“Türkiye Nasıl Zenginleşir?” isimli kitabın yazarı Prof.Dr. Arman Kırım. İngiltere’de Warwick University ve ODTÜ İşletme Bölümü’nde öğretim üyeliği yaptı. Çok satan iş kitaplarından olan Mor İneğin Akıllısı’nın yazarı. Sıradışı bir düşünür Arman Kırım. Kitabı okuduğunuzda bunu fark ediyorsunuz. Tabulaşmış düşünceleri haklı sebeplere dayanarak eleştiriyor. Türkiye için yeni bir kalkınma paradigması oluşturuyor. Nasıl kalkınacağımızın yönlerini belirliyor ve bize yol gösteriyor. Yazarın kitabın isminden de anlaşılacağı üzere tek amacı var,o da Türkiye’yi zenginleştirmek. Yazar Türkiye’nin gelişebilmesi, kalkınabilmesinin tek yolunun zenginleşmek olduğunun altını çiziyor. Eğer hedefimizi kişi başına düşen milli geliri 5.000 dolardan 2020 yılında 15.000 dolara çıkartacak şekilde koyarsak,bugünden itibaren Arman Kırım’ın dediklerine kulak vermeli,ona göre hareket etmeliyiz. Yatarak,dünyayı takip etmeyerek,kendimiz elimizden geleni yapmayıp her şeyden şikayet ederek bir yere varamayız. Çalışacağız,üreteceğiz,çünkü çalışmadan,hep hazıra konarak gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşamayız.
Fakat kitapta da anlatıldığı üzere, emek-yoğun üretimler ülkenin kalkınması için yetmiyor. Bu konuya istisna Çin Halk Cumhuriyeti. 1,3 milyar nüfusun yaşadığı Çin’de emek-yoğun üretim hayli fazla. Çünkü adamlar nüfusu bu şekilde ayakta tutuyorlar ve işsizlere iş bulabiliyorlar. Çin’de 10 kişinin yaptığı bir işi bir robot yapsa ve bu robotlar her fabrikaya yayılsa Çin Halk Cumhuriyeti’nde işsizler çoğalır ve halk isyan eder, kötü olaylar çıkabilir. Ben böyle düşünüyorum. Bu yüzden Çin’de emek-yoğun üretim zorunlu. Çin kadar fazla nüfusa sahip olmayan ülkeler; inovasyon, temiz enerji, outsourcing, offshoring, yeni nesil tedarikçi gibi yolları kullanmalıdır. Arman Kırım bunları teker teker açıklamış. Outsourcing merkezi haline gelen Hindistan’ı, offshoring kavramının sürekli geçtiği Çin’i, inovasyonun ne kadar önemli olduğunu, rüzgar, su, güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının dünyadaki küresel ısınmaya çözüm olabileceğini, biyoteknolojinin hızla yatırım yapılan bir alan haline geldiğini, Türkiye’nin yeni bir stratejiyle hareket ederek zenginleşmesi gerektiğini, bunun için neler gerektiğini, işletmelerin ve devletin üstlenmesi gereken rolleri ve daha birçok konuyu anlayacağımız bir dille açıklamış. Kitabı hazırlarken 15’e yakın kitaptan istifade etmiş. En çok yararlandığı kaynak ise, Thomas Friedman’ın 2005’te çıkardığı “Dünya Düzdür” isimli kitabı.
