Deneme Yazıları



DY | üyelere özel



| Kaydol | Parolam?

DY | reklam

DY | sen de dene!

DY | kitapyurdu

DY | facebook resmi sayfası

DY | haberler

I'm listed in Personal

(Bu hikayeyi karalamaların arasından ölümsüzleştirmemi sağlayan Özden’e…)

16 Mayıs kurtulma günlerimden bir gün. Artık düşünmekten korkmuyorum başıma gelecekleri bilmememe rağmen, israrla beni zihnimde kaybolmaya sevk edeceğim bu sefer. Gözlerim, kulaklarım yeni öğeler arayıp dikkat kesilmiş, etraftan malzeme çıkarmak için hevesle birbirleriyle yarışıyorlar.

Yolun kenarında küçük bir dükkan, dışarıya atılmış iki çift masa ve sandalye beni davet ediyor. Civarda oturacağınız, düşünceleriniz ile dans ederken acıkan midenizi de bastıracağınız bir yer de yok.

Kapıdan içeri giriyorum ve beni köyün yerlisi olan bir kadın karşılıyor, içimi bir sıcaklık ve mutluluk sarıyor. Saflığı, masumiyeti derken yüreğinin temizliği kelimesini tercih etmemin daha uygun düşeceğini hissediyorum ve bir huzurla masama oturuyorum. Sonrasında buradan hiç ayrılmayacakmış gibi siparişimi söylemiyorum, o arada ne istediğimi soruyor köylü kadın. Ben onun bu sorusunu kaçtığım şehirdekinden farklı olarak sanki sadece benim açlık hissimi ortadan kaldırmak için sorduğunu hissediyorum. Köftelerim ızgara ile buluşurken içeri yeni müşteriler geliyor, belli ki bizim oraların insanları. İçeriyi şehrin havası sarıyor, köfteci ablam ve amcam bu durumdan hiç şikayetçi değiller. Ama ben rahatsız oluyorum kaçtığım yerin havasının beni yine bulduğundan, ama suçlayamıyorum o insanları. Farkında değilim belki, beni de oraların ağır havası etraflıca sarıyordur. O anda düşünmeye başlıyorum. Ve buraları yazma arzusu beni benden alıyor.

Tüm duyu organlarım seferber olmuş bir şekilde etrafa göz gezdiriyor. Köfteler hemen yanı başınızda pişiyor, mutfağın içinizdesiniz sanki. Oradan seslenip, salatalar için malzemeleri yıkamanızı isteyeceklermiş gibi vücudunuz hazır konuma geçiyor. Mutfağın içinizdeymişsiniz gibi derken kendi mutfağınız sanki. Izgaradan gelen köftelerin “cız” sesi bir kapının kilidinin açılış sesi gibi geliyor, ardından kapı aralanıyor ve sabırsızlanıyorum. Tam çaprazımdaki soba gözümden kaçmıyor, hava sıcak olmasına rağmen onun içinde yanabilecek olan odunların etrafa yaydığı sıcaklığı hissediyorum ama farklı olarak soba ruhumu ısıtıyor. Dışarıdaki masalar dolmaya başlıyor, güneşle çalışmaktan vücutları kararmış insanlarım ile doluyor. Onlara insanlarım dememe kızmıyorlardır umarım, onların bir parçası olmamama rağmen. Kızmamaları için içimden onlarla sohbet ediyorum, belki kaçtığım yere döndüğümde onları da götürürüm ve oralarda bu sefer mutlu da olabilirim.

Açlık demişken, buzdolabının içindeki köfteler, içecekler, tatlılar gözümden kaçmıyor. Evet onların da dilinde bir şeyler var. İhtiyacımız olan her şeyi karşılamak için sanki görücüye çıkmışlar, vitrindeki mankenler gibi ama sonrasında sevmiyorum bu benzetmeyi. Farklılık; özellikle yerleştirilmemişler, vitrin gösterişi yoktu onlarda, satılma veya alma güdüsünü ortaya çıkaracak şekilde değildi. Satılma güdüsü derken sizin açlık veya susuzluğunuzdan ziyade ceplerden çıkacakların ağır basması. Ama onların tek dertleri size hizmet etmek.

Basit görünen bu mekan şehirden ve onun koşuşturmasından kaçınca mı beni bu düşüncelere, hayallere sevk ediyor. Şehirde sürekli şikayet ettiğim, beni oyalayan, kandıran şeyler mi var tüm düşüncelere ket vuran. Belki de cevabı bilinen bir soru soruyorum kendime. Bu sorular ile vaktimi boşa harcadığımı düşünürken, dışarıdan geçen traktörün gürültüsü bile düşüncelerime yoğunlaşmaktan alıkoyamıyor beni. Belki ben de bizim oralardan gelen o kadın gibi getirdiğim şehrin ağır havası ile kandıracağım kendimi ama o insanları umursadığım içindir ki kapalı olan o mekanda sigara içilip içilmediğini soruyorum. Dükkan da çalışan kadın küllük getiriyor, içerisinde nazar boncuğu işlemesi olan bir küllük. Sigaram bittikten sonra, inanmadığım bu sembolün üzerinde söndürdüğüm sigaram ile bir günah işlemiş gibi kendimi kötü hissediyorum. Bir çelişki yaratacak şekilde yeni bir sigara daha yakıyorum, o arada kulağım radyoda çalan parçaya takılıyor. Tanıdık bir isim ve tanıdık bir parça, ondandır belki tüm duyularım pür dikkat oraya odaklanıyor. Ama yüzümü farklı mimiklere bürüyerek buranın yerlisi ve sahibi olan amca ile ilk konuşmama vesile olacak soruyu soruyorum ” Radyoda çalan Nurettin Reçber mi ?” evet Nurettin Reçber ve Ezo diyor ve amacıma ulaşıyorum, İsmail amcamdan samimi ve sıcak bir evet çıkıyor. Gözümde o kadar büyüyor ki bu birkaç harften oluşan kelime. Radyonun sesini açmasını isteyerek iletişime devam ediyorum. Sohbete başlayamıyoruz, belli ki bana bu parçayı dinleme zevkini yaşatmak istiyor, öyle olduğunu düşünüyorum. Parçayı dinlerken oturduğum yer masa olmaktan çıkıyor, mekan da bir köfteci değil. Kaybettiğim kendimi yeşillerin içinde bir ormanda buluyorum. Ellerimin çalılarla buluşmasını rüzgarımın tenime çarpışını hissediyorum ve Ezo’mu arıyorum önümde de buraları benden daha iyi bildiği için İsmail amca… Emin olmak adına ismini soruyorum dükkanın ismi olan “İsmail Ustanın Yeri” nden kopya çekerek, “İsminiz İsmail mi?” küçük bir kız çocuğunun utangaçlığı ile yüzüm kızarıyor.

