Bu yazıda bir filmden bahsedeceğim. Filmin adı Zeitgeist The Movie.
Bu serinin ilk filmi. İkinci olarak Zeitgeist Addendum var.
The Movie 2007 yapımı, yazan ve yöneten Peter Joseph. Imdb’deki sayfasında “cast” başlığı altında yazan isimler: Usame Bin Ladin, George W. Bush ve Adolf Hitler.
Film dünyayı büyük bir komplonun istediği yöne yönelttiğini ve bu işi çok yaptıklarını, kanıtlarla ispatlamalarla gösteriyor. Din de bu komploya dahil hatta. Ve öyle kanıtlar sürüyorlar ki, dini kişilikler ile eski Mısır tanrılarının benzerlikleri inanılmaz.
Eğer izlemediyseniz kesinlikle tavsiye olunur. İzledikten sonra bu filmin bir saçmalıktan ibaret olduğunu düşünebilirsiniz. Ama bir de şöyle düşünün: Size bu filmin bir saçmalıktan ibaret olduğunu düşündüren, bu şekilde sizi yönlendiren de yine bu komplonun yaratıcıları olmaz mı?
Şimdi insanoğlunu düşünün. Yüzyıllarca önce yaşamış olan insanların bugünkünden farkı nedir? O zamanlar dolandırıcılık var mıydı? Savaşlar var mıydı? İnsanlar yok yere öldürülüyor muydu? Tarihten öğrendiğimiz kadarıyla evet! Bugünle o zaman arasında bir fark görüyor musunuz? Tabi ki hayır! Bugün nasıl her insana güvenemiyorsak o zamandan olan herhangi bir insana da güvenemeyiz. Buradan dine gelelim. Din millattan önceki yıllardan beri var olan bir mit. Bir inanış. Peki buna nasıl inanıyoruz? Evet! Yazılı olan kitapların var olmasından dolayı. Peki bugün bile birisi bir yazı yazdığın da “Hadi canım sen mi yazdın?” diyoruz. Ya o kitapların gerçek olduğunu nerden biliyoruz? Elimizde herhangi bir kanıt mevcut mu?
İslam’da Kuran-ı Kerim’in hiç değişmediği iddia edilir. Ama bunu da kanıtlayamayız. İnsan dediğimiz varlık bir anlık zevki için her türlü şeyi yapabilecek bir canlıdır. Yani anlık bir zevk için insanları öldürebilir, para için bir ülkeye savaş açabilir. Peki bir kitaptaki bir kaç kelimeyi değiştiremez mi? Bakın bu gene iyi gözle yapılmış bir yorumdur. Baştan aşağıya bir kitap yazamaz mı diye sormuyorum. Bunu soracak olsam biliyorum ki pek çok insan beni yerecektir hatta hakarete varan derecede ithaflarda bulunacaktır. Dinin bu sorgulanamaz oluşu, ona tamamen itaat etmemizi sağlıyor. Ama burada amaçlanan iyi insan olmak diyebilirsiniz.
Bu nasıl sağlanıyor genel olarak? KORKUYLA. Bakın bugün Amerika Birleşik Devletleri ve birçok devlet korku yaratarak vatandaşlarının kişisel bilgilerine ulaşma hakkını çıkartan yasalar koyuyorlar. Korku toplumları yönetmek için en iyi araçtır. Korkan insan mantıklı düşünemez sadece kendi güvenliğini düşünür. Ve bunu sağlayacak olan her şeye “hay hay” der. Kötü şeyler yaptığında cehennemde yanacağını düşünen insan da bu korkudan dolayı bunları yapmaktan alıkoyar kendini. Yani ön planda insan yoktur. Korku vardır. Oysa ki kendi düşünse, “onlar da insan, vicdanım var” benim diyerek dinden korkmadan yapsa daha hayırlı olmaz mıydı?
Filmde de geçen çok güzel bir söz var: Sevginin gücü, güce sevgiyi yendiği zaman dünya barışla tanışacak.



Tavsiye için teşekkürler kısa zamanda izlemeyi düşünüyorum.
Rica ederim. Gerçekten izlenmesi gereken bir film. Ayrıca devamı olan Zeitgeist Addendum’u da izlemenizi öneririm.