Arman Kırım kitabın birinci bölümünde dünyadaki konjonktürü ele alarak Türkiye’nin nasıl zenginleşeceği bölümüne bir zemin hazırlamış. Burada outsource, offshore gibi konulara değinerek bunların önemine dikkat çekmiş. İnovasyona değinmiş. Çin ve Hindistan’ın tarihi süreçlerini anlatarak, bugünkü duruma nasıl geldiklerini açıklamış. Bizi daha çok ikinci bölümü ilgilendiriyor. Bu bölümde Türkiye’nin nasıl zenginleşeceği sorusuna cevap arıyor yazar. Bize çeşitli bilgiler veriyor. Türkiye’nin Avrupa ülkelerine yakınlığının bir avantaj olmaktan çıktığını yazıyor Arman Kırım. Bu bir avantaj olmaktan çıktı, çünkü aynı malı Çin daha hızlı ulaştırabiliyor. Türkiye’yi avantajlı hale getirebilecek şey, tam zamanında üretimdir (just in time). Ve Türkiye emek-yoğun üretimden çıkıp bir outsource merkezi haline gelmelidir. Yabancı firmaların iş yaptırabileceği bir yer olmalıdır. Mesela büyük firmalar daha kurumsal işlerle uğraşırken, başka işleri bir başka firmaya yaptırıyor. Hindistan bu konuda bir outsource merkezidir. Şu anda Hindistan dünyaya yazılım pazarlayan birinci ülkedir. Fakirliği yücelten bu ülke şu anda zenginliği öven bir ülke konumuna yükselmiştir. Çin de aynı şekilde büyük bir hamleyle küresel dünyaya uyum sağlamıştır. Çin’i Komünist Parti yönetmesine rağmen Çin, bazı liberal ülkelerden daha liberaldir. Çünkü komünizm zenginlik getirmez ve global dünyada ülkeyi daha geri plana iter. Şu anda yükselen değer küreselleşmedir. Küreselleşme ise, para demektir. Darwin yasası şöyle der: “Ortama uyum sağlayanlar hayatta kalır, uyum sağlamayanlar yok olur gider.” Küresel dediğimiz; şirketlerin kol gezdiği, yenilik üzerine yenilik yapıldığı, ayakta kalmanın zorlaştığı, rekabetin kızıştığı, küresel ısınmanın dünyayı tehdit ettiği, insanların gen yapısının incelendiği, ömrün uzatılmaya, yaşlanmanın geciktirilmeye çalışıldığı, Çin’in ucuz mallarıyla donanan dünyada ortama ayak uydurursak sonuç lehimize işler. Fakat dünyadaki bazı gerçekleri görmezden gelip küreselleşmeye karşı çıkarsak hep geri kalmış bir ülke konumunda olmaya devam ederiz. Seçim bizim.
Arman Kırım Türkiye üzerindeki stratejisine çok geniş perspektiften bakmış. Türkiye Çin ya da ABD gibi olamayacağına göre, başka yollara sapmalıdır. Bütün parçaları dışardan alıp, montajlayıp ihraç etmek yerine, Türkiye montaj ülkesi olmaktan çıkmalı, hizmet üretmeli ve inovasyona öncelik vermelidir. Özel şirket ve üniversite beraber adım atmalıdır. Devlet AR-GE ödeneğini artırmalıdır. Fakat iş sadece artırmakla bitmiyor. Neyin AR-GE’sinin yapılacağı enikonu tahlil edilmelidir. Bunun için yenilik yapabilecek gençlerin beyin göçüyle yurtdışına gitmesi önlenmelidir. Arman Kırım kitabında anlatıyor. ODTÜ’deki bir profesör arkadaşının oğlu University of California inşaat mühendisliği bölümünde zemin mekaniği konusunda doktora çalışmasını bitirecekmiş yakında. Çocuğun babası, oğlunun Türkiye’ye gelmesini, burada çalışmasını istiyormuş. Fakat burada doktor olarak çalışırsa alacağı maaş 1.040 TL imiş. Bu ücretle bu çocuğu nasıl Türkiye’de kalmaya ikna edebilirim diyerek yakınıyormuş baba. ABD’de bu maaşın en azından on mislini alacağı aşikar. Şimdi bu çocuk nasıl gelsin yurduna? 1040 TL maaşla çalışan birisinin motivasyonu da bozulur. Ülkede değer de görmüyorsa, motivasyonu iyice azalır. Bu kişi haklı olarak Batı’da çalışacaktır. Devlet öğretim görevlilerinin maaşlarını artırmalıdır. AR-GE harcamalarını artırarak ülkede inovasyon yapılacak ortamı hazırlamalıdır. Mühendislikte,fen bilimlerinde,tıpta okuyan öğrencilerin eğitim kalitesini artırmalıdır. Bu konuda bütün işi devlete yüklemek haksızlık olur. Şirketler eğitimli öğrenci yetiştirecek kendi okullarını açmalıdır. Çin’e, Hindistan’a gitmeli, oralardaki yenilikleri takip etmelidir. Arman Kırım’ın dediğine göre birçok şirket yöneticisi bunu yapmamaktadır.
