Kupa, ilk defa kara kıtaya adım atıyor. Aslında, takımlar çoktan attı bile ama ateş sahaya ilk defa düşüyor. Bugün açılış var. Büyük ve efsanevi lider Nelson Mandela’nın hayalleri gerçek geliyor ve Güney Afrika alnının akıyla bu kupadan çıkmak istiyor.
Nitelik / Nicelik tartışmaları bu kupada yıldızlar için geçerli. Bir önceki kupaya göre daha da parlamış ve ışıltılı yıldızlar var. Bir önceki turnuvaya o yaşına rağmen damga vuranın Zidane, Ballack, Deco ve Pirlo olduğunu düşünürsek, bu sefer muhtemelen daha genç ve daha büyük yıldızların damga vuracağını söyleyebiliriz. Aslında, kimlerin daha çok öne çıkacağı, hangi ülkenin kupaya daha çok yaklaştığını veya aldığını gösterecek. Sonuçta, her kupa kendi yıldızını çıkarıyor ve bu 66′da Bobby Charlton, 70′de Péle, 74′de Cruijf ve Gerd Müller/Backenbauer ortaklığı, 78′de Kempes, 82′de Paolo Rossi, 86 ve 90′da Maradona, 94′de Romario, 98′de Zidane, 2002′de Ronaldo ve 2006′da Pirlo bu futbol zirvesinin en büyük isimleriydi. Şimdi adaylar futbol tarihine geçecek cinsten ve yazılacak efsanelerine bu en büyük şildi takmak için uğraşacaklar. Kupa her zaman kendi yıldızlarını yaratıyor ve onları efsaneleştiriyor dedik, şimdi de takımları yıldızları üzerinden inceleyelim.
Lionel Messi, Arjantin’in en büyük umudu ve Maradona’da onu mental olarak hazırlamaya çalışıyor. Zaten, teknik ve taktik olarak bir dehaya ihtiyacı olmayan Arjantin’in en büyük ihtiyacı bu yıldızlarını doğru kullanma, mental olarak sürekli zirvede tutma. Maradona’yı seviyoruz ve ona inanmak istiyoruz. Zaten, Arjantin’in üst sıralara çıkamadığı bir kupa tatsız olacaktır. Lionel Messi’de Barça’da oynadığı futbolu hiç bir zaman Mavi-Beyaz formayla aynı seviyeyi yakalayamadı. Şimdi, bütün Arjantin onu sevebilir ya da nefret edebilir. Zira bizim gibi duygusal bir ülke olan Arjantin’de bütün duygular marjinal seviyelerde yaşanır.
Cristiano Ronaldo, ülkesinin tek büyük yıldızı. Messi’nin veya Rooney’nin takımında ona yardımcı olacak bir sürü yıldız isim sayabiliriz. Ronaldo’nun yanında Milito, Barry, Lampard, Mascherano, Higuain gibi yıldızlar yok. O yüzden Ronaldo’nun turnuvaya damga vurabilmesi için Maradona’ın 86′da yaptığını yapması lazım. 2006′da ülkesini yarı finale taşıyarak zaten önemli bir işi başarmış Ronaldo, bu sefer ülkesinin kupalar tarihinde ki en büyük başarısını almak için savaşacak. Ölüm grubunda bulunan Portekiz, turnuvanın ilk gününden itibaren sürekli hırpalanacak ve bu günler ilerledikçe daha da fazla artıracak.
Wayne Rooney, heykelini Bobby Charlton’ın yanına diktirmeye çalışacak ve onun gibi “Sir” olarak anılmak isteyecek. 66′dan beri İngilizler ilk defa bu kadar çok, kendi zamanlarının geldiğini düşünüyorlar. İngilizlerin ellerinde Rooney gibi bir forvetin yanında Fabio Capello gibi tam bir “winner” var. Kişisel başarıları arasında herhangi bir kupa eksik değil, bir tek bunun dışında. Capello’nun elinde ve Rooney’nin yanında Terry, Gerrard, Lampard, Joe Cole, Lennon, Barry gibi bir çok yıldız var. Ama eğer kupa gelirse en çok Rooney’nin adı gazetelerde ve dillerde olacak.
