Gelin, uğruna ölmeyi göze alacak kadar çok seveceğimiz en az bir kimseyi hayatımıza alalım; hani şu cam fanuslarda, çelik kafesler ardında, kalın betonlar altında herkesten sakladığımız hayatımıza. Bu; annemiz, babamız, kardeşimiz ya da bir arkadaşımız olsun. Bu, sevgilimiz olsun.
İsterse tüm hayatımızı bu kimseyi bulmaya, bu kimseye vermeye adayalım. Bu uğurda yaşamını sarfedene ne mutlu! Meyve tabağındaki en sevdiği meyveyi sona saklayan ve fakat muzır kardeşinin hamlesinden kollayamayan mağdur çocuk olmayalım. Pek kıymetli hayatımızı küflenmeye, çürümeye bırakmaktansa kullanalım onu, kullanalım.
Bırakalım, yaşadığımız hayatı önemsememeyi savunduğumuzu düşünsünler. Böyle düşünenler; gayemizin, sahip olduğumuz hayatı sevmek yüceliğine erişmek olduğunu tasavvur dahi edemez, sevmekte bir yücelik göremezler.
Gelin, hodbinliğimizden kurtulalım. Hodbinliğimizden kurtulduğumuz oranda değerimizin artacağını haykıralım.


Ne kadar çok seversen o kadar çok bağlanırsın ve ne kadar çok bağlanırsan Can Yücel’in dediği gibi o kadar ait olursun…
[bu yoruma cevap ver!]