Zeitgeist, teorilerle izleyiciyi şok etmeye çalışıyor. the movie de bazı absürd teoriler olsa da addendum daha başarılı bir çalışma.
the movie de ki dinle alakalı teorileri saçmalık. hristiyan aleminin isa’sı hakkında söyledikleri kendilerini ilgilendirir. fakat, tmden tanrı inancına saldırmaları anlamsız.
Aslında bana o kadar absürd gelmemişti. Çünkü burada yapmamızı istedikleri herşeyden, dinden, milliyetten, toplumdan ayrı olarak sadece mantıkla düşünmemiz.
Ayrıca yazımın başında da belirttiğim gibi bütün bunların bi saçmalık olduğunu düşündüren şey gene bu komplonun yaratıcıları olabilir. Sadece en açık şekilde bütün olasılıkları düşünerek yorumlamaktır amaç. Bunu yaparken de insan bir yerde ilahi güce karşı geldiğini düşünüp kendini durduruyor. İşte buradan yola çıkarak dinlerin insanları kontrol altında tutmak için yaratıldığını dile getiriyorlar.
Tabi ki herkes farklı şekillerde yorumlayabilir.
kimyon bir yerde demistim, hristiyan aleminin isa’sı diye, zira aydınlanmadan önce kilisenin tanrıyı anlatma ve sömürme biçimi, insanları bu konuda soğutuyor.
eğer ilahi gücü kendini durduran bir süje olarak görüyorsan, biraz açıyı darlaştırıyorsun. yaratılışdan ele alırsak o zaman da tesadüfi olamaz diyoruz. peki sevgili zeitgeist, yaratılış hakkında ne diyor? o konuya değinmiyor bile. ama zihin çalıştırma açısından çok başarılı. izlemeyenlerin izlemesi lazım, katılıyorum. ama herşeyi doğru olarak almamalı.
Tabiki son cümlene katılıyorum. Eğer bu filmdeki herşeyi düşünmeden kabul edersek çok ironik olur. Ve haklısın Zeitgeist yaratılışa değinmiyor. Ama zaten konusu da o değil. O başlı başına başka bir araştırma konusu. Dolayısıyla filmde buna hiç değinmedikleri için eleştirilmesi haksızca biraz. Zeitgeist’te değinilen ve öne çıkarılan nokta dinin insanları kontrol etmedeki gücü aslında.
Bu filmin sadece insanları düşünmeye yöneltmesi bile bir başarıdır bence. Çünkü dinden aileden gelen bir şey çoğunlukla. Eğer benim ailem Musevi olsaydı ben de Musevi olacaktım büyük olasılık. Yani söylemek istediğim insanlar dinlerini seçerken düşünmüyorlar. Herkesin tanrısı kendilerine göre en iyisi. Bunları sorgulatması senin de dediğin gibi zihin çalıştırması açısından gayet güzel bir film.
İkinci filmi olan Addendum’u da izlemenizi öneririm.
Zeitgeist filmini izledim ve izlemeyen bir çok kişiye filmin kopyalarını verip izlemelerini sağladım. Ancak açıkçası ateistler bu filmi öylesine sahiplenmişler ki, filmde bahsedilen venüs projesi hayata geçirilirse tamamen dinden uzaklaşılması gerektiği öne çıkıyor. Dinin, korku ve sorgulanamaz olduğu fikrine katılmıyorum. Tam tersine ne kadar sorgulanırsa o kadar iyi anlaşılır. İnsanların yapacağı yanlışların elbette bir faturası olması lazımdır. T.C. kanunlarına göre hırsızlık bir suçtur ve cezası vardır. Bu da korkutmadır. Ama buna rağmen insanlar halen çalmıyor mu? Yakalananlar cezasını çekiyor. Peki ya yakalanmadığını sananlar…Onlar atesit mi?