Ricardo Kaka, tarihinin güç ve teknik dengesini en iyi sağlayan Brezilya’sının öne çıkan büyük yıldızı. Dunga kariyerindeki gibi bir milli takım oluşturdu. İstikrarlı, dengeli, teknik, güçlü. Kaka işin teknik kısmı, Lucio, Maicon ve Julio Cesar güç. Aslında her kupa öncesi Brezilya o kadar çok konuşulur ki bu kupada konuşulmaması magazinel hiçbir taraflarının olmamasındandır. 2006′da Ronaldo ve Adriano gibi şöhretli ve magazinel isimlerin bulunduğu, öne çıktığı Brezilya’da bu sefer Kaka ve Luis Fabiano’nun en önemli hücum yıldızları olması 2010 Brezilya’nın nasıl bir takım olduğunu bize gösteriyor. Kaka, Zico veya Pele olmanın tam ortasında duruyor. Ya kupa almış büyük bir yıldız olacak ya da kupayı alamamış.
Fernando Torres, sürekli açık arayan, topu kendinde tutan ve hata bulduğu zaman onu affetmeme üzerine kurulu İspanya’nın bıçağının keskin yüzü. Kılıcı bütün takım indirse de kesecek olan Torres olacak. Güç, istikrar ve inatçılığını bütün inanılmaz yeteneklerinin yanına ekleyen İspanyol yıldızın en büyük yardımcıları Xavi, Iniesta, Ramos, Casillas, Silva ve elbette ki David Villa olacak. İspanyollar, her zaman için söylenen ve klişeleşmiş, çok iyi kadro, çok kötü verim, kötü dereceler lanetini 2008 Avrupa Şampiyonası’nda kırdı. Onlar inanıyor ve bu yol Torres’siz geçilemez.
Mesut Özil, bence turnuva takımı ve “takım” olan Almanya’nın Ballack’ın sakatlanmasından sonra öne çıkacak en önemli yıldız. Bundan önce Dünya Gençler Şampiyonası’nda inanılmaz işler başardı ve Almanlar’da bir yetenek varsa onu parlatır, en güzel şekilde değerlendirir, onunla 1 kupa almadan bırakmazlar. Ballack yıldız açlığından öne çıkmış ve aslında alışılagelmiş bir yıldız değildi. Ama Mesut, Almanların uzun yıllardan beri aradığı özellikleri barındırıyor. bu yolda en büyük yardımcıları Schweinsteiger ve Lukas Podolski olacak. 4-5 tane kupaya yakın takım sayabiliriz ama yarı final koltuğu 3 tane. Çünkü, Almanlar sürekli oradalar.
Yoann Gourcuff, Domenech’e rağmen Fransa’yı Zidane’da sonra taşıyacak adam ve kariyerinin başlangıcı ona çok benziyor. İkisi de farklı yerlerde iyi işler başarsa da Bordeaux’yla ilk ve önemli işlerini başardılar. Gourcuff’un oyununu görmek gerçekten ilham verici ama dediğimiz gibi Fransa rakipleriyle savaşırken bir yandan da teknik direktörleri Raymond Domenech’le savaşacaklar. Eleme maçlarında biletlerini İrlanda’dan çalan Fransızlar dünya futbol kamuoyunun sempatisini de yitirmiş durumda. Çok şansları yok ama en nihayetinde onlar Fransa. Platini ve Zidane türünde bir oyuncuları da var. İz bırakacak maçlar çıkaracakları kesin.
Dünya Kupası bugün saat 17′de Güney Afrika-Meksika maçıyla başlıyor. O top sahaya inince kağıt üstünde ki herşey yer değiştirmeye başlar. Bunu lehine çevirecek olan kupayı alacaktır.



