cazibesine kapılıp Nietzsche’yi tedavi etmeyi kabul ediyor. Hastalığa konulan tanı ise, ümitsizlik ve intihar etme duygusu. Lou Salome’un Nietzsche’yi Breuer’a götürmesi imkânsız, çünkü Nietzsche ihanete uğradığı için Salome’den nefret ediyor. Biri gerekli Nietzsche’yi Bruer’e gitmeye ikna edebilecek. Nietzsche’nin yakın arkadaşlarından birisini buluyorlar ve bizim ünlü filozof arkadaşının tavsiyesine uyup tedavi olmayı kabul ediyor. Ve büyük bir yolculuğa adım atılıyor.

Bu özette her olayı sırasıyla yazmak istemiyorum. Bu sebeple ilgimi çeken olayları yazacağım.

Nietzsche Breuer’in muayenehanesine gelir. Breuer Salome’den hiç bahsetmez, filozofu daha önce hiç duymamış gibi davranır. Nietzsche hastalıklarını anlatır. Migren, birdenbire meydana gelen kusmalar vs… Breuer onun bu hastalıklarıyla birlikte ümitsizliğini de yenmeye çalışmayı planlamaktadır. Fakat Nietzsche bir türlü yardım almak istemez. Bu arada Breuer Nietzsche’nin eve dönmesini engellemek için devamlı yeni yöntemler bulmaktadır. Hastasının migrenine çare bulan Breuer, Nietzsche’ye bir ricada bulunur. Buna göre, Breuer hasta rolü yapıp Nietzsche’den Bertha ile ilgili kafasından bir türlü atamadığı düşünceler hakkında derdine derman olmasını isteyecektir. Haftalarca süren migren nöbetini birkaç günde iyileştirdiği için Nietzsche Breuer’e borcunu bu şekilde ödemeye yanaşmıştır. Nietzsche Viyana’da biraz daha kaldı. Hasta, doktor, doktor hasta oldu. Yani rolleri değiştiler. Ama bu rol değişimini bilmiyordu Nietzsche. Çünkü asla böyle bir şeyi kabul etmezdi. Breuer kafasından atamadığı Bertha modelini anlattıkça gerçekten bunu kafasına çok taktığını ve hasta olduğunu anladı. Artık, bu, oyunun dışına çıkmıştı. Nietzsche notlar alıyor ve muayenehaneye her gittiğinde bir sonraki aşamayı hayata geçiriyordu. Görüşmeden sonra hastasının durumunu not ediyordu. Aynı şeyi Breuer’de yapıyordu. Böylece günler geçti. Bertha saplantısı gözden kayboluyordu.

Breuer Bertha’yı anlattıkça, hem kendini iyileştiriyor hem de Nietzsche’nin gözünde Lou Salome’nin canlanmasını sağlıyordu. Böylece bir taşla iki kuş vuruyordu kurnaz Doktor Breuer. Aynı anda hem kendi hastalığına, hem de Nietzsche’nin hastalığına çare oluyordu(Breuer’in zekâsına hayran kalmamak mümkün değil)Nietzsche sorduğu sorularla Breuer’in kafasındaki Bertha saplantısını gideriyordu. Bertha’yı gidip bizzat gören-S.Freud’un hipnozuyla- Breuer onun da bir insan olduğunu cinsel cazibesinin olmadığını fark etti. Onunla ilgili bütün cinsel dürtülerini kafasından attı. Eşinin ve çocuklarının kendisi için ne kadar değerli olduğunu anladı.

Bertha saplantısını zihinden nasıl fırlatıp attığını Nietzsche merak ediyordu. Ama filozofun sözü onu geri itiyordu. Herkesin ayrı yolu vardır, demişti filozof. Nietzsche Salome saplantısını üzerinden atabilmesi için kendi yolunu bulmalıydı. Nietzsche ilk defa yardım istiyordu birinden yalvarırcasına. Breuer anlatmaya karar verdi ve Nietzsche de bu saplantıdan kurtuldu. Nietzshe artık tamamen özgürdü.

Tedavi sürecinde görüşmeler ilerledikçe senli benli olmaya başladılar. İnsanlara güven duygusunu uğradığı iki ihanetten dolayı yitiren ve insanlarla beraber olmaya alışkın olmayan Nietzsche yavaş yavaş içini döktü Breuer’e. İki taraf da ilk başta dürüst olacağına söz vermişti. İkisi de dürüst olmadığını son konuşmalarda açıkladı. Breuer Lou Salome’un mektuplarını gösterdi, Nietzsche hiç anlatmadığı Lou Salome’yi anlattı.

Nietzsche’nin cümleleri hedefi tam on ikiden vuruyor. Çok sağlam, emir verir gibi keskin ve kesin cümleleri var. Cümleler insanın yüzüne tokat gibi yapışıyor. Mesela neysen o ol, beni öldürmeyen şey beni güçlendirir ve bunun gibi birçok cümle. Bunların ortaya çıkmasında yaşadığı ihanetlerin büyük etkisi olduğu kesin.

