"Tür: Deneme. Konu: Her şey!"

| kayıt! | şifrem?

Morg görevlisi kucağında küçük bir beden aşağıya doğru indi. Kaldığımız odaların perdelerini indirmişler, görmemizi istemiyorlardı. Yan odada annenin çığlıkları. Ben perdenin ucunu aralıyorum ve daha dün yatağında oyun oynadığımız küçük arkadaşımızı bugün soğuk ve metalden kutunun içine götürürlerken son bir kez bakıyorum. Gülümsemesi, hayata tutunuşu ve annesine olan sevgisi hepimizi duygulandırmış, ağlayarak çocuk aklımızla ona son görevimizi yapıyorduk. Kimseden çıt çıkmıyordu. Sinir bozucu bir sessizlik ve öne eğik başlar vardı her yatakta. Büyük bir ihtimalle  boşalan yatağı yarın dolacaktı ama biz onun yerine kimseyi istemiyorduk. Onu geri getirme şansımız olsaydı cebimizdeki tüm harçlıkları ve tüm oyuncaklarımızı verebilirdik. Görevlinin kucağında beyaz bir örtüye sarılmış yol alırken arkasından koşmak ve ”Gitme” demek istedim ama kapılar hemşireler tarafından tutuluyordu. O günden sonra tüm hastane koridorları  upuzun ve sessiz bir geçitten farksız değildi artık.

Hayatımda bir çok kez hastaneye gittim. Zatürre, grip, ameliyat, kontrolller derken hemen hemen her bölümden doktorlarla haşır neşir olmuş ve bir zaman sonra kendi kendimin doktoru olmayı öğrenmiştim. İlaçlar vücuduma yarardan çok zarar vermeye başladıkça ve bunu gören annemin isyanları arttıkça alternatif tıp denilen bitkilere yöneldim. Hangi bitki ne işe yarar, nerde, nasıl bulunurlar, yemeklerin içine nasıl katılmalı gibi bir çok konuyu araştırdım ve hala da araştırmaktayım. Çok mecbur kalmadıkça da doktora gitmemeye çalışıyor yıllık tam kontrollerimi ihmal etmemeye çalışarak genzimi yakan, üstüme yapıştığında sanki hiç bırakmayacakmış gibi kokan hastanelerden uzak durmaya çalışıyorum. Çünkü yaşanan hikayeler bir yerden sonra birbirini tekrarlamaya başlamış hiç bir çocuksu cazibeliği kalmamıştı benim için.

Asık, bezgin, boşvermiş, Allah’a teslim suratları gördükçe içim cız etmiyor, inleyen, şikayet eden ve yalvaran sesleri duydukça duymazlıktan geliyorum. Ne yaparsam yapayım hiç bir şeyi değiştiremezdim. Artık hastaneden kaçmak için arkadaşları ile plan yapan, akşamları hastaneyi şenlendirmek için kolalı, çikolatalı, müzikli eğlenceler düzenleyen, doktorları peşinde koşturan, hemşire ablaları ile beraber her sabah ilaç servisi yapan, akşamları onlarla nöbet tutup onların hikayelerini dinleyen küçük çocuk yoktu. Büyüdü… Büyürken de hastanelerin dermandan çok dert olduğunu, kendini doktor zannedip stetoskopla dolaşmaya çıkanların bol olduğunu, yapılan her iğnenin bir keder olduğunu, iyi doktorlarında nadir bulunduğunu, ancak araştırarak ve sorgulayarak bulabileceğini öğrendi.

Olurda bir sebebten ötürü hastaneye gitmiş olsam koridorlarda dolaştıkça burada yaşanan hikayeleri düşünmekten bir huzursuzluk kaplar içimi. O gece zaten var olmayan uykum hiç ortalıkta görünmez. Gerçi bu çok da farklı bir durum değil artık benim için. Gece-gündüz kavramını iyice yitirdim. Hadi bu benim için sorun değil de, ya hastanede uyumaya çalışan o küçücük kalpler ne yapsın? Sevdiklerinden ayrı kalmak zorunda kalıp, iyileşme umudu ile gelen ve  can çekişen bedenler ne yapsın?

Gerçi günümüzde özel hastaneler çoğladı. Tıp almış başını gidiyor. Hatta ülkemize yurtdışından tedaviye gelenlerin sayısı da fazla. Mustafa Kemal Atatürk “Beni Türk doktorlarına emanet edin” derken neden bazı büyüklerimiz! yurtdışına tedaviye gider anlamış değilim. Vardır bir bildikleri elbet ama insan düşünmeden ve sormadan edemiyor; “Efendi, Türk doktorlarının soyuna kıran mı girdi de tedaviyi başka yerde arıyorsun?” diye.

Allah kimseyi hastane kapılarına getirmesin diyorum demesine de bizim elimizde olmayan çağ değişimi ile stres, sağlıksız besinler, psikolojisi bozulmuş toplumlar, plansız yaşamlar çoğaldıkça  daha çok gezeriz ölüm kokan duvarlar arasında.

, , ,

Yazar Hakkında

Bu yazıya 1 görüş yazıldı.

Güvenlik Kodu:

DY | deneme tahtası

Körfez’de Bundan Sonra Ne Olacak?

DY | deneme tahtası'na fotoğrafın size ne düşündürdüğünü yazın, denemenizi anında okurlarla paylaşın!

DY | facebook hayran sayfası