Yazar Nihat Genç 20 Ekim 2009’da Süleyman Demirel Üniversitesi’nin Kültür Merkezi’nde konferans verdi. Saat 19.30’da başlayacağı planlanan konferansa Nihat Genç, bir kıyak yaparak, yarım saat önceden başladı. SDÜ’deki Atatürkçü Düşünce Topluluğu tarafından getirilen Nihat Abimizi dinlemeye gelenler konferans salonunu tıklım tıklım doldurmasından dolayıdır ki ben ve birçok arkadaşım konferansı ayakta dinlemek zorunda kaldık. Ben ancak iki saat dayanabildim. “Ha çıkacağım, ha çıkayım.” derken dakikalar birbirini kovaladı ve saat dokuzda otobüsün yolunu tuttum. Aslında daha fazla durmak isterdim, ama hem ayakta beklemem hem de karnımın guruldaması beni konferanstan çıkmaya yönlendiren etkenlerdi. Tahminimce Nihat Abimiz en az bir saat daha konuşmuştur.
Nihat Genç fıkralarla, hikâyelerle başladı konuşmasına. Bir saatlik saygı duruşu ve akabinde İstiklal Marşı ile konferansa devam edildi. Kendisinin Türkiye’de en çok okunan hikâye yazarı olduğunu iddia etti. Televizyon konuşmalarında hiç tanık olmadığım “benim kitaplarım” lafını da ilk defa bu konferansta işittim. Ayrıca 22 tane kitabının olduğunu da ekledi sözlerine. Yazarımız başka yazarların bu yönünü eleştirse de egoyu tatmin eden bu söylemleri doğru buluyorum. Nitekim yazarların kendi kitaplarından bahsetmesi kadar doğal bir hareket yoktur.
Nihat Genç gündemdeki sıcak konulardan bahsetti. Bizi parçalamak isteyen etnik ayrımcılık yapanlara veryansın etti. Türk kimliğinin tarihinden bahsetti. Selahaddin Eyyübi’nin Kürt olduğunu söyledi. Tarihin hiçbir döneminde Türklerin etnik ayrımcılık yapmadığını belirtti. Kız alıp verdiğimizi, evlenip karıştığımızı dile getirdi. Aslında Laz olduğunu, ama Türk kimliği altında yaşamaktan gurur duyduğunu anlatmaya çalıştı. Tarihte bize asırlarca Türk dendiğini açığa vurdu. Etnik ayrımcılık yapanlara ağır ithamlarda bulundu. Bir ara Çin, Hindistan, Suriye, Sırbistan, İran, Fas ve birkaç tane daha ülke ismi vererek, bu ülkelere en çok Türk kızlarının gelin gittiğini ileri sürdü. Evlenip kaynaştığımızı ve etnik ayrımcılığa şiddetle karşı çıktığını anlattı yazarımız.
Nihat Genç’in sivri dilinden nasibini alan yazarlar listesini sunuyorum sizlerle: Çetin Altan, Mehmet Altan, Ahmet Altan, Mehmet Barlas, Cengiz Çavdar, Abdurrahman Dilipak, Hasan Cemal (Sadece konferansta dillendirilen isimleri aktardım sizlere. Nihat Genç kitaplarında bu yazarların listesine Ertuğrul Özkök’ü de koyuyor). Nihat Genç NTV, CNN gibi kanalları da topa tutuyor, onların otuz yıl boyunca Türk-Kürt laflarını ağızlarından düşürmediklerini söylüyor. Böyle yaparak onların etnik ayrımcılığa zemin hazırladıklarının altını çiziyor. Zaman, Vakit, Milliyet gibi gazeteleri de eleştiriyor.
“Star gazetesi dinci medyanın, Star televizyonu Aydın Doğan’ın elinde.” cümlesini anlattıkları açısından önemli buluyorum. Cem Uzan’ın çökertilmesini anlatırken sarf etti bu tümceyi. Paylaştırdılar diyor Nihat genç, Cem Uzan’ın mallarını paylaştırdılar. Hükümet ile Doğan Grubu arasındaki ilişkileri de gözler önüne seriyor bu panorama. Ve ayrıca hükümetin dinci medya ile münasebetini de açığa vuruyor.
Özelleştirmelere de değiniyor yazarımız. Özelleştirilecek hiçbir şey kalmadığını savunuyor. Meğer özelleştirmeyi savunan muhafazakâr liberallere göre, devlet köhnemiş yapısından hemen kurtulmalı, her şeyi yabancıların yönetimine terk etmeliymiş. Yabancı sermaye geldiğinde daha fazla kâr edecek ve böylece daha fazla istihdam alanı açacaktı. Ancak böyle olmadığı anlaşıldı diyor Nihat abimiz. Küresel kriz vesilesiyle devletin yabana atılamayacağını öğrendiler ve devletin ucunun bırakılamayacağını anladılar. Devlet kurumlarının köhneleştiğini söyleyen zevata sitem ediyor Nihat Genç.
Bir anısını anlatıyor Nihat Genç. Anıyı özet olarak aktarıyorum: Bir gün bir köye gider. Köydeki bir amca ile muhabbet eder. Amcanın “Ahmet Necdet Sezer’in Allah belasını versin.” demesi Nihat Genç’i epey kızdırır. Sorar Nihat Genç, Ahmet Necdet Sezer ile ne alıp veremediği var diye. Amca Vakit gazetesindeki başlığı gösterir. Başlıkta o günkü cumhurbaşkanımızın PKK’lıları affettiğinden bahsediliyordur. Böylece Vakit gazetesinin ya da herhangi bir gazetenin kitleleri nasıl etkileyebildiğini anlıyoruz. Nihat Genç Ahmet Sezer’i, “Temiz yüzlü bir adamdı, işini yaptı sadece, hatta CHP’lileri bile eleştirdi.” diye tanımladı.
Nihat Abimiz hem kendisini coşturdu hem de bizleri. Hem güldük hem duygulandık. Küfürleriyle de bizi epey güldürdü. Yalnız argo konuşmasını tasvip etmiyorum. Bu kadar okumuş bir yazarın mahalle ağzıyla konuşmasını alkışlayamam. Daha düzgün kelimeler kullanabilirdi. Yalnız ortama ayak uydurup ben de güldüm bu küfürlerine. Şahsen benim yüzüm kızardı; o kadar kişiye seslenen Nihat Genç’in nasıl yüzü kızarmıyor, merak ediyorum doğrusu.
Argo kelimeler de kullansa Nihat Genç’i dinlediğime pişman değilim. İki saat ayakta dinlemeye değdi doğrusu. Dozajı çok arttırmadan, fazla abartmadan Nihat Genç’i dinlemek sağlığa yararlıdır, ayrıca zihni kuvvetlendirir. Nihat Gençli günler diliyorum herkese.



