Adını kız arkadaşımdan duyduğum yazarın romanını bitirdim geçenlerde. Bu öyle bir roman ki hem felsefeyi hem de
tarihi barındırıyor içinde, eşsiz bir bilgi birikimi içeriyor. Yazar İhsan Oktay Anar’ın Osmanlı tarihi ile felsefeyi birleştirip ortaya çıkarttığı bu harikulâde eser hak ettiği değeri görmüş olmalı ki 34. baskısına ulaşmış. Eserin ismi Puslu Kıtalar Atlası. Yazarın 14 Eylül 1992’de bitirdiği bu eser, esrarengiz bir yolculuğa çıkartıyor okuru. Özellikle sürükleyici romanlardan hoşlananlara kesinlikle tavsiye edebileceğim bir roman bu. Okurlar ilk otuz sayfada hayal kırıklığına uğrayabilirler. Fakat, bu sayfalara kanıp kitabı bir kenara fırlatmasınlar, sabretsinler. Bu sahifelerde yazarın dilinin ağır oluşu okuru sıkabilir, çünkü okur anlamadığı birçok kelimeyle karşılaşacaktır. Bir de sözlüğe bakıp da okumanın okuru daha fazla sıkacağını düşünüyorum. Onun için benim önerim şu ki bu sayfalarda fazla kasılmasınlar. O sayfalardan sonra zaten kendinizi kitabın akışına bırakıvereceksiniz. Kitap sizi bambaşka diyarlara öyle bir götürüyor ki kitabı bir okuyuşta bitiresiniz geliyor. Dan Brown ve Jean Cristophe Grange’nin sürükleyici ve ilgi çekici, heyecanlandırıcı tesirini bu kitapta da bulacağınıza eminim.
Yazar İhsan Oktay Anar 1960 doğumludur. Kendisi lisans, master ve doktora eğitimini Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde yapmış. Halen aynı okulda öğretim üyesi olarak görev yapıyormuş. Yayımlanan dört tane daha kitabı var bunlar: Kitab-ül Hiyel, Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri, Amat ve Suskunlar. Yazarın diğer eserlerinin tadına bakmayı sabırsızlıkla bekliyorum.
Kitap Hulki Aktunç’un önsözüyle başlıyor. Şimdi bu önsözden alıntı yapalım: “… Ve bir gıdımlık tarih okuyorsam, o alandaki okumalarımı yeni bir keyifle ve hatta yeni bir bakışla sürdüreceksem, bu da Anar’ın bana verdiğidir. Eklemeli: Tarihsel romanlar mıdır Anar’ın yapıtları? Hayır, romanlardır. Tarihsel olandan yeni bir roman çıkarmak, romanı da yeniden tarihselleştirmektir ama.”
Kitabın arkasında bulmaca içerisinde kırmızıyla “Dünya bir masaldır.” yazıyor. Aslında bu eser de bir masal gibi. Birçok bölüm “rivayet edilir ki” diye başlıyor ve okuyucuyu masalımsı bir atmosfere sokuyor.
Yazarın Osmanlı’da çalışan işçilerin isimlerini çok iyi bildiğini ve sözcük dağarcığının geniş olduğunu anlıyoruz.
Eser Osmanlı zamanındaki Galata’da geçiyor. Uzun İhsan Efendi’nin oğlu Bünyamin, eserin başkarakterlerinden biri. Uzun İhsan Efendi oğluna kitabın ismi olan ve kendi çizdiği Puslu Kıtalar Atlası’nı bırakıyor. Ve macera başlıyor. Atlasın arasında çok değerli bir para taşıyan Bünyamin, parayı bulmak isteyenler tarafından oradan oraya savruluyor. Baba yadigârı kitabını ve parayı kimseye göstermeyen Bünyamin, Osmanlı’daki istihbarat teşkilatı olan Teşkilat-ı İstihbarat-ı Humayûn’un başı olan Ebrehe’nin hayatını kurtarıyor ve bu iyiliği karşısında uzun bir süre onun himayesi altında kalıyor. Fakat aklı, gözleri kör edilen babasında kalıyor ve onu arayıp bulmaya ant içiyor. Baba Uzun İhsan Efendi ise esrarengiz bir adam. Rendekâr’ın (bu adam herhalde Descartes olmalı. Ona Osmanlı’da Rendekâr demiş olabilirler. Meselâ Platon’a da Eflatun demişler zamanında) “Düşünüyorum, öyleyse varım.” sözü üzerinden çıkarım yapmaya çalışıyor ve dünyanın bir düş ve masal olduğu sonucuna varıyor.
Kitabın sonunda Uzun İhsan Efendi’nin oğlu Bünyamin’e verdiği Puslu Kıtalar Atlası’ndan satırlar oğlunun gözüne çarpıyor. Meğer Bünyamin’in yaşadığı, rastladığı her şey Uzun İhsan Efendi’nin düşlerinde saklıymış. Meğer, Bünyamin’in görüp işittiği her şey Uzun İhsan Efendi’nin düşlerinde varmış. İnsan beyninin her şeyi bu kadar da bilebileceğine inanmak ütopya olur kuvvetle muhtemel. Size iyi okumalar…


Türk edebiyatı’ndaki en güzel eserlerden biri olan bu romanı bilenlere hatırlattığınız, bilmeyenlere ise tanıttığınız için teşekkür ederiz.
[bu yoruma cevap ver!]
Önemli değil Barış Bey. Amacım hem insanlara farklı kitaplar tanıtmak hem de kitap seçimi konusunda yardımcı olmaktır. Okumaya devam…
[bu yoruma cevap ver!]
ben bu kitabı ilk elime aldığımda ilk otuz sayfayı okuyup bırakanlardanım:)ama bu defa tekrar elime alıp okuduktan sonrada buraya düşüncelerimi yazarım:)güzel bir yazı olmus.
[bu yoruma cevap ver!]
Tam da tahmin ettiğim gibi Elif Hanım… Ben de Zar Adam’ı elime aldığımda yarısına kadar sabredebilmiştim. Ama bu kitap için aynı şeyi söylemek zor. Özellikle ilk otuz sayfadan sonra sürükleyici bir niteliğe bürünüyor Puslu Kıtalar Atlası. Kütüphanenizde bulunabilecek bir kitap. İyi okumlar ELİF Hanım. Okumaktan pişman olmayacağınızı garanti ederim.
[bu yoruma cevap ver!]
Muhteşem bir roman. Dopdolu, sürükleyici hatta ürpertici…Bir solukta okumuştum, o günden beri de de çok kişiye tavsiye ettim. Ne iyi etmişsiniz de hazırlamışsınız bu yazıyı. Tarihsel kurgu roman okurlarına İskender Pala’nın Katre-i Matem’ini de öneririm. Hatta bu iki kitabı üst üste okumak hazır o ruh haline bürünmüşken daha da keyifli olacaktır!
[bu yoruma cevap ver!]