Daha önce Amerika’daki mizah anlayışı ile bizdekinin farklarını konuşmuştuk. Mizahtaki bu dev uçurum, sanki dizi ya da film gibi yapımlarda da kendini gösteriyor. Prison Break dizisinde Şirket’le (CIA) uğraşan bir grup “suçlu”, ülkenin güvenliğine tehdit etmiyor da ne yapıyor? Aynı diziyi kendimize uyarlasak, herhalde başta senarist olmak üzere, yapım ekibini Ergenekon davası kapsamında tutuklarlardı.
Dikkat! Bu yazı Prison Break dizisi hakkında bilgi/ipucu içerebilir.
Bildiğiniz gibi, Michael Scofield ve ekibi önceleri Şirket’i yok etmeye çalışıyorlardı. Şirket’in kara kitabı Scylla’yı ele geçirmekle Şirket’in çökeceğini düşünüyorlardı. Üstelik bu Scylla denen şey, 6 ayrı çok önemli kişide bulunan kartların birleşiminden oluşuyordu. Bu kart sahiplerinden biri de CIA’in Başkanı General’di.
Düşünsenize… Ortada bir grup insan var. Bir tanesi suikast komplosundan idama mahkûm edilmiş. Diğeri vücuduna ağabeyinin bulunduğu hapishanenin (Fox River yerine Bayrampaşa olurdu herhalde) planlarını dövme şeklinde yaptırmış ve ağabeyini kurtarmak istiyor. Ana karakterimiz (Türk Michael Scofield) hapishanede hemşireye âşık oluyor. Hemşirenin yardımı olmadan kaçmak imkânsız hale geliyor. Olaylar gelişiyor. Zor bela ağabeyiyle hapishaneden kaçıyor. Yanlarında da, yardımları karşılığında kaçış planına dâhil ettiği bir grup insanla birlikte…
1. sezon bu müthiş koşturmaca ile bitiyor. 2. sezonda ekibin dışarıdaki maceralarına tanık oluyoruz. Ekiptekilerden bazıları ayrılmak, kendi hayatlarına devam etmek istiyor. Kalan grup tabii ki diziyi devam ettirecek çekirdek kadro oluyor. 3. sezonda olayların gelişmesi ile ana karakter yine hapishaneye düşüyor. Bu seferki hapishane en fenalarından. Bizde çekimler muhtemelen Yassıada’da yapılırdı diye düşünüyorum.
Son sezona gelindiğinde ise, işler bambaşka bir hal alıyor ve Şirket’e karşı savaşmaya başlıyor ekibimiz. Yani MİT’e (aslında FBI, MİT’in muadilidir). Bu durumda MİT Müsteşarı’nı da dizide oynatmamız gerekiyor. Prison Break’te son sezona bakıldığında, CIA’in küçük ya da zayıf düştüğü pek çok bölüm vardır. Ana karakter İnşaat Mühendisi arkadaşımız, yaptığı planla MİT’in hiç girilemeyecek yerlerine duvarları sessiz sakin delerek, tıkır tıkır işleyen bir plan yaparak girer. Tüm istihbarat biriminin en önemli şeyini çalar (Scylla).
Diziyi izlemişseniz anlatmaya çalıştığım şey, zihninizde biraz şekillenmiş olmalı.
Geçen haftalarda buna benzer bir şey vardı. Sezona dönüş yapan Kurtlar Vadisi Pusu’da, Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ü izledik. Sahne yaklaştıkça “acaba gösterecekler mi, öznel açı ile çekilip karakterler kameraya mı konuşacak ki?” derken, bir anda Abdullah Gül’ü dizide oynar halde gördük. Yine, ordu içerisindeki bazı “casus unsurları” da izledik. “Kenan” adlı askerin İskender Büyük’ün adamı olması örneğinde olduğu gibi.
Önceki yıllarda, -o zamanki adı Kurtlar Vadisi olan aynı dizide- 10. Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer’in gerçek görüntülerine yer verilmişti. Yayından birkaç gün sonra bununla ilgili bir uyarı gelmişti.
Yayında olan dizilerde, Emniyet Teşkilatı’nı, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni güçsüz göstermekten, rencide etmekten kaçınan şeyler görmekteyiz. Evet, toplumumuzdaki eğilim bu yönde olduğundan, yayınları da ona göre yapıyoruz. Belki de böyle olması en doğrusu. Zira halkın en çok güvendiği kurumu -ordu- güçsüz göstermek, bu kurumu yıpratmak olarak algılanacaktır. Bu yönüyle sakıncalı görünüyor.
Dünyayı “izleyen” CIA’in böyle şeylere malzeme olup, dizinin yayından kalkmaması, acaba “demokrasi” denilen şeyin bir göstergesi midir?
İlgili Okuma:
Amerika’daki Mizah Anlayışı ve Gülünecek Hâlimize Gülemeyen Bizler