Kendi ülkemizde yaygın olan dini alacak olursak, tefekkür ( düşünme ) her zaman en büyük ibadetlerden biri sayılmıştır. şöyle ki 1 saatlik tefekkür 40 senelik nafile ibadetten üstün sayılıyor. ama bizim islam’ı anlama ve yaşama biçimimiz gittikçe uzaklaşmakta, hatta batıla kaçmakta. o yüzden toplumun genel yanılgıları var. bunları aşmak için oldukça derine inip, özü yakalamamız lazım. bazı tekke ve dergah şeyhleri, orta çağ papa, kardinal ve piskoposları gibi işine gelen dini anlatmayı yeğlemiş. sanırım, bu yüzden zeitgeist’e kıl oldum.
kimyon, zeitgeist eğer yaratılışla ilgili söyleyecek söz bulsaydı, gözümüzün içine sokardı.
Teşekkürler öncelikle. Din korku içerir. Evet yasalarımıza göre hırsızlık yaparsanız cezası vardır ancak. Çok iyi saklanıp kaçarsanız kurtulabilirsiniz cezadan. Ama dinde öyle bir şansınız yoktur. Bu kaçınılmaz oluşu yanında korkuyu da getirir. Öyle ki sorgularken insan çok ileriye gittiğinde dinden çıkacağına, etrafındaki insanların kendisini dışlayacağına korkar. Pek çok insan kendi düşüncesiyle değil dinin düşüncesiyle kendini frenler. Belki de gerekliydi. İnsanoğlunun bu kadar geniş düşünemeyeceğini biliyorlardı ve bir şeye ihtiyaç vardı. O da dindi.
Herşeyin… Ama herşeyin mantıklı bir açıklaması mevcuttur.
Peki mantığı kim bağışladı insanlara, şöyle düşünürsek, karınca bir insana baksa şöyle hafsalası almaz bu nedir böyle diye? zira mantığı da kendi çapında. ya da balıklar niye yüzyıllardır insanların hilesine kanar, diğer hayvanlar ha keza. insan da bazı oltalara takılır, herşeyi alacak kadar güçlü bir mantık yoktur. izafe edilen herşeyin bir sınırı var.
O söylediğiniz mantık değil ufuktur. Ufkunuz ne kadar geniş ise o kadar geniş düşünebilirsiniz. Ve din hakkında insanlar geniş düşünmekten korkarlar. Çünkü öldüklerinde bu düşüncelerinden dolayı cehenneme gideceklerinden korkarlar. Aslında şöyle düşünmek lazım. Eğer bizim bu kadar derin düşünmemizi istemeseydi, düşünme yetimizi vermezdi tanrı.
Mesela herşeyi alacak kadar güçlü bir mantık yoktur düşüncesi bir genellemedir. Ayrıca evrimi ele alırsak şu an böyle bir mantığın bulunmaması gelecekte de bulunmayacağı anlamına gelmez.
İslam’da tefekkür var dedim Kimyon niye atladın? İslam düşünce ve eğitime önem veren bir din, ilk emir oku! Fıkıhta başkalarına zarar veren veya onların hakkına gidenleri affetmez Allah, çünkü borcun yaradana değildir. Bunlardan dolayı cehenneme gidersin, düşüncerinden değil. Allah’a karşı şirk koşma haricinde her türlü borcun affedilmesi de söz konusu. allah büyük günah işleyenleri veya işlemeye yeltenenleri cehennem azabıyla korkutur. gayrısını cenneti vaadeder. islam çirkinle korkutmaya değil, güzelle teşvik etmeye çalışır. tam bilgi sahibi olmadan eleştirmek yanlış ve eğitim gören birine yakışmayacak bir hareket.
din hakkında geniş düşünmek korkulacak birşey değildir. Zira Allah Kur’an’da şöyle denir; İman, Allah’ın insanlara bir hediyesidir. Yani ,Allah’ın istemediği kararmış kalpler doğru yola döndürülemezler ve dönemezler. İman hediyesi insana nasip ve Allah Kur’an’da tefekkür gibi hakkı da kapı gibi vermiş insanlara. İstediğin kadar geniş ve derin düşün, inanılmaz üstün de bir mantığın olsun, zira hakkın ve görevin. her türlü izafidir bahsedilen dereceler. Sonu olmayan bir varlığı, sonlu bir varlıkla ölçmek zayıf bir mantığa bile sığmayacak kadar şuursuz bir hareket olur.
