Bir düşünün rüyalarımız gerçek olsa, ne senaryolara imzamızı atardık başrol oyuncuları olarak… Bir kuş kanadında uçar, okyanuslarda yüzer, her an çocukluğumuza iner, aynı anda da günümüzde olurduk. Sevdiklerimiz olurdu her an yanımızda, söyleyemediklerimizi söyler, tüm tabuları yıkardık. Zamandan ve uzamdan uzakta, hiçbir şey için birine karşı sorumluluk duymazdık. Ölür, yine canlanırdık. Neler neler yapmazdık ki…
Rüyalar çocukluğumuzdur aslında. Çocuk gibi oluruz rüyalarda. Korkmayız hiçbir şeyden. Hiç kimse bize yaşadıklarımız için hesap sormaz, tıpkı çocukluğumuzdaki gibi… Halbuki, şimdi çocukluğumuzda kurduğumuz hayalin yarısını bile kuramayız, uçamayız! Biz büyümüşüzdür. Kurallar vardır ve en önemlisi gerçektirler. Zaten en fazla gerçeklere takılırız.
Çocukluğumuzda hayaller vardır, şimdi ise gerçekler. Büyüdükçe bize gerçekleri anlatırlar bol bol. En gerçekleri hem de! Aileyle başlar. Kızım/oğlum şunu şöyle yapma, bunu böyle düşünme, bunun gerçeği bu… Bu resimde ne anlattın çocuğum?.. Hayır çiçek, uçak öyle yapılmaz, bak böyle yapılır… Hayal gücünün yontulma süreci başlar. Yani Eğitim!
Evet biz eğitildik! Hayal gücümüzü kullanamaz olduk bu yüzden. Bırakamadık elimizden gerçekleri, tabuları… Hep üst beyni çalıştırdık. Peki alt beyinde kapana kısılanlar? İşte tam da rüyaların beslenme havuzudur alt beynimiz.
Rüyalar hayal gücüdür, cesarettir. Denemek ve yanılmaktır. Hangi birimiz tüm korkuları, endişeleri bir yana bırakarak yaşayabiliyoruz, bilmiyorum. Düşüncelerimizi nasıl ifade edebiliyoruz? Sevdiğimiz kişiye sevdiğimizi söyleyebiliyor muyuz, hata yapma korkusunu bir kenara bırakarak? Fikirlerimizi açıkça söyleyebiliyor muyuz, tepki almayı göze alarak?
Neyse ki rüyalar var her anı sadece bize ait olan. Yazının, oynayanların biz olduğu rüyalar… Uç kanatlarını açabildiğin kadar, istediğini sev, öp, söyle… Senin o rüyalar, her düşündüğünü somutlaştırıp görebildiğin… Yaşamak istediklerinin içinde kalmadığı…
Rüyalar gerçek olsa, neler olmazdı ki…



