"Tür: Deneme. Konu: Her şey!"

| kayıt! | şifrem?

0 Başlamak için çok geç kalınmış bir gün yine, başımda gündüz uykusunun sersemleştiren ağırlığı var. Bir türlü kalkmak gelmiyor içimden, insanı uyudukça tembelleştiren o ruh hali tüm hücrelerimde seremonisini sürdürüyor. Sessizce karanlık odada hareketli tek şey olan saatin tıkırtılarını dinliyor arada yoldan geçen arabaların tavanda yarım daireler çizerek uzaklaşmasını seyrediyorum. Telefonda üç cevapsız arama yine evden aramışlar…

İnsanların perdelerini çekme vaktinde ben perdeyi açıyorum, tuhaf bir duygu bu.

Dışarıda ‘ gürül gürül akan bir dünya’ var.

Yorgun adımlarıyla yokuşu tırmanan yaşlılar, ve nedense hep aceleyle yokuş aşağı inen gençler geçiyor sokaktan. Masanın üzerindeki yapılacaklar notuna bakıyorum; çay,limon ve sabun alınacak, arkadaşın düğününe gidilecek…

Kahvaltı edip etmememe ikileminin ardından yine etmeyerek çıkıyorum dışarı ve adımımı atar atmaz beni kolluyormuşçasına mutlu çiftler de kol kola geçiyor yanımdan birbiri ardına. İşportacılarda satılan ucuz parfümlerin etil alkolle karıştırılmış misket limonu, anason ve bergamot kokusu yayılıyor her yana ve aslında ağzından küfrü eksik etmediği halde yanında taşıdığı yine onun kadar süslü ve sahte kokulu dekora binaen Cihan Ünal ve Hülya Koçyiğit ses tonuyla konuşan bu güruh insan çiftlerinden uzaklaşıp genelde kimsenin uğramadığı tutmamış Cafelerden birinde adı sanı duyulmamış edebiyat dergilerini karıştırarak düğün saatinin gelmesini bekliyorum.

Düğün salonun önü tıklım tıklım dolu, şık tuvaletleri saçları topuz şeklinde yada yeni perma yaptırmış tüm düğünlerde olan kadınlardan ve takım elbiseli, göbekli, kel, uzun ve görkemli adamların yanı sıra, yan yana dizilmiş onlarca yabancı marka pahalı aracı görünce ilkin içeri girmesem mi diye düşündüm. Sonra sonuçta arkadaşım hiç değilse bir görünmüş olurum hem iyidir biraz ses olur hayatımda düşüncesiyle kalabalık salonun balonlarla süslü kapısından içeri girdim. Arkadaşlardan hiçbirini göremesem de uzaktan gelin ve damadın oturduğu masayı seçebiliyordum. Köşede kimsenin olmadığı bir masaya oturdum. Ankara havasına kendisini bırakmış sahnedeki mutlu kalabalığı seyrettim biraz. Daha sonra limonatayla birlikte pastalar dağıtıldı. Geldiğimden beri fark ettim kadarıyla bu basbayağı zengin düğünüydü. Birde arkadaş o kadar sermaye karşıtlığından dem vuruyor diye düşünürken kütlesi yaklaşık iki katım olan oynamaktan kan ter içinde kalmış bir adamın ‘pişt birader orada biz oturuyorduk ama…’ sözüyle kurduğum bu hince düşüncelerden kurtulup kendime geldim. Plastik tabaktaki yarısı yenmiş pastaya ve daha tek yudum almadığım limonataya sinirle bakıyordu. Hiçbir şey demeden fakat yine de son bir hamleyle limonatayı elimde götürerek kalkıp uzaklaştım. Sahnede bu sefer kolbastı oynanıyor, hızını alamayan genç ve gamsız grup ardı ardına hop teklerle kurtlarını döküyordu. Bir kez yine salondaki yüzlere göz gezdirip tanıdık bir sima aradım göremeyince hiç değilse arkadaşı tebrik edip gideyim düşüncesiyle elimde limonatayla kalabalığın içinde debelenerek ilerleyip gelin ve damadın yanına miyop bir adamın seçebileceği kadar yaklaştım. İşte o an başından beri yanlış bir düğünde olduğumu damat sandalyesinde oturan bu mutlu adamın arkadaşımla uzaktan yakından ilgisi olmayan etrafına sürekli gülücükler saçarak mutluluğuna ortak olanlara bir nevi minnet borcunu ödeyen kırmızı ve terli yüzüyle gözgöze geldim, başımla damadı selamlayıp limonatayı içe içe yarı suçluluk duygusuyla dışarı çıktım. Düğüne geleceğini düşündüğüm bir arkadaşı aradım ‘düğün dündü uğurcum nerdesin sen bak biz arkadaşlarla demleniyoruz sende gel istersen’ cümlesi her ne kadar candan söylenmiş olsa da başarısız sosyalleşme denemesinin etkisiyle geri çevirdim. Salonda ‘caney caney’ çalıyor, şık tuvaletlerine aldırmadan saçlarını topuz yapmış ya da yeni perma çekmiş kadınlar, kravatlarını çıkarmış göbekli ve takım elbiseli adamlarla birlikte halay çekiyordu.

İçerde ‘gürül gürül akan bir dünya’ vardı.

Karanlık park yolundan geçip eve giderken ısrarla çalan telefonumu cebimden çıkarıp baktım yine evden arıyorlardı arayıp iyi olduğumdan, günlerin ne kadar güzel geçtiğinden ve derslere ne çok çalıştığımdan bahsetmem gerekecekti fakat meşgule verip devam ettim.

Boş ve karanlık sokaklar misket limonu, anason ve bergamot kokuyordu… önüm sıra yüreyen kaçırılmış bir mutluluğun geniz yakan kokusuydu bu

, , ,

Yazar Hakkında

Sen Ne Düşünüyorsun?

Güvenlik Kodu:

DY | deneme tahtası

Körfez’de Bundan Sonra Ne Olacak?

DY | deneme tahtası'na fotoğrafın size ne düşündürdüğünü yazın, denemenizi anında okurlarla paylaşın!

DY | facebook hayran sayfası