Deneme Yazıları



DY | üyelere özel



| Kaydol | Parolam?

DY | reklam

DY | sen de dene!

DY | kitapyurdu

DY | facebook resmi sayfası

DY | haberler

I'm listed in Personal

Sıcak ve Soğuk

  |  8 Nisan 2009  |  YAŞAM

Muhteşemdi uzaktan bakınca. Emin olmak için değil belki ama yakından görmek istedi. Yaklaştı, yaklaştı, biraz daha yaklaştı ve sonra durdu. Çok fark edilmek istemedi. Eğdi başını öne ve koklamaya başladı onu. Güzel kokuyordu. Kokladıkça koklayası geliyordu. Yaptığının çok da normal bir şey olmadığına karar verdiği zaman bıraktı koklamayı, uzaklaştı yanından. Bir yandan başı dönüyor bir yandan farkedilmeyişinin rahatlığı huzur veriyordu ona…

Ve ertesi gün, yine “o” yine “aynı” yerde ve yine “onu” gözlüyordu… Bugün de istemiyordu fark edilmek, ama bir o kadar da yine koklamak, yine ona çok yakın olmak istiyordu…

Yaklaştı, yaklaştı, biraz daha yaklaştı ve durdu. Her zaman her arzuladığı gerçekleşmediği için, bu isteği için de olumsuz bir pay bırakmayı ihmal etmedi. Sonra yaşanabilecek olumsuzlukları düşündü, düşündükçe gerildi, gerildikçe hata yaptığını daha iyi aldı. Derin bir nefes almak için uğraş verirken, kısa süreli öksürdü. Bu onun “o” na yaklaşırken çıkardığı ilk ve talihsiz sesti. Bir gün ona seslenmek umudu, özeldi onun için. Fakat bu tırmalayıcı bir öksürük sesi olmamalıydı. Fazla üstüne düşmedi yaşadığı bu kötü “an”ın… Hiçbir şey olmamış gibi, koklamaya devam etti. Günler geçtikçe, artık o muhteşem kokunun, kendisine yetmeyeceğini düşünüyor ve sonraki günlerde “o” na dokunabilmenin heyecanını taşıyordu yüreğinde… Biliyordu ki, aslında sadece bu heyecanı yaşamak bile ona yeterdi. İnsan olmanın bir özelliğiydi bu, yetinmemek…

Peki ya bunu yaptığım bir gün, “o” nu kaybedersem diye düşünürken, kendisine doğru çevrilen başı gördü, sonra yüzünü, sonra gözlerini, sonra yanaklarındaki gamzeyi ve sonra dudaklarını, daha sonra kaşlarını, böyle sürüp gitti…

Neden bu kadar etkilendiğini bilmiyordu. Fakat çok uzun inceledi yüzünü. Bir daha göremeyeceğini düşünerek mi, ya da bir daha bu kadar yakın olmayacağını düşünerek mi bilmiyordu ama çok uzun baktı yüzüne. Dudaklarına biraz daha uzun…

Bu sessiz bakışlar, bir an gelecek bozulacaktı, ama o an hiç gelmiyordu sanki. Sanki o an tüm Dünya durmuştu, evrende hiç bir şey hareket etmiyordu, buna onlar da dahil idi. Korktu ve kolunu oynatmaya başladı. Sallandığını görünce durdu ve durmadığını anladı Dünya’nın…

Şimdi bir şeyler söyleme zamanıydı belki, fakat bunu yapacak, yüreğindekileri dudaklarından ona doğru akıtacak cesareti yoktu. Zaten o değil miydi, uzun süredir bir adım daha yaklaşamayan korkak?

Peki, “o” neden hiç konuşmuyordu? Bu sessizlik canını sıkmaya başladı. “O”na bu kadar yakın olduğu ilk gün, canını sıkan yine o muydu? İnanamıyordu yaşadıklarına. Kokusu için yanında biten korkak beden, bu kez bilmiyordu canını sıkan şey neydi, neden?

Ve ağızdan ilk hecesi döküldü, “Merhaba” dedi. Herkesin, birçok ortamda kullanabildiği bir kelimeydi bu. İlk hece de özel bir şey diyemediği için küfür etti kendine içinden…

Cevap bekliyordu, aslında cevap dahi değil. “O” na seslendiği aynı kelimeyi bir karşılık olarak bekliyordu… Bekledi, bekledi, bekledi, uzun bir süre öylece bekledi. Yanıt gelmedi. Gözleri doldu, tutmadı kendini, akıttı gözyaşlarını ve ağlamaya başladı. Bu içten bir ağlamaydı. Fakat akarken gözyaşı gözlerinden, bir yandan da acaba bu halim, onu etkiler de, bir cevap alabilir miyim diye düşündü. Bu düşünce midesine kramp girmiş etkisi yaptı.

İlk kez bu kadar utanmıştı kendisinden. Bu kadar ucuz nasıl olabilmişti? Yine küfre verdi kendisini, ağza alınmayacak küfürler, artık ondan sesli bir şekilde çıkıyordu. İğrendi kendisinden ve sadece utandı, yine halka açık, utanç verici bir vaziyete kaldığı için. İmkanı olsa, o an yok olmak istedi sadece… Biliyordu, her zaman ki gibi her arzuladığının olmayacağını. Ve o kendinden iğrenen bir canlı olarak arkasını döndü. Şu an “o” na bakmayı hak etmiyordu. Başını öne eğerken, yürümeye başladı. Ta ki “gözlerinde kendini kaybettiğinden” “o” özel sesi duyana kadar…

İstediği an buydu… Fakat “o” an gelene kadar yıpratmıştı kendini. “O” na bakmaya utandığı için dönmedi arkasını ve hızla koşmaya başladı, ağlamaya hala devam ediyordu. Bu bir utanç gözyaşıydı…

Nefes nefese kaldığında arkasını döndü ve rahatladı. Çünkü ondan “o”nu göremeyecek kadar uzaklaşmıştı. Yere oturdu ve nedenini sordu kendisine…

Anlamıştı, yakınken uzak kalmaktı onu heyecanlandıran. Yakınken dokunamamaktı onu heyecanlandıran ve yakınken bir şeyler söyleyememekti. Artık yoktu bir değeri, dün kendisini daha değerli görüyordu, o gün ise bir utanca imza atmıştı. Samimi olamamıştı, yüreğine tam inemedi… Bu yüzden mi bilinmez ama şunları mırıldandı:

“Bir daha sadece ve sadece arzulayacağım“…

Okumaya Bunlarla Devam Et:

  • Büyüsü Bozulmuş Bir Aşkın Hikayesi…
    Giden sen değildin aslında. Sözlerin arkasına gizlenmiş paramparça kalpler. Susmak bilmeyen keder, ö...
  • Kapı
    Sen yoksun diye ben, mermilerini seninle temizlediği seri bir katilin dün akşamki son kurbanıyım. "b...
  • Kadınım
    Seni aradı boş bakan gözlerim yine, limandaki sahipsiz martılar gibi yalnızdım... Yağmur altında ısl...
  • Muska Yazmak
    Muska yazmak istiyorum sana! Hani şu sofuların yazdıkları cinsten... Katlandığında üçgen bir şekil a...
  • İç Dökümü
    Karanlık kalbimin varoşlarına kadar işlemiş. Mehtap sırtını çevirmiş gözlerime. Saklamış tüm aydınlı...
- Yazının başına dön!


Sen ne düşünüyorsun?