Sigaramın dumanı bana azaldığının haberini veriyor, tam o esnada İsmail amca sanki kolumdan tutuyor ve benimle sohbet etmeye başlıyor. Tatile gelip gelmediğimi soruyor ve sohbet etmeye başlıyoruz. Yüzüm gülücüklerden oluşan bir çiçek bahçesine dönüşüyor. Sanki eline şeker verilmiş bir çocuk gibi mutlu oluyorum. Bir çay daha istiyorum ve sohbete devam ediyoruz. Bana psikolojik terapi etkisi yapan görev yaptığım okuldan bir meslektaşımı tanıdığını söylüyor. Öğrencileri ile buraya geldiklerini öğreniyorum. Büyüyüp küçülen dünyamda, küçülen dünyamdan bu sefer şikayetçi olmuyorum.

İçeriyi harika bir müzik cümbüşü sarıyor, usta müzik virtüözlerin ellerinden çıkan sesler hakim kılıyor her tarafı; köftelerin cız sesleri, radyoda çalan şarkılar, arada açılıp kapanan dolap kapağı ritim tutuyor, tam o kesiliyor buzdolabın çalışması ritme devam ediyor. Yoldan geçen arabaların sesi de ilk defa kulağa hoş bir ziyafet veriyor. Tüm seslere şarkımın sözlerine başlayarak eşlik etmek istiyorum. 3. sigaramı yakarken yavaş yavaş buradan ayrılacağımı hissediyorum, çayıma bakarak sevincin de bulunduğu bir hüzün yer alıyor ama üzülmüyorum beni düşüncelerimde dans ettiren bu yeri içimde yaşayacağımı çok iyi biliyorum.

Aklıma yanımda olan fotoğraf makinem geliyor, bu yeri fotoğraflamak gibi beni çok mutlu eden düşünce sarıyor her tarafımı. O esnada kalacağım otel geliyor aklıma, oraya döneceğimin bilincinden midir bilmiyorum veya İsmail amca ile eşini bir daha göremeyeceğimden midir ? Tam bu cümlelerimi kalemim ile buluştururken, İsmail amca motoruna binip servise çıkıyor. Ve ben kalkmadan İsmail amcanın gelmesini arzuluyorum onunla vedalaşmadan gitmek istemiyorum. Ama onu göremeyecek olma ihtimalim beni sıkmıyor çünkü bu yazdıklarımdan daha güzel bir fotoğraf olamayacağına adım gibi inanıyorum. Ve ayrılık vakti gelirken vedamı simgeliyor çayımdan ve sigaramdan çektiğim son yudumlarım, hoşça kal İsmail amca.
————————
Mayıs 2009
Bolu

Okumaya Bunlarla Devam Et:

  • Tut Elimden!
    Kendimi ait hissettiğim şehirler vardı. Her sokağında, her caddesinde huzur bulduğum, denizine gözya...
  • Huzurlu Ölmek İstiyorum!
    Başta insanlar olmak üzere herkesten kaçıyorum, kaçabildiğim kadar. Koşuyorum sığınabileceğim bir ye...
  • Gece
    Bir elimde siyah topuklu ayakkabılarım, bir elimde bir şişe kırmızı şarap… Sokaklarda kâh yürüyorum ...
  • İstanbul’a
    İçindeydim, içimdeydin. Canım çok yandı ama sen biliyordun zevk alacaktım. Tanımadığım bir kültürün ...
  • Ölüler Ve Ölmüşler
    Serserilik yapmak istiyor ayaklarım.Bir sürü şehirle çıkmak, ve bir sürü şehri kirletmek.Utanarak se...
- Yazının başına dön!


Bu yazıya 2 görüş yazıldı. Sen ne düşünüyorsun?

  • nihan diyor ki:

    Ben de gittim oraya resmen yazıyı okurken,o an yanındaymışım gibi oldum da denebilir..
    Yazmaya devam…Zira merakla bekleniyor yazacakların.

  • Mevlüt Taşarsu diyor ki:

    @nihan, çok teşekkür ederim nihan. Bir yazarı bu tanımlamaya layik hale getiren okurları tarafından gelen geribeslemlerdir. Seninde yazdıklarıma karşı getirdiğin her yorum iştahımı kabartıyor ve kağıt ile kalemimi seviştirmek için duygularımı çırıl çıplak bırakmak istiyorum. Elbetteki eleştirierin içinde geçerli… tekrar teşekkür ederim nihancım ve yazmaya devam….