Evet arkadaşlar. Makaleden ziyade deneme yazmak maksadım. Bir makale üzerinde fikir yürütecek olsam da bir şeyler deneyeceğiz sonuçta.
Türkiye Türkçesi dersimizde işlediğimiz bir makale vardı. Slobin’in çocuklar üzerinde yaptığı bir inceleme. Dil edinim sürecini inceleyen Slobin, bu maksatla dünyadaki hemen hemen tüm milletlerden çocukları toplamış ve onları 2 yaş 8 aydan, 4 yaş 2 aya kadar incelemiş. Çocukların dil edinimlerini araştıran ve bunu rapor haline getiren Slobin bir süre sonra şaşkınlığa uğramış. Çünkü, Türk çocukları 3 yaş 6 ayda dil gelişimlerini tamamlamışlar. Diğer uluslara ait çocuklar 5 yılda bazıları 7 yılda tamamlamışlar bu süreci. Ama Türk çocukları dünyadaki tüm uluslardan önce dillerini öğrenmişler.
Slobin, makalesinde bu durumu 2 temel nedene bağlamış :
1) Toplumsal Nedenleri :
Türk çocukları küçüklüklerinden beri ailelerinin yanında kalıyorlar. Aile toplantılarından uzaklaştırılmıyorlar. Bu durum da onların dillerini öğrenmelerinde önemli bir etken olarak ortaya çıkıyor.
2) Dilbilimsel Nedenleri :
Türkçenin eklemlemeli bir dil olması ve logo benzeri yapıtaşlarından oluşması. Mesela, söylenmesi zor olan bir kelime olan “Masanın üzerindeki kağıtları bana verir misin?” kelimesini Türk çocukları hiçbir şekilde yanlış söylememişler. Ayrıca ses uyumu da önemli. Hiçbir Türk çocuğu “sandalyeye” sendelye dememiş.
Türkçe kelime türetebilmeye çok uygun bir dildir. Bir fiilden onlarca kelime türetilebilir.Çocuklara da bu doğrultuda kolaylık sağlamaktadır. Arapça’da ki gibi kelimenin sonuna veya başına gelmez.(kitap = mektup gibi) Herşey bir sıra dahilindedir ve bu sıra matematikten farksızdır.
Türkçeyi dünyanın en taze dili ilan ediyorum . Şu an dahi dilimize yabancı kelimeler aralıksız girse de Türkçe her an kendini yenileyebilir, her an her durumu karşılayabilir. Bu ne Farsça’da vardır, ne Arapça’da ne de Fransızca’da. Ali Şir Nevai’nin “Muhakametü’l Lugateyn” eserini küçüklüğümüzden beri biliriz. İçeriği konusunda cahil kalmamız nedendir peki? Ali Şir Nevai Türkçe ile Farsça’yı dilbilimsel açıdan karşılaştıran ilk bilim adamımızdır. Eserinde Türkçe’nin Farsça’dan fiilleri yönünden, söyleme kolaylığı yönünden çok üstün olduğunu kanıtlıyor ve devamında diyor ki : “Bu gerçek bu güne kadar hep gizli kaldı. Türk şairleri hep Farsça yazdılar. Ama ben buradan diyorum ki Türkçe, söyleyiş kolaylığı yönünden, ifade gücü bakımından Acem’i fazlasıyla geçmiştir.”
Günümüzde İngilizce’nin Türkçe üzerindeki kimilerine göre azami, bana göre ise geçici baskısı üzerinde iki kelam edelim. İngilizce 5 tane barbar dilin bir araya gelmesiyle üzerine de Latince’nin tesiriyle bu günlere gelmiş bir dil. Yeni kelime türetebilme kaabiliyeti hemen hemen yoktur. Yeni kelimeler ya Latince’den alınır ya da kelimelerin baş harfleri bir araya getirilerek oluşturulur. R.A.M (Random acces Memory) örneğinde olduğu gibi.(Oktay Sinanoğlu, Bye Bye Türkçe) Peki bu dil tüm dünyada konuşuluyorken bizim en büyük icadımız olan “Türk Dili” neden bu durumda? İleriye dönük olarak neler yapılabilir?

