Yakın zaman önce televizyonda haberleri izlerken Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni ziyaret ettiğini ve Rum Lider Hristofyas’la görüşüp çeşitli temaslarda bulunduğunu belriten bir haber izledim.
Buraya kadar herşey gayet normal. Ama haberin devamında deniliyor ki; “Mahmud Abbas Rum halkının bağımsızlık mücadelesini destekliyor ve TÜRKİYE’NİN ADADA İŞGALCİ OLDUĞUNU kabul ediyor.” Evet, bu cümleyi basın toplantısında Abbas söylemiyor. Bu kelimeler Hristofyas’ın ağzından dökülüyor fakat Abbas da bu cümlelere herhangi bir şekilde olumsuz yanıt vermiyor. Kameralara sırıtarak poz veriyor. Yani Hristofyas’ın söylediklerini tasdik ediyor.
Bu haberi izleyince aklıma birkaç şey geldi, bunları paylaşmak istiyorum:
Osmanlı İmparatorluğu zamanında, -tarihlerini tam hatırlayamayacağım ama yanılmıyorsam- Tanzimat Dönemi’nde ortaya çıktığını sandığım OSMANLICILIK ve ÜMMETÇİLİK anlayışı vardı. Osmanlıcılık neydi? Osmanlı toprağındaki tüm halklar bütündür, ayrım yapılmaz yani herkes Osmanlıdır. Bununla Fransız İhtilali’nin yarattığı milliyetçilik akımının önüne geçilmek istenmişti.
Ümmetçilik neydi? Osmanlı himayesindeki tüm Müslümanlar’ın bir bütün olduğu, Osmanlının kurtuluşunun tüm Müslümanlar’ın birlikte hareket etmesiyle mümkün olacağını savunan bir akımdı.
Peki 1. Dünaya Savaşı’nda neler oldu? Osmanlıyı sırtından vuran Müslüman Araplar olmadı mı? Musul’da ve daha birçok yerde İngilizlerle işbirliğine girenler, Araplar değil miydi? İşte bu ihanetler ve başka sebeplerden dolayı bu fikir akımları zamanla önemini yitirmişti. Sonrasında zaten Atatürk ne Osmanlıcılığı ne Ümmetçiliği benimsemişti. Evet haberi duyar duymaz kafamda ilk olarak bunlar belirdi.
Sonra birden düşündüm ki, o kadar uzağa gitmeme gerek yok. 2008 Aralık ayında Gazze’de İsrail tarafından masum çocuklar öldürülürken, en büyük tepkiyi Türkiye Cumhuriyeti adına Sayın Başbakan koymadı mı? Her platformda başbakan ve T.C. Hükümeti üyeleri bu saldırının durdurulması gerektiğini dile getirdi ve çaba sarf ettiler. O dönem tüm bunları kendi adıma takdir etmiştim. Çünkü kim olursa olsun Müslüman, Hıristiyan, Ateist ya da hangi dinden, milletten olursa olsun orada masum insanlar ölüyordu, öldürülüyordu. O dönem Filistin’in yanında Türkiye kadar güçlü hiçbir devlet yoktu. Türkiye insani yardımlarda da bulundu, bununla da kalmadı başbakan Davos’ta meşhur “One Minute” çıkışını İsrail Cumhurbaşkanı’nın suratına haykırarak yaptı. Kendi adıma bu olayı da takdir etmiştim.
Sonra dedim ki kendime; “Tüm bunların karşılığı, Filistin Devlet Başkanının T.C.’yi adada işgalci olarak görmesi mi olacaktı?”
Neden yapılan onca iyiliğin onca yardımın karşılığı İHANET oldu? Sonra da kendi kendime zaten cevap vermiş olduğumun farkına vardım. OSMANLIYA DA İHANET EDENLER ARAPLAR DEĞİL MİYDİ? O gün için Irak’ta Musul’da ihanet edildi, bugün farklı bir ortamda Gazze’de, Filistin’de ihanet edildi. Zaman farklı, kişiler ya da isimler farklı ama son hep aynı: DOST BİLDİĞİNİN ARKANDAN VURMASI! UYAN EY TÜRKİYE’M, YAŞANANLARI GÖR. İŞGALCİ DENİLİYOR BİZE, İHANET EDİLİYOR BİZE.
Sonra aklıma lise yıllarımda öğrendiğim ve kimden duyduğumu hatırlamadığım bir söz geldi:
MİLLETLER ARASI DOSTLUK YOKTUR, ÇIKAR İLİŞKİLERİ VARDIR!