Sosyal bir çevresi olmayan bir kişi bir dostla karşılaştığında dünyalar onun olur. Çünkü insan sosyal bir varlıktır, birilerine ihtiyaç duymaması imkânsızdır. Her insan konuşmak ister, derdini birilerine açmak ister. Ancak, sosyal çevresi olmayıp da bir ya da iki dostu olan kişi ihanete uğrarsa, kişinin insanlara karşı güvenini kaybetmesi kaçınılmazdır. Tam sevdiği insanları bulmuşken ihanete uğramak hayal kırıklığına sebep olur ve insanı alt üst edebilir. Ki bu intihara bile yol açabilir. Nitekim Nietzsche intiharı aklından geçirmemiş değildir. Ama onun güçlü kişiliği ve kitap yazmaya olan merakı onu ihanet fikrinden uzaklaştırmıştır(J.Paul Sartre’nin Bulantı adlı romanında ana karakter her şeyden tiksiniyor, kitap yazmaya olan merakı onu yaşama bağlıyordu. Önemli bir bilgi: Sartre varoluşçuluk (existentialism) akımının temsilcisidir. Nietzsche de bu akımdan izler taşıyor.) Bence Nietzsche’nin öldükten sonra anlaşılma, geleceğe çığır açan eseler bırakma gibi düşünceleri olmasaydı intihar etmesi içten bile değildi. Nietzsche 20. yüzyılda yaşadı, ama 21. yüzyılın filozofu olduğuna inanıyor. Öldükten sonra değerinin anlaşılacağına inanıyor. Kendisini de dediği gibi, külleriyle yeniden doğmayı bekliyor.

Özgürlük tartışmalarında kitabın büyüsüne kapılıyorsunuz. Breuer’in bir ailesi, işi, dostları var, ama Nietzsche’nin yok. Bu yüzden Nietzsche gibi özgür olamaz Breuer(Bu konuyla ilgili Sınırsız Özgürlük Safsatası adlı yazıma bakılabilir) Breuer bunu dostu S.Freud hipnoz ederken anlıyor. Nietzsche kimseye karşı sorumlu değil. İnsanlarla iletişime geçerken araya mesafe koymak gerektiğine inanıyor. İçinde, kendi deyişiyle, Tanrı’yı öldürmüş. Sığınacak bir Tanrı’sı da yok. Babası papaz olmasına rağmen dindar değil. Bir inanca bağlı kalmanın insanı güçsüz kılacağına inanıyor. Ona göre iman, “güçsüzlerin sığındığı bir limandır.”

Nietzsche tam bir acıların çocuğu. Hakikati aramaya ant içmiş. Acı çekerek yolunda ilerliyor ve bu çektiği acılar ona güç veriyor. Mutlu olmaktan korkuyor, çünkü mutluluğun rehavetine kapılacağından endişe ediyor. Mutlu olmamaya kendini adamış sanki. Hayatı acımasız olarak görüyor.

Güçlü bir kişilik Nietzsche. Bunu inkâr etmiyoruz. Tanrı’yı öldürerek hakikati bulmaya çalışıyor. Çünkü bunlar filozofa güç veriyor, güç katıyor. Bunlarla ayağa kalkıyor, bunlarla besleniyor.

Son olarak, felsefî tartışmaların içinde kendilerini bulmak isteyenler bu kitaba göz atsınlar. Beni haklı bulacaksınız.

Okumaya Bunlarla Devam Et:

  • Hayatı Sevmek – Erich Fromm
    Profesör Erich Fromm’un “Hayatı Sevmek” isimli kitabı Arıtan Yayınevi tarafından 2004’te basılmış. A...
  • Bazı Düşünürlerin Tutarsızlıkları
    Araştırmacı yazar Cengiz Özakıncı İslam’da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü adlı eserinde kendilerini tan...
  • Bilgi Üzerine…
    Bilgi, nesne ile özne arasındaki ilişkidir. Bu ilişki duyu organlarımız ile gerçekleşir çünkü duyu o...
  • Deccal
    Nihilist düşünür Alman Friedrich Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt’ten sonra okuduğum ikinci kitab...
- Yazının başına dön!


Bu yazıya 2 görüş yazıldı. Sen ne düşünüyorsun?

  • yucelkamaci diyor ki:

    Dostum yazını tam okumadım ama bu kitabı okuduğuna çok sevindim:))

  • Ali Erkurt diyor ki:

    Bu kitap beni de en çok etkileyen kitaplardan biri oldu. Nietszche okumaya başlamadan önce onun felsefesini ve düşüncelerini anlamak için rehber niteliğinde. Olayların akışı ve okurda uyandırdığı gerçeklik hissi de cabası.