Arman Kırım markalaşmaya kafayı takan yöneticilere de bir çift laf ediyor. Marka haline gelmek çok önemli ama, ucuza mal edip ucuza satmak markanın önüne geçiyor. Türkiye büyük şirketlerin ara üreticisi olmalı. Şirketler başka bir ülkeye değil, bize gelmeli. Çünkü dünya öyle karmaşıklaştı ki, bir ürünün parçaları onlarca yerde üretiliyor. Mesela lastiği başka yerden, kaputu başka yerden, iç dizaynı başka yerden alabiliyoruz artık. Böyle bir dünyada Türkiye’nin de yeri olmalı. Gönül ister ki Türkiye %100 Türk malı teknolojik ürünleri dünyaya pazarlasın. Bu şekilde kalkınma çok hızlı gerçekleşir.
Ülkemiz petrol ya da doğalgaz zengini bir ülke değil. Bu yüzden başka alanlara kayarak zengin olmalıyız.
Küresel ısınma aldı başını gidiyor. Çin dünyada sera gazı salımı yapan birinci ülke. Ardından ABD geliyor. Ve böyle giderse dünya yaşanmaz hale gelecek. ABD Kyoto Protokolü’nü imzalamamış bir ülke (Bu protokol şu anda 160 ülkeyi ve sera gazı salımlarının yüzde 55’inden fazlasını kapsamaktadır. Kyoto Protokolü pahalı yatırımlar getirmektedir.) Fakat ABD’de 300’den fazla şehir sera gazları salımını azaltmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla ileride temiz enerjiyle çalışan araçlar trafiğe çıkacaktır. Çünkü petrol bir kıt kaynaktır ve küresel ısınmayı körüklemektedir. Benim senaryom şu:
Büyük devletler petrol bitinceye kadar petrolden para kazanmaya devam edecekler. Petrol bittiği zaman da temiz enerji kaynaklarına başvuracaklar. Fakat işin garip tarafı şu: Petrolü bitinceye kadar kullanmak dünyanın gidişatını hiç düzelmeyecek şekilde bozabilir. Bu yüzden iş işten geçmeden, temiz enerji kaynaklarına odaklanılmalıdır. Fakat bu masraflı bir iştir. Televizyonda görmüştüm. Japonlar hidroloji ile çalışan bir araba üretmişler. Yetkili adam şunu söyledi: “Bu arabaların piyasaya çıkmasının 10 yıllık bir zamanı var.”
Son olarak kitabın son kısmından bir alıntı yapmak istiyorum. Benjamin Friedman Ekonomik Büyümenin Ahlaki Sonuçları adlı kitabında ekonomik büyümeyle ahlak arasında bir bağlantı kurarak işe başlıyor. Yazar şu soruyla kitabına başlıyormuş (kitaptan aynen alıyorum):
“Acaba ekonomik kalkınmayla gelen maddi zenginleşme gerçekten özellikle materyalizmi mi körüklüyor ve bu zenginleşme çabalarının toplumsal ahlak üzerindeki etkileri olumlu mu oluyor olumsuz mu?”
Kitaptan devam (s.286): “…Friedman’ın çalışmasına göre ülkelerin ekonomik büyümeleri gerilemeye başladığı dönemlerde toplum içinde azınlıklara karşı hoşgörü azalıyor, insan hakları ihlalleri artıyor, yaratıcılık zayıflıyor ve demokrasi zarar görüyor.” Bunun tam tersinde de olumlu sonuçlar ortaya çıkıyor. Çok doğru bir tespit bence. Hep derler ya Avrupa’da demokrasi tam işliyor, bizde işlemiyor diye. Niye işlemiyor? Çünkü insanların refah seviyesi yükseltilemiyor, eğitim ezberden öteye gidemiyor, köylere eğitim ulaştırılamıyor vs. Kişi, açlığını düşündüğü an demokrasi hiçbir şey ifade etmez. Toplumsal çatışma hep eğitim eksikliğinden ve fakirlikten çıkmıyor mu? Böyle bir ortamda kömür, nohut, mercimek, pirinç dağıtanlar kazanmaz da kim kazanır?
- Yazının başına dön!azizkan86
Yazar Hakkında

Web Sitesi: http://www41.websamba.com/yazarlar/
- Küreselleşme, İdeolojiler Ve Toplum
- Şili’nin Nazım’ı: Pablo Neruda
- Notasyonda Kötü Hamle
- Durdurun Rezilliği!
- 5 Şıkkın Karakter Çözümlemesi
- Sokak Modası – Yandım Allah Yandım
- Eleştiri Tahammül Yönetimi
- vBilişim ile Sponsorluk Anlaşması İmzaladık
- Şeytan, Taktikleriyle İnsanları Dünyaya Bağlar
- Kırık Ayna
- Telefon Laneti
- Ay Işığında Bir Yürüyüş
- Gidiyor 2008!
- Sanat-sızlaşma
- İnsan Hakları ve Aparthayd Rejimi Üzerine
- Cennet de Bende Cehennem de
- Gerçek Zenginliği Öğrenmeye VAR mısın YOK musun?
- Allah’ın Kadrini Hakkıyla Takdir Edemeyenler
- Yol Tıkanınca
- Devlet ve Hükümet Politikası
- 2010 Sözü ve Güveni Yitirmek
- Derin Yahudi
- Yaşar Nuri’nin Benzetmeleri Üzerine
- EVET Mi HAYIR Mı?
- Bezuar Keçisinin Mucize Özelliği
- Ölümü Düşünmekten Kaçınmak
- Penguenlerdeki Fedakârlık
- Leylâ ile Mecnûn Kalbin Şehrâyini
- Bizler Mahkum Edilenler, Onlar Oyunun Kurnazları!
- Bizsizleşmek




Son paragraftaki söylediklerine tamamen katılıyorum bu yazdıkların şeyler olayın özeti zaten. Eğitim en başta eğitim. geç kaldık dememeliyiz en azından şu anda eğitimsiz sokakta kalan sokak çocuklarına ve işsiz mesleksiz (serbest meslek sahipleri) lere eğitim verilmeli. Bu matematik fizik olmayacak tabi tam tersi atölyelerde mesleki eğitim verilmeli ülkemizde bu işe el atan vatanseverlerde var. (metgem gibi) yani insanlarımıza ‘diplomam var mesleğim var’ dedirtmeliyiz önce.
Şu bahsettiğin kitapta beni kızdıran şeyler var:1-Yabancı firmaların iş yaptırabileceği ülke olmak. yahu koskaca ülkemizin başka bir alternatifi yokmu? çözüm verilmiş bu çözümmü? Bu nasıl bir çözüm hemen söyleyeyim. bi kaç sene önce reklamlarda bir gazetenin reklamı yapılıyordu ‘kıbrıs çözümü’ dedim alıp bakayım çözüm ne? aldığımda gördüğüm çözüm şu ‘çözüm kıbrısı türk adası olarak tanıtmaktır’ bu olabilir bişeymi? yani demek istediğim yabancı firmalar meseleside böyle bir çözüm. 2-ODTÜ mezunu doktor olarak çalışırsa 1040tl alacakmış o yüzden ülkemizde çalışamazmış. Be kardeşim ülkemiz vatanımız için canımızı bile veren bir milletiz. bu adam vatansever olsa karıntokluğuna bile ülkeye hizmet ederdi. ben şahsen bu kişiyi kınıyorum.
Adım adım gitmeliyiz ilk önce eğitim sorunu giderilmeli.
[bu yoruma cevap ver!]
Türkiyenin nasıl gelişmek istediğine bağlı olarak değişir. bu konuda ortaya atılmış bir çok tez var.. yada kendi tezimi kendimiz olusturucaz ve sunucaz..
Kapitalizm manevi değerleri de yok ediyor aslında.. ‘Vatanı için canını vere bir millet’ olma konusunda uzaklaşıyoruz, bunun en açık örneğini gördüm diyebilirim. ‘dünyaya bir kere geldim onu da ölerek kaybedemem’ diyen ‘Türk’ lerde ‘Müslümanlar’ da var emin olun..
[bu yoruma cevap ver!]
Üretim ekonomisinin bizi bu hale getirdiğini söyleyebilirim. Batı’nın ağzıyla, kavramlarıyla konuşuyoruz, yazılar yazıyoruz. Üretmezsen hiçbir şeysin anlayışını kafamızın içine oturttular. Ahi birlikleri yok artık, ulusal, uluslararası, küresel şirketler var. Biz bu kavramlarla konuşan dünyada yerimizi almalıyız. Bunun için çok çalışmamız gerekiyor. En azından teknoloji üretmeliyiz. İnsanlara haddinizden fazlasını tüketin demiyorum, ama üreten bir şirket ve bu ürünü alan bir tüketici olmadan gelişme olamaz. Bu dünya böyle bir dünya. Geçmiş geçmişte kalmıştır. Biz ileriye bakacağız daima. Ortamda kurt ve tilki kaynıyor. Kurt ve tilki olmadan gelişmemiz zor. Çünkü günümüzün vahşi rekabet şartları bunu zorunlu kılıyor.
[bu yoruma cevap ver!]