şayet kur’an’a inanıyorsak evrim gibi bir olayın olmayacağına da kanaat getiriyoruz. ayrıca, evrim kanun değil teoridir. yani, kesin değildir, reddedilebilir.
kur’an ise reddedilemeyen olaylarla ve çıkarımlarla doludur. ümmi birinin allah’ın yardımı olmadan böyle bir kitabı düşünmesi ve çeşitli doğa olaylarına vurgu yapması, imkansız.
reddedilebilen ve reddedilemeyen yanyana. kalkım evrim teorisini savunmak da şuursuz bir hareket olacak kendi adıma.
elbette bir dini tercih edip şartlarıyla kendini bağlaman kendi elinde, inanmaman da. sonuçta kafirun suresi şöyle biter mealen: ” senin dinin sanadır, benim ki bana ” .
insan tanımadığından, kendisi hakkında bilgi sahibi olmadığı varlıklardan aslında korkar, veya korkuyu tam bilmediğinden. dini inancınız bu bakışı belirler. eğer onu hakkıyla tanımıyorsunuz, yaptığınız her şeyde (håşå) bir zalimin bakışları altındaymış gibi hissedebilirsiniz. ama onu hakkıyla tanırsanız, adaletinin sarsılmaz bir hakkaniyete sahip olduğunu bilirsiniz ve yaptığınız şeylerin ne eksik ne de fazla bir mükafata ya da cezaya denk düştüğünü bilirsiniz. ayrıca dini inanış en büyük vicdan mercisidir ve suça çekilen en büyük settir. inançsızsanız hırsızlık yaptığınızda kaçarsınız ve kurtulduğunuzu düşünürsünüz ancak inancınız hırsızlık yapmayı yasaklar. böyle bir korkunun gereksiz olduğunu söyleyebilirmisiniz?
tanımamak, bilmemek korkuyu tetikler ancak inancı korku üzerine inşa etmek eksik olur. çünkü korkudan önce bu dünyanın bir süreç olduğunu asıl amacın yitiriilmemesi gerektiğini iyi kavramak lazım. o zaman korku kalmaz.
inanç tamamen dogmatiktir ancak soru sormaya, üzerinde konuşmaya engel değildir. tamamen inançsınsanız size verilen hiçbir cevap sizi tam anlamıyla tatmin etmez, akledebiliyorsunuz Kuran’ın tabiriyle kavrarsınız pek çok şeyi.
biz evrime inanmıyoruz, Kuranı Kerimin değişitirilmiş olma ihtimaline de. çünkü gerek ayetlerle gerek hadislerle bu konuya açıklık getirilmiştir. bu sizin için kanıt mıdır bilemiyorum ama benim için yeterlidir.
bence sorgulamadan, yargılamadan önce bu konuyla ilgili bütün kitapları okumalı, onun hakkında yeterli bilgiye sahip olunmalı. çevreden gördükleriniz, kendi inanışınıza uygun kaynakları sürekli okumanız, o tarz yapımları izlemeniz, aynı kişilerle sohbetleriniz tek yönlü bir bilgi akışını gerçekleştirir ki bu da karşı taraf hakkında bir görüş belirtmek için yetersiz olur. yani suyun karşı kıyısında ne olduğunu da iyi bilmeli .)
filmi izlemedin en kısa zamanda izleyeceğim. yazındaki konular hakkında bir yorumdu benimkisi filmi izledikten sonra tekrar döneceğim.
saygılarımla..
Teşekkür ederim öncelikle eleştirileriniz için.
Dinin insanı kötü şeyler yapmada önünde bir set çektiğini söylemişsiniz.
Benim ifade etmek istediğim buna gerek bile kalmaması gerektiği. Yani dinden önce insanların kendini “insan” olarak bilmesi. “İnsan” olmanın bir gereği olarak bunları yapmaktan kendini alıkoymasıdır söylemek istediğim. Yani burada korku öbür tarafta cehenneme gideceğim değil bu tarafta vicdan azabı çekeceğim diye olmalı bence.
Evet haklısınız din korku üzerine inşaa edilmemeli ancak küçüklükten bu yana insanlar hep korkutularak büyütülür. Bugün bile haberlerde din dersi öğretmenlerinin yaptıklarını görüyoruz. Kuranı Kerim’in değiştirilmediği içindeki ayetlerde açıklanmıştır demişsiniz. Ancak gene de geniş bir düşünce değil bu. Çünkü o ayetlerin de bir insan elinden çıkıp çıkmadığını kanıtlayamayız.
Eğer mucizeler, bilinmeyen şeyler yazılı derseniz ben de size Piri Reis’in hiç gitmediği yerlerin haritasını çıkardığını örnek gösteririm ya da Mayaların “kutup değişimi” olaylarını bildiğini söylerim.
Katılıyorum yorum yapabilmek, eleştirebilmek için iki tarafın kaynaklarının da okunması gerekir. Ben burada sadece salt mantık yürüterek bu sonuca ulaşıyorum. Ha bu karşı görüşten insanlarla konuşmadığım anlamına gelmez. Pek çok kişiyle tartıştım ve tatmin edici bir cevap alamadım. Onların inançlarına ters gelen şeyler söylediğimde tek söyledikleri “Allah ıslah etsin oldu.”
son cümlenize güldüm ve o insanlara katıldım. çünkü inanmadan sorduğunuz her soru içinverilecek karşı bir cevabınız zaten vardır. bu da işte inancın temel noktası olan sınamaya ne kadar dayanıklı olduğunuzdur. bizler körü körüne inanmıyoruz ayrıca, bize sorulan sorulara inanın mantıklıve akla yatkın cevaplarımız vardır mesele bu cevapların size ne kadar mantıklı geldiğidir. bu da dediğim gibi inanmayla doğru orantılıdır. insan olmak inançtan önce herkes için bağlayıcı olmalıdır evet ama inancın özü zaten insan olmaktır ve inançsız birinin gerçek vicdan mekanizmasıyla inançlı bir insanın vicdanı son derece uyumludur, bu da bizdeki korkuyla değil insan olmayla alakalı bir durumdur. yani kötülüklere kaymamak korkudan önce insan olma vasfıyla ilgilidir inanan için de ya da gerçek inanan için. korkutarak büyütülmek ise cahillikle ilgilidir. aile cahildir ve çocuğun kötü bişey yapmasına ‘cehenneme gideceksin veya taş olursun’ gibi ikazlarla değil iyilikle, güzellikle açıklaması gerekir. herkeste böyle bir pedagog yön olmadığı için geleneksel eğilimleri inanca dayandırmak da hata olur.
ayetler insan eliyle değildir çünkü inancımız bunu belirtmiştir, insan eliyle olanları da. yine dediğimi tekrarlarsam bu da dogmatik olan inanmayla bizi tatmin eder. inanmadan buna zaten tamin olamayız siz de ki örnek gibi. ayrıca insan eli ve hatasıyla bize yutturulmaya çalışılan yalanlarla semavi dinin kitabını aynı kefeye sokmamak gerekir.
inanmak istersen inanırsın ve cevaplar seni tatmin eder, inanmadığın surette ise hiçbir cevap senin cevabın olamaz. İnanmak istersin ve Allah da dilerse sorular uçar, cevaplar akla ve mantığa uygunluğuyla seni şaşırtır.
soru sormak gerekir ancak ne olur önce içimizdeki kalıpları, ön yargıları kıralım.
teşekkür ederim. saygılar..
Ben insanlara inanıyorum! “İnsanlığa” inanıyorum.
Ben de inanıyordum aslında yaşım küçükken… Öyle görmüşüz çünkü. Ama daha sonra çelişkileri görünce insan düşünmeye başlıyor…
Mesela Kuran’da Mezopotamya’ya can veren Fırat ve Dicle’den bahsederken, koca Amerika kıtasına can veren Mississippi’den neden bahsetmemiştir? Veya Amerika kıtasındaki yerlileri neden yüzyıllarca yalnız bırakmıştır?
Ayrıca ben inanmak istiyorum deyip kanıtlayamadığım bir şeye inanmak… saçma biraz…
İnsanların büyük bir çoğunluğu menfaat için inanıyorlar. Amaç öbür tarafta cennete gitmek. İnanmazsa gidemeyeceğini düşünüyor çünkü.