Cumhuriyet gazetesi yazarı Ümit Zileli, Habertürk adlı televizyon kanalında
bir programa katıldı. Program genel olarak “üslup” konusunu tartışıyordu. Bu programa ayrıca psikiyatr Kemal Sayar, Milliyet gazetesinden bir bayan ve siyaset bilimleri uzmanı bir kişi katıldı. Bir de bu programa Star gazetesi yazarı Mahsuri (adını doğru yazmamış olabilirim) de katıldı. Yalnız, Mahsuri programın konukları arasında yer almıyordu, başka bir yerden canlı olarak katıldı. Programı baştan sona izlemedim. Ev arkadaşım Erman daha uzun süreli izledi. Bu yazımda konukların bakış açılarını hem izlediklerim hem de Erman’ın söyledikleriyle yansıtmaya çalışacağım.
Üslup konusunu duyunca hemen aklıma başbakanımızın Davos’taki serzenişi geldi. Ne serzenişti o! Yeniçağ gazetesine bir fotoğrafını koymuşlar öyle böyle değil. Başbakanımızın yüzünden damarlar fışkırıyor. Normal bir insanı korkutacak bakışlar… Perez’i dövmediğine şükredin siz. Zaten başbakanımızın memleketi kendisini tanıtmaya yarıyor. Ali kıran baş kesen bir ciddiyet ve saldırı. Perez’e ya da moderatöre elinin tersiyle yapıştırabilirdi. Aman kalsın. Her şeyin aşırısı zarardır. Ne demiş atalarımız, öfkeyle kalkan zararla oturur. Kemal Sayar başbakanın davranışını farklı bir bakış açısıyla değerlendirdi. Bu arada başbakanın neden sevildiği konusuna da değiniyordu. Kemal Sayar’a göre başbakan,Türk milletinin ezilmişliğine baş kaldırdı, duygularına tercüman oldu Davos’taki hareketiyle. Millet Recep Tayip Erdoğan’ı kendisinden biri olarak gördü; açık,düşündüğü gibi davranan,saklısı gizlisi olmayan bir kişi olarak… Şöyle bir örnek verdi konuyla ilgili olarak: UEFA kupasını kazanan Galatasaray’ı tutmasak bile bağrımıza bastık. Suriye’deki adam bile sevindi buna, ayağa kalktılar. Batı’ya karşı üstün gelişimiz bizi memnun ediyor,göğsümüzü kabartıyor. Batı’yı yenmek, ezmek hoşumuza gidiyor. Hep Batılıların bizi ezmesi, yenmesi, üzerimizde üstünlük kurması bilinçaltımızdaki batırılmış duyguların açığa çıkmasına mâni oluyordu ki başbakanımızın davranışı ya da UEFA kupasını kazanmamız sesimizi duyurabilmemiz açısından son derece önemliydi. Halkımız yedi düvele karşı gelmiş bir halk. Halkımız eski şaşaalı dönemlere geri dönmek istiyor,bu sebeple çıkıyor sokaklara,bağırıyor çılgınca. Biz Osmanlı torunlarıyız. Biz Kurtuluş Savaşı’nda Batı’yı denize dökmüş bir milletiz. Bu genetik yapımız bizi sokaklara çıkartıyor,bağırıp çağırmamıza vesile oluyor. Hakim olmak istiyoruz, dünyaya hakim olmak. Dolayısıyla mazlumların seslerini dünya aleme duyuranları da alkışlıyoruz, seviyoruz, çünkü onlar hissiyatımızın temsilcileri. Kemal Sayar’ın bu görüşlerine katılmamak elde değil. Konuşmasında hiçbir şekilde Recep Tayip’i yermedi veya övmedi. Sadece tarafsız olarak gözlemde bulundu. Yazar Ümit Zileli de hemen karşı çıktı. “Akabinde yaptığı basın toplantısında Perez’e kin beslemediğini, tepkisinin moderatöre olduğunu söyledi.” dedi. Toplantıdan ayrılmasının sebebi moderatördü,ama tepkisini hem moderatöre hem de Perez’e gösterdi kanaatimce.
Programa bir ara Star gazetesi yazarı katıldı. Çok sakin ve yerinde ses tonuyla ve güzel konuşmasıyla kendisini dinletmesini bildi. Bir ara Ümit Zileli’yi ve gazetesini hedef aldı. Cumhuriyet’in kışkırtan, galeyana getiren bir kimliğinin olduğunu ve bu üslubun toplumu ikiye böldüğünü sözlerine ekledi. Bu görüşü bir zamanlar Cumhuriyet okuyan ve hâlâ da ara ara gazeteyi okumaktan kendini alamayan bir okur olarak yerinde buluyorum ve Star gazetesi yazarının fikirlerime tercüman olduğunu düşünüyorum. Ardından hemen Ümit Zileli savunmaya geçti ve gazetesinin kullandığı üslubu savundu. Star gazetesi yazarı Mahsuri’yi tebrik ediyorum.
Geçen sene her hafta Cumhuriyet okurdum, başka hiçbir gazete almazdım. İktidardan nefret eder hale gelmiştim. Özellikle türban meselesinin olduğu yıllardı. Mütemadiyen eleştiriyordum AKP’yi. Ve daha sonra bazı arkadaşlar benim uyanmamı sağladı. Cumhuriyet’in yanında Zaman da okumamı önerdi. Hatta 1 Mayıs olaylarından iki gün sonra sosyolojide okuyan bir arkadaşla oturup tartışmıştık 1 Mayıs’ı. 1 Mayıs’ta ben Cumhuriyet almıştım; o da Zaman almış, okumuş. Cumhuriyet yine aynı hamamda yıkanıyordu; hatta manşet 1 Mayıs Terörü müydü neydi tam hatırlayamıyorum. Çekilen fotoğraflar bile objektif değil, hep ezilen adamların fotoğraflarını koymuşlar gazeteye. Hükümete hiddetim daha da şiddetlenmişti. Akşam sosyolojiden arkadaşla buluştum. O da Zaman okumuş. Memleketi İstanbul bu çocuğun. Taksim meydanını iyice anlattı bana. Hükümetin niçin Taksim meydanında miting yapılmasına karşı çıktığını anladım böylece. Şunları da söyledi ki,1 Mayıs’a sadece işçiler katılmıyor. Komünisti, PKK’lısı, hükümeti eleştiren her radikal grup bu gösteriden nemalanmaya çalışıyor. Ağızlarını haydut gibi kapatan gençler taşları söküp polislere fırlatıyor. Taksim meydanında bu olayların yaşanması İstanbul’a zarar verirdi. Önemli binalar hep orada çünkü. Sadece işçiler miting yapsa eyvallah, ama bu mitingle seslerini duyurmaya çalışan radikal gruplar büyüyü bozuyor. Dolayısıyla 1 Mayıs sadece işçilerin bayramı olmuyor, Allah’sızın da bayramı oluyor, kitapsızın da. Zaman gazetesinin de hükümeti eleştirmesi beni şaşırttı. Zaman objektif bakmaya çalışmış olaya. Cumhuriyet gazetesi ise tamamen yanlı bakmış. Bunu açık açık anlatıyor size. Hatta orda biz yazar var, Hikmet Çetinkaya. Kaleminin ucundan öfke saçıyor. Zannedersiniz ki Türkiye işgal altında. Amerika gelmiş, Türkiye’yi işgal etmiş. Bu konuşmadan sonra olaylara farklı açıdan bakmaya ve sadece Cumhuriyet okumamaya başladım.
Cunhuriyet yazarları gerçekten bilgili, buna bir diyeceğim yok, ama yanlı ve sert bir politika sergilemesi insanları kışkırtabiliyor aynı beni kışkırttığı gibi. Her zaman Cumhuriyet okumak sakıncalıdır, sağlığa zararlıdır, cildi bozabilir ve yüzünüze asabi bir şekil verebilir. Her zaman Cumhuriyet okursanız; AKP’ye düşman olursunuz, türbanlılara öfke kusarsınız, Fethullah’a bela okursunuz, ABD’nin içine edersiniz, yüzde 47 oy almış bir partiyi göremezsiniz, halka kopukluk yaşarsınız, toplumdan soyutlarsınız kendinizi, AKP’ye oy veren halktan iğrenirsiniz, objektif bakma kabiliyetinizi yitirirsiniz, tek taraflı düşünürsünüz, halkı anlamakta sıkıntı çekersiniz, AKP’nin ülkeyi sattığını düşünmekten kendinizi alıkoyamazsınız, gerçekten Türkiye’nin hiçbir şekilde iyiye gitmediğini düşünmeye başlarsınız, Ortaçağ karanlığına doğru sürüklendiğimizi düşünürsünüz vs. (Biraz da kendiniz ekleyin!) Biraz Zaman okumak cilde iyi gelir, olumsuz düşünmekten alıkoyar,tarafsız bakmanızı sağlar,ülkede her şeyin kötüye gitmediğini anlamanıza yardımcı olur vs. Sözü daha fazla uzatmak istemiyorum. Cumhuriyet gazetesinin üslup sorunu olduğu ortadadır ve bu sorunu gideremediği takdirde azınlığın okuduğu bir gazete olmaktan kurtulamayacaktır. Dilinin ağır olması sebebiyle de toplumun her kesimine hitap etmeyen bir çizgide olduğunu bize aksettirmektedir.
Cumhuriyet darbe gazetesi gibi. Her sayısı eleştiri niteliğinde. Böyle olunca da AKP’nin yaptığı iyi şeyleri göremiyorlar. Canım bu parti gökten zembille inmedi ki! Recep Bey parti kurdu, oy aldı, aldı da aldı. Affedersiniz ama yüzde 47, vatan haini mi oluyor?
Cumhuriyet’in bir an önce üslubunu değiştirmesi gerekmektedir. Herkesin okuyabileceği bir gazete niteliğine bürