"Tür: Deneme. Konu: Her şey!"

| kayıt! | şifrem?

bebekrekSevdiğimiz programın en güzel yerinde araya girip geçici sinir harbi yaratan, uzadıkça uzayan, gazete ve dergilerin önceleri arka kapaklarında ufak ufak şimdilerdeyse gazete ya da derginin içeriğinden daha çok karşımıza çıkarak bu kadar da olur mu dedirten, abartan, şaşırtan, inandıran, ve çoğu kez Pavlov’un zil çaldığında salya bırakan köpeğine yapıldığı gibi önde gürbüz çocuklar ve güleryüzlü bireylere masada sunulan gıda, “bunu yerseniz sizin de böyle gürbüz çocuklarınız olur, böyle mutlu olursunuz” yalanını ya da önde güzel bir kadın arkada ürünü defalarca izleterek artık kafamızdaki güzel kadın yerine bu ürünü yerleştiren şeylerle ilgili aslında bu yazı “kapitalizmin gülen yüzüyle” biraz da gündelik kaygı taşımakta tabii içinde, her neyse…

Mesela bir kola firması uzunca bir reklam çekmiş, ürününe 102 yaşında bir adam reklam gereği yeni doğan bir bebeğe sesleniyor.

“Hoş geldin.” diyor bebeğe, “ben çok güzel bir yüzyıl geçirdim şimdi yaşama sırası sende.”

İhtiyarın çok güzel dediği o yüzyılda dünya iki kanlı savaş geçirmiş, milyarlarca insan nükleer silahlardan açlığa sefalet ve rezalet içinde ölmüş ve bütün bu savaşların sebebi, temelde işte bu içeceğin sözgelimi Ağrı’nın bir köyünden New York’a kadar her yerinde satabilmesi için ürününü yerleştirmesi.

-Hoş geldin bebek, gerçekte herkes yüzyıl yaşayacak kadar şanslı değildi, yirmisine gelmeden yüz binlerce insan neden olduğunu bilmeden öldürüldü, sen zaten bunları biliyorsun eminim ki yoksa dünya hiç de ağlanarak gelinecek bir yer değildi gerçekte.

Adını bilmediğim sabah kadın programları kuşağında bir kadın herhangi bir eve gidiyor, bir de bakıyor ki aa, orada kadın açık süt almış eve giriyor. Sonra başlıyor yanında getirdiği uzmanla bu durumu taşlamaya. Zannedersin ki bunu söyleten firmalar aynı köylüden sattığı fiyatın üçte birine alıp paketlemiyor, modern çağda Ağalık rejimini uygulamanın pişkinliğiyle sütü hızla soğutup hızla ısıtarak pastörize ettiklerini açıklıyor. Bebek ölüm oranının geri kalmış ülkelerle aynı olduğu, açlıktan, bakımsızlıktan, hastalıktan onca bebeğin kaybedildiği ülkede birçok çocuğun değil içecek süt, doğru düzgün beslenemediği halde bunları değil de “sütün içindeki bakteriyi” görüyorlar nasıl oluyorsa. Oysa birçok bakteri 65 derecenin üzerinde inaktif olur. Kaynayan bir süt ise söylediğinin aksine değerinden hiçbir şey kaybetmez hatta daha sağlıklıdır. Fakat işte neylersin ki yoğurdu bulan bir ülkede en çok satılanı Fransa’dan ithal yoğurt olunca böyle oluyor. Bizim tütünümüzü toplayıp, paketleyip üzerine kendi isimlerini yazarak geri bize çok daha pahalıya satıyor, neyi üreteceğimize karışıp neyi giyeceğimizi onlar belirliyorken, ne dense ne yazılsa boş aslında bu konuda.

Televizyondaki programlara bakın hepsinin temelinde “bizde olmayanlar” var ve ne yazık ki biz milyonlarca kişi her akşam oturup bunları seyrediyoruz. Komşuluk kurumunu öldürüp yerine her gece yemeğe giden ve yemeği değil birbirini yiyen insanları şuursuzca izliyor, kutumuzda ne olursa olsun “cebimizin” boş olduğunu unutuyor, aslında yaşından ötürü saygı duymamız gerekirken insanları çıkarıp para-ev ve emekli maaşı olan adamlarla bakım gerektiren, çocuğu olmayan kadınların baş göz olma gayretlerini nedense komik buluyor, aptallaştırılmış bu insanlara gülüyor, oysa biz de çalan saçma sapan müziklerde hemen göbek atıyor, kolbastıyla yoruluyor, acımtrak hayatını pazarlayan arabesk bir şarkıcının sesiyle hüzünleniyoruz. Televizyonda karılarını döven adamların, kocalarını kesen kadınların hikayelerini merakla dinliyoruz, araya almamız gerekenleri söyleyen reklamları koyarak…

İşte televizyon ve reklamcılığın geldiği son nokta budur. İzlenme oranı yüksek olan programların kullandığı tek şey cinselliktir. Daha güzel bacaklı kadınlar göğüs farkıyla öne çıkıp, namusun bacak arasına indirgendiği ülkede konuşmak gibi, yemek yemek gibi, su içmek gibi bir özelliğini totem ve tabularla bastırılıp, sapkınlaştırmasını maharet sayıyor, bastırılmış bu duyguların tecavüzlerden çocuklara uzanan tacizlere çok daha çirkin şekillerde hortlamasına dehşet içinde tanık oluyoruz. Daha çok korkuyor, kapıları daha sıkı kilitliyor sokağa daha az çıkıyoruz böylece. Karşımızdakine güvenmek yerine ondan kaçıyor, fırsat bulduğumuzdaysa ilkin birbirimizi kazıklıyoruz. Onların düşünmemizi istediği gibi düşünüyor, giymemizi istedikleri gibi giyiniyoruz. Konuşma metinlerimizi onlar yazıyor, bizler bacaklarına her uzvu iple bağlanmış tahta kuklalar gibi istedikleri şekilde hareket etmeyi yaşamak sayıyoruz. İşte reklamlarda popüler kültür her gün nasıl daha iyi kukla olmamız gerektiğini anlatıyor…

Abartıyor… Şaşırtıyor… Korkutuyor… Bizi birbirimizden uzaklaştırıyor. Bizim yaptığımızsa sadece reklamların bitmesini beklemek sabırsızlıkla, yeniden devam etmek için daha fazla aptallaşmaya… Peki ya buna ne zaman ara verip yaşamaya başlayacağız?

, , , , , , ,

Yazar Hakkında

Sen Ne Düşünüyorsun?

Güvenlik Kodu:

DY | deneme tahtası

Körfez’de Bundan Sonra Ne Olacak?

DY | deneme tahtası'na fotoğrafın size ne düşündürdüğünü yazın, denemenizi anında okurlarla paylaşın!

DY | facebook hayran sayfası