“Türkler Nasıl Müslüman Oldu?” sorusuna iki eserden yola çıkarak cevap aramaya çalışacağım bu yazıda. Bu kitaplardan ilki Dr. Halim Hilmi Bilsel’in “Allah Vardır” adlı kitabı, diğeri Prof. Dr. Emre Kongar’ın “Tarihimizle Yüzleşmek” isimli eseridir.
Dr. Halim Bilsel Türkler’in nasıl Müslüman olduğunu konusuna sekiz sayfa ayırırken, Emre Kongar tam tamına üç sayfa ayırmıştır. Şimdi yazımıza Arap-Türk ilişkilerinden başlayarak devam edelim.
Türkler’in Müslüman olmadan evvelki dini inanışları arasında Allah’ı, kâinatı yaratan büyük kuvvet olarak görmeleri, Allah’ın sonradan insanı yaratması, insanın Tanrı’ya karşı geldiği için lanetlenmesi ve bunlardan cinlerin meydana gelmesi, büyük Tanrı’nın yerine idaresini oğlu Karahan’a, göklerin idaresini de diğer oğlu Bayülken Han’a vermesi gibi birçok inanışları vardır. Eski Türkler devlet kurmadan önce göçebe bir hayat yaşıyorlardı. Hatta buna kabile hayatı da denebilir. İnançları da her halükarda göçebe hayatından izler taşıyacaktı. Toprak, su, ateş, demir, ağaç mukaddes sayılıyordu. Halim Bilsel’in verdiği bilgilere göre, kutsal sayılan Totemler arasında en meşhurları Koyun ve Bozkurt idi.
Türkler kabile hayatından devlet hayatına geçince dini akideleri değişti. Hun İmparatorluğu döneminde kısmen Budha ve Konfüçyüs mezheplerinin tesiri altında kalmışlar (a.g.e. 192). Akabinde gelen Göktürk devleti Şamanizmin etkisi altındaydı. Hindistan’a yerleşen Türkler, Budha ve Brahma dinlerini kabul ettikleri için Türklüklerini kaybetmişler ve Hintli olmuşlardır. Aynı şekilde Çin’e gidenler Konfüçyüs dinini benimseyerek Çinlileşmişlerdir. Keza Batı’ya göç eden birçok Türk devleti de başkalaşmışlardır. Oysa Arap devletleriyle karşılaşan bir kısım Türkler Müslümanlaşarak, hem milli bilinçlerini kaybetmemişler hem de kendilerine en uygun dini kabul etmişlerdir. Bunun kanlı olmadığını söylemek yanlış olur. Elbette cihan anlayışı ile mücahit Arap devletleri başkalarını Müslüman yapmak ve dünyaya yayılabilmek için savaşma yolunu seçmişlerdir, ki o devri düşünürsek savaşmaktan başka bir yol olmadığını anlarız.
Hz. Ömer ile Hz. Osman zamanında Arap toprakları hayli genişlemiştir. Araplar Orta Asya’ya doğru ilerlemeye başladıklarında Türkler’le karşılaştılar. Semerkant ve Buhara gibi birçok şehri ele geçirdiler (708). Allah Vardır kitabından iktibaslara devem edersek; Türkler ile Araplar arasındaki harpler yirmi yıl devam etmiş. Nihayetinde Araplar galip gelmiş. Böylece İslamiyet Orta Asya’ya girmiş. Bu devir takriben yedinci yüzyılı denk geliyor. İşte tam bu noktada Emre Kongar “Türkler Müslümanlığı kılıç zoruyla kabul etmişlerdir.” diye yazıyor. Bu konuyu resmi tarihin taraflı olarak ele aldığını belirtiyor. Türkler 751’deki Talas Savaşı’yla Çinlilere karşı Araplar’ın yanında yer almışlar ve Çin’in batıya ve kuzeye doğru ilerlemelerine mani olmuşlardır. Kısaca, Türkler’le Araplar el ele verip Çin’in önüne bir barikat koymuşlardır. Emre Kongar Türkler’in Müslümanlığı gönüllü olarak kabul etmediği konusunda ısrar ediyor ve resmi tarihin hadiseleri çarptırdığını ifade ediyor. Bunları bir yana koyalım. Şu saptamasına hak veriyorum Emre Kongar’ın: “Ortaçağ, dinlerin siyasal parti işlevi gördüğü bir dönemdir ve tek tanrılı dinlerin, özellikle de Müslümanlığın en belirgin yayılma yöntemi savaş kazanmaktır.” Fakat gelebilecek eleştirilere yanıt olsun diye şunu da belirtmekten uzak durmuyor yazar:
“Bu gerçek ne İslam’ı ne de Türkleri küçültür.” Yazının sonunda Emre Kongar’ın Cumhuriyet Kitapları’ndan çıkan Erdoğan Aydın’ın “Nasıl Müslüman Olduk” adlı eserini tavsiye ettiğini okuyunca, yazıya olan itibarım azaldı. Çünkü Cumhuriyet hem gazete olarak hem de yayınevi olarak İslam dinini övenleri değil, yerenleri açığa çıkartıyor. Onların kitaplarını basıyor, onların kitaplarına yer veriyor. Mesela Yaşar Nuri’nin kendisi Cumhuriyet gazetesinin Allah İle Aldatmak adlı kitabına yer vermediği söylemişti. Aynı şekilde Cumhuriyet’in Perşembe günkü eki olan Cumhuriyet Kitap’ta Arif Tekin’in Kur’an’da Allah kitabına yarım sayfa yer ayrıldığını gördüm ve kitabı değerlendiren kişinin yazdıklarını okudum. Kitap Kur’an’da yer alan çelişkiler üzerinde duruyormuş. Yazar Kur’an-ı Kerim’de yer alan Kafirun suresinin ayetlerinden “Sizin dininiz size, benim dinim banadır.”sözünün, bir başka ayetteki “Ben din olarak size İslam’ı seçtim. Hak din İslam’dır.”lafzı ile çeliştiğini ve daha birçok konuyu anlatıyormuş. Nitekim Darwin konusunda da Cumhuriyet gazetesi Darwin’i savunanların propagandasını yapmaktadır. Dolayısıyla bu gazetenin yanlı yayın yaptığını ve din konusunda bu yazarlardan bilgi edinmenin yararlı olmayacağını savunuyorum. Aksine sizi dinden çıkarabilirler çünkü.
Emre Kongar bu konuya üç sayfa yer ayırmış. İkna olduğum söylenemez. Araplarla aramızda yirmi yıl savaş olmuş. Zaten biz kılıç zoruyla kabul etseydik, bu iş asırlarca sürmez, bir günde olup biterdi. Çünkü bizim Müslüman olma süreci yedinci yüzyıldan başlayıp, onuncu yüzyıla kadar devam etmiştir. Bu kanıt bile bizim Müslümanlığı kılıç zoruyla kabul etmediğimizi göstermeye yeter. Hem zaten bu yazıda Emre Kongar devamlı resmi tarihi suçlamış, yani elle tutulur bir şey bulamadım. İthamlarla dolu bir üç sayfa… Anlatılmak istenen meram topu topu bir sayfayı kaplıyor.
1071 Malazgirt zaferiyle Türklere Anadolu kapıları açıldı ve şimdiki vatanımıza akın akın girmeye başladık. Rumlar biz ilerledikçe İstanbul’a kadar çekildiler.
İlk Müslüman Türk devleti olmak şerefi Samanoğulları’na nasip oldu(874)
Bugün yeryüzünde yaşayan Türklerin hepsi Müslüman’dır, diyor Halim Bilsel. Fakat Sibirya eteklerinde yaşayan Yakut Türkleri’nin Şamanlık akidelerini muhafaza ettiğini de ekliyor paragrafa.
Son olarak, Müslüman topraklarda doğmanın verdiği gururla diyorum ki; “İyi ki biz Türkler Müslüman olmuşuz. Müslüman olmaktan şeref duyuyorum.”




Tarihin Arka Odası’nda Murat Bardakçı, Türkleri döve döve müslüman yaptılar demişti.Murat Bey boş konuşmaz.Muhakkak elinde bir belge veyahut kitap vardır.
Tarihe bakış açımız gelenekten istifadeye dönük olduğu için bazı gerçekleri göremiyoruz.Bir sahtekar çıkıp 36 Osmanlı padişahı da evliyaydı deyince yaa diyoruz!Yarısından çoğunun şarap içtiğini bilmiyoruz.Aynı şekilde Türkler bir anda kabileler halinde müslüman oluyorlar.Biz de ya zaten eski dinlerine benziyordu diyoruz.Dayak var.Dayakla, zorla, istibdadla müslüman olanlar var.Tarihimizi hep güllük gülistanlık gösteriyorlar.Gerçi bu suç Emeviler’indir.Ama bizde de hata var.Araplara karşı bu aşırı hoşgörümüz ve koruyuculuğumuz tarihimizi görmemizi engelliyor.
Murat Bardakçı’nın döve döve Müslüman yaptılar Türkleri lafının doğru olup olmadığını bilemem, ama bir anda Müslüman olmadığımızı tarih söylüyor. Hem Müslümanlıkta zorlama yoktur; döve döve ya da kılıç zoruyla Müslümanlaştırma dinimizle bağdaşmaz. Ama dinimizi yaymak ve korumak için savaşmışız; bunu inkâr edemeyiz. Bu da yüce Allah’ın “cihat” onayıyla destek buluyor.
Sözünü ettiğim mesela Emeviler Dönemi’nde var olan bir durum.Gerçekten dayak zoruyla müslüman yapmışlar.
Klasik söylemleri bir kenara bırakalım Aziz Bey!Ben klasik tarihi bilirim.Dinimizle bağdaşmadığı doğru.Ama Emeviler’in dini, diyaneti ne kadar bildiği de tartışılır.
Ben kendi rızamızla müslüman olduğumuzu da biliyorum.Ama bir kısım da bu şekilde dayak zoruyla müslüman oluyor.Bunun saklanmasını anlayamıyorum.Gerçekten o dönemde bu konuyla ilgili kitaplar mevcut.Bu konuların üzerinde etraflıca çalışılmalı diye düşünüyorum.
“Bugün yeryüzünde yaşayan Türklerin hepsi Müslüman’dır, diyor Halim Bilsel.”
Anlaşılan Sn. Halim Bilsel Gagavuzlar’ı Türk’den saymıyor.
Kimileri kendi isteğiyle kimileri de silah zoruyla desin. Kimilerinin ne dediği benim için önemli değil. Gelin hep beraber Türklerin devlet kurmasını ve bu devletlerin yıkılışını gözden geçirelim.
Md.1:Türklerin devlet kurmaları güçlü bir boy beyinin diğer boyları etrafında toplamasıyla oluşmuştur. Bu durum Anadolu Selçuklu devletine kadar devam etmiştir. Anadolu selçuklu ve Osmanlı bu işi silhlanma ile yapmıştır.
Md.2:Türk devletlerinde devlet hanedan üyelerinin ortak malı sayılırdı. devleti yönetme yetkisi tanrı tarafından hükümdara veilirdi.
Md.3: hakan ölünce yerine geçen kişi güçlü biriyse devlet yıkılmaz boy beyleri ona bağlılığını bildirir. Eğer güçsüz biriyse de bağlılığını bildirmez. bu durum da devlet parçalanır.
keza yeni devlet kurulunca da bunlar geçerlidir.
bu durumda zaten savaş konusun da tecrübeleri had safhada olan bir milletin savaş zoruyla din değiştirdiğine insanın inanası gelmiyor.
emevi halifesi olan yezid arapların diğer ırklardan üstün olduğunu savunmuştur. bu yüzden hazarlar müslümanlara karşı siyaset izlwemişlerdir.
unutmayalım ki peygamber efendimizin s.a.s torunlarını yezid susuz bırakarak öldürtmüştür.
daha sonra halifelik abbasi devletine geçmiş ve abbasiler bu tutumu sürdürmemişler aksine müslümanların gönlünü almak için hediyeler göndermişlerdir.
bu sırada müslümanlar ile çinliler arasın da gerginlikler olmuş ve çinlilerle arası bozuk olan Türkler de müslümanlar ile birlikte çinlilere karşı savaşmıştır. savaş sırasın da müslümanlığı daha iyi öğrenmiş ve sonrasın da tahmini olarak 200.000 çadırlık Türk müslüman olmuştur.bu durum 11.yy sonuna kadar devam etmiştir.
unutmayalım ki bu gün çin ve rus egemenliğine baglı olan Türkler halen hristiyanlık ve budizm dini altın da yaşamaktalar.
ayrıca avrupaya göç eden Türrklerin tamamına yakını hristiyandır.
hazarlar yahudiliği benimseyerek yaşamış türklerdir. ve onların bu gün ki torunu olarak kabul edilen karaim Türkleridir.
düzeltme (abbasiler bu tutumu sürdürmemişler aksine TÜRKLERİN gönlünü almak için hediyeler göndermişlerdir.)