Deneme Yazıları



DY | üyelere özel



| Kaydol | Parolam?

DY | reklam

DY | kitapyurdu

internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.

DY | sen de dene!

DY | haberler

I'm listed in Personal

Sivas Katliamı

  |  30 Ağustos 2009  |  SERBEST KÜRSÜ

Sivas Katliamı’nı yazmak uzun süredir aklımdaydı. Kısmet bugüneymiş. ( Bu yazı 23.07.2008’de yazılmış, buraya alınırken bazı kısımları değiştirilmiştir.)

2 Temmuz 1993’de Sivas’ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri esnasında Madımak Oteli’nin kuşatılıp yakılması ve dolayısıyla otelde bulunan 33 Alevi yazar, ozan ve aydının yakılarak katledilmesi ve oteli ateşe verenlerden ikisinin hayatını kaybetmesiyle oluşan olaylar zinciridir.

2 Temmuz 1993 günü organize olmuş biçimde öğle saatlerinde Paşa ve Meydan camilerinden çıkan gruplar önce etkinliklerin yapıldığı kültür merkezine ulaşarak bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etti. Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla çıkan taşlı sopalı çatışma polis tarafından fazla büyümeden, zor kullanılarak önlendi. Hızını alamayan ve sayısı yaklaşık on bine ulaşan grup Kültür Merkezi’nden Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak slogan atmaya devam etti. Grubun sayısı akşam saatlerinde yirmi bine yaklaşmıştı. Grup önce Madımak Oteli’ndeki araçları, otelde bulunan yazarların dumandan boğulması için ateşe verdi ve oteli taşladı. Bunun sonucunda taşlanarak camları kırılan Madımak Oteli tutuşturulan perdelerle ve alt katta bulunan eşyalarla birlikte toz duman oldu. Otele sığınmış aydınlardan aralarında Asım Bezirci, Nesime Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin’in de bulunduğu 37 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını kaybetti. Aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla ağır yaralarla kurtuldu. Başından yaralanan Aziz Nesin’in linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi’ne götürüldü.

Olaylar sonucunda 33 konuk ile 2 otel görevlisi ve 2 saldırgan yaşamını kaybetti. Gene olaylar sırasında Atatürk-Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk büstü tahrip edildi. Akşam saatlerinde iki günlük sokağa çıkma yasağı valilikçe ilan edildi.

Gözaltına alınan 190 kişiden 124’ü hakkında “laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma”  suçlamasıyla dava açıldı. Geri kalanlar serbest bırakıldı. Dava sonucuna göre, 22 sanık hakkında on beşer yıl, 3 sanık hakkında on yıl, 54 sanık hakkında üçer yıl, altı sanık hakkında ikişer yıl hapis cezası ve 37 sanık hakkında beraat kararı verildi. Müdahil avukatlar Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını Yargıtay’a götürdüler. Yargıtay Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı. Açıklanan karara göre, 33 sanık idama ve 14 sanık on beş yıla kadar değişen hapis cezasına mahkûm edildi. Yargıtay hapis cezalarını onadı. 33 idam cezasını ise, usul noksanlıkları sebebi ile bozdu. 33 sanık DGM’ce 16 Haziran 2000’de yeniden idama çarptırıldı. 2002’de idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerin cezaları müebbet hapis cezasına çevrildi. Sanıkların avukatlığını Refah-Yol iktidarının Adalet Bakanı Şevket Kazan üstlendi.

Geçen zaman zarfı içinde sanık sayısı tahliyelerle 33’e düştü. Dönemin Sivas Belediye Meclisi azası Cafer Erçakmak ile Yargıtay’ın ilk bozma kararından sonra firar eden 8 sanık halen yakalanamamıştır.

Sivas davası, İstiklal Mahkemeleri sonrasında tek bir davada bu kadar çok idam cezasının verildiği ilk davadır.

Olayların asıl sebebi, dinsiz olduğunu birçok kez açıklayan Aziz Nesin’i bahane eden irtica yanlısı ve devlet düşmanı odakların bu fırsattan yararlanıp işsiz, güçsüz kişileri galeyana getirmesi ve istismar etmesidir.

Dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “Bana sağcılar suç işliyor, dedirtemezsiniz.” diyerek olaylara karışanlara hak etmedikleri değeri vermiş, onları korumuştur. Dönemin başbakanı Tansu Çiller, “Çok şükür otelin dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir.” lafıyla olayın vahim boyutunu kulak ardı etmiştir. İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu’ysa, “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir.” yorumunu yaparak katilleri müdafaa etmiştir.

“15 Yıl Sonra Madımak” adlı yazısında Zaman gazetesi yazarı Mümtaz’er Türköne, Sivas Katliamı’na değinmiş. Yazardan aldığımız bilgilere göre, meğer Kahramanmaraş ve Çorum’da da Alevilere yönelik saldırılar olmuş. Sivas Katliamı bu olayların sonuncusudur. Yazar kısaca Sivas Katliamı’nın zahiri kısmına değinmiş ve ardından perde arkasına bir bakmış.

Alevilere yönelik üç kere büyük çapta saldırılar oldu. Bunlardan en vahim olanı Sivas Katliamı’dır.

Alevi-Sünni çatışması olarak nitelendirebileceğimiz bu çatışma, Sünnilerin bağnaz tutumlarını gözler önüne seriyor. Her Sünni onlar gibi değil, ama bu saldırı Sünnilerin farklı görüşlere kapalı oldukları, at gözlüğü ile baktığı imajını veriyor. Kendilerini Müslüman addeden zat-ı muhterem(!) kişiler İslâm dininin “Müslümanlar kardeştir.” ayetini tersten okuyarak 37 kişiyi ya yakarak ya boğarak öldürüyorlar. Bu mudur sizin Müslümanlığınız?

Mümtaz’er Türköne Aleviliğin Türkiye’nin bir gerçeği ve bu gerçeğin dinî olmaktan öte siyasî ve sosyal bir gerçek olduğunu ileri sürüyor. Siyasî bir gerçek, çünkü bu ülkede Aleviler az değil ve onlar üzerinden siyaset yapan parti(ler) var. Meselâ CHP. Alevilerin takriben hepsi CHP’ye oy veriyor. Görüyorsunuz işte Deniz Baykal’ı. Kurulacak bir Cemevi’nin töreninde hep onun adı geçiyor.

Alevilerin CHP’nin arkasında durmasının sebebi laikliktir. Alevî vatandaşlarımız anayasadaki laiklik kalkanı sayesinde ayakta durabiliyorlar ve bazı yobaz Sünnilerin saldırılarına karşı hukuki yollarla hak mücadelesi veriyorlar. Türkiye’de laikliği devamlı dile getiren parti CHP olunca, Alevilerin oyları sapmadan CHP’ye gidiyor. Eğer Türkiye’de laiklik anayasada geçmeseydi, var olan Suni çoğunluk Alevileri ezip geçebilirdi.

Farklı görüşlerin ayakta kalamadığı bir toplumda demokrasiden bahsedemeyiz. Sivas Katliamı’yla karşıt görüşleri hazmedemeyen Sünnilerin bir demokrasi cinayeti işlemişlerdir. Bütün Müslümanların kardeş olduğunu unutmuşlar ve bir insanlık faciasına yol açmışlardır. Allah bizi böyle Müslümanlardan uzak eylesin (Âmin).

Bu kör zihniyetin şunları bilmesi gerekiyor:

1-) Türkiye laik bir ülke.

2-) Türkiye’de her dinden insan dinini istediği gibi yaşayabilir.

3-) Alevileri de Müslüman olarak tanıdığımıza göre- gerçi onların Müslümanlığı Sünnilerin Müslümanlığından pek farklı; mesela Aleviler namaz kılmaz, oruç tutmaz, hacca gitmez, zekât vermezmiş ve de Kurban Bayramı’nda alkol alıyorlarmış. Çok enteresan değil mi? İnsanın ister istemez, “Bunların Müslümanlığı ne biçim bir Müslümanlık?”diyesi geliyor- Sünniler tali yollardaki diğer mezheplere hoşgörüyle yaklaşmalı ve olaya çok boyutlu bakmalıdır. Ayrı ayrı yollara sapsak da yolun sonu hep Allahütealâ’ya varacaktır.

4-) Mümtaz’er Türköne’nin de dediği gibi Alevilik sosyal ve siyasal bir gerçektir. Sünniler olaya sırf mezhep kavgası olarak değil, Türkiye’de yaşayan bir azınlığın yaşam mücadelesi olarak bakmalıdırlar.

5-) Sünniler duygudaşlık (empati) kurarak kendilerini Alevilerin yerine koymalıdırlar.

6-) Türkiye’de bu mezhep kavgasından nemalanmak isteyen güçler var. Bu yabancı güçler veya bu yabancı güçlerle işbirliği içinde olan içimizdeki işbirlikçiler, Türkiye’yi etnik kavgalarla bölmeye çalışıyorlar. Din ve kimlik siyaseti üzerinden ülkemizi tahrip etmeye çalışıyorlar. “Sen Sünnisin, sen Alevisin.”demeye getiriyorlar. Buna en büyük örnek Irak Savaşı’dır. ABD Irak’a girmiş ve Irak’ın Sünni, Şii, Kürt olmak üzere üç bölgeye ayrılmasına ramak kalmıştır. Hatta bunun hayata geçirileceği bazı yabancı kaynaklarda yer almaktadır. Bu hem bir mezhep hem de bir ırk davasıdır. Bu iki mefhum dünyayı parçalamaya kâfidir. ABD’nin “böl, parçala, yönet” mantığı Irak Savaşı’nda din ve etnik kimlik üzerinden oynanan oyunun bir tezahürüdür. Dış mihraklar etnik ayrımcılık yaparak, azınlık hakları diyerek Türkiye, Irak gibi etnik kökeni ve dini homojen olmayan ülkelerde istedikleri oyunu oynayabilmektedirler. Sünnilerin bu oyuna düşmemeleri lâzımdır.

Sivas Katliamı’nın bir program dâhilinde yapıldığı muhakkaktır. Yoksa birkaç camiden çıkmayla 20.000 kişinin toplanamayacağı şüphesizdir. Planlı ve programlı hareket edilmiştir bana göre. Bazı provokatörler halkı galeyana getirmişlerdir.

Sivas Katliamı birikmiş bir öfkenin dışavurumudur. Aziz Nesin’in dinsiz olduğu hazmedilememiştir. Alevi ozan ve yazarlara dinsiz gözüyle bakılmıştır. Alevilerin şenlik günü olan Pir Sultan Abdal Şenlikleri Sünnilerin atağa geçeceği gün olarak belirlenmiştir.

Katliamdan sonra tutuklananlara hak ettikleri ceza verilmemiş, idam edilmesi gerekenler 2002’de idam cezasının kalkmasıyla idam edilmemişlerdir. Türkiye’de, benim gördüğüm, bu adamları koruyan bir politika sergilenmiştir. Bu pis, alçakça cinayeti işleyenleri hapishanelere tıkarak beslemiş, yedirmiş, içirmiştir.

Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi ile Yargıtay arasında mekik dokuyan dava faillere ve bize yargı sistemimizin hasarlı olduğunu göstermiştir. Ayrıca bu işin içinde kesinlikle bir bit yeniğinin de olduğunu göstermesi bakımından da önemlidir.

Yargıtay’ın ilk bozma kararından sonra kaçanlar olmuş ve hâlâ yakalanamamıştır.

Aziz Nesin ölümden dönmüştür. Sırf Alevi oldukları için insanlar öldürülmüştür. Aziz Nesin itfaiye aracı ile kurtulmuştur. Geçen 15 yıl içinde böyle bir rezaletin yaşanmadığını gözlemlemekteyiz. Gerçi yine Alevilere, Hıristiyanlara ve daha başka mezhep veya din mensuplarına saldırılar oluyor, ama küçük çapta kalıyor ( Bkz. Malatya’daki cinayet vs.)

Gazeteci, yazar Can Dündar Sivas Katliamı’nı belgeselleştirmiş. Belgeseli izledim. Belgeselde gözlemlediklerimi sizlerle paylaşacağım.

Felaketten 10 saat önce Aziz Nesin’le röportaj yapılıyor. Hakikat gazetesi “Müslüman mahallesinde salyangoz sattılar.” diye bir başlık atmış birinci sayfaya. Bir muhabir bu başlıkla ilgili sorular soruyor Aziz Nesin’e. Ortam yavaşça geriliyor. Aziz Nesin asıl tahrik unsurunun kendisi değil, bu manşet olduğunu söylüyor. Aradan bir müddet geçiyor ve Aziz Nesin din konusundaki düşüncelerini açığa vuruyor. “1000 yıl önce yazılmış kitaba inanabilmem için aklımı kaçırmam lazım.”diyor ünlü yazar, Müslümanlara, her dine saygılı olduğunu, Müslüman olmaya mecbur olmadığını belirtiyor. Kendisinin sabrının taştığını düşündüğüm bir seyirci, “Sen niye saldırıyorsun?”diyerek sinirleri geriyor. Saldırmadığını söylüyor Aziz Nesin ve “Niye bu insanların fikirlerine saygı duymuyorsun?”  diyen seyirciye “Duyuyorum işte.” diyor. Seyirciye göre Aziz Nesin, Allah’a inanmamakla suç işliyor. Bağnazlığın tamamen göstergesidir işte bu. Adam saygılıyım diyor, ama sadece inanmadığını söylüyor. İnanmamak bir suç mu? Biz laik bir ülkede yaşamıyor muyuz? Esasında o güruhun yaptıkları rezalettir. Aziz Nesin kimsenin canına kastetmiş değildir. İnanmamakta son derece özgürdür. Bu güruhun davranışı bağnazlığın daniskasıdır. Bu fitil 37 kişinin vefatına giden yolu açmıştır. Kalabalık zamanla 20.000 kişiye ulaşmıştır. Otelin önündeki arabalar ateşe verilerek kurnaz oyunlarını oynamaya başlamışlardır bağnazlar. Otelin pencereleri kırılmış ve çıkış kapısı tutulmuştur. Otelde sıkışıp kalan Aleviler ve otel personelleri hazin sonlarını kara kara düşünmektedirler. Kurnaz topluluk arabaları kundaklayarak içeridekilerin dumandan boğulmasını arzulamaktadır. Asker geri çekilmek zorunda kalır. Topluluk, “En büyük asker bizim asker.” naraları atmaktadır askerler geri çekilirken. Vali ve Belediye Başkanı önlem almakta gecikir. Onlar olayın bu boyutlara ulaşacağını tahmin edememişlerdir. Aziz Nesin artık son demlerini yaşadığını düşünmektedir. Kalabalığı yararak geçen itfaiye aracı otelin önünde durur ve Aziz Nesin merdivenlerden oturarak iner. İtfaiye görevlisi Aziz Nesin’e hunharca davranır. Aziz Nesin itfaiyeden itilir ve yere düşer. Kafasından yaralanır. Ve öldürmeyen Allah öldürmüyor dedirten hadise gerçekleşir ve Aziz Nesin yere düşmesine rağmen polis arabasına binerek cehennem yerinden uzaklaşır. Aziz Nesin’in yaşadıkları ibret vericidir.

İnşallah böyle bir olayla tekrar karşılaşmayız.

Okumaya Bunlarla Devam Et:

- Yazının başına dön!


Bu yazıya 2 görüş yazıldı. Sen ne düşünüyorsun?

  • barandanis diyor ki:

    1-2 ufak not:

    Süleyman Demirel “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz” lafını Sivas Katliamı’na atfen Temmuz 93′te değil, sağcılar ve milliyetçilerin Kahramanmaraş’ta 100′e yakın insanı katlettiği dönemde 24 aralık 1978′de yaptığı basın toplantısında söylemiştir. Cümlenin tamamı da şöyledir: “Bana sağcılar ve milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz, böyle bir şey söylemiyorum, devlet cinayet işleyenin yakasına yapışmak zorundadır”

    Ayrıca, Aleviler Muharrem ayında 12 gün oruç tutarlar.

    Bilginize..

  • azizkan86 diyor ki:

    Bilgileriniz için teşekkürler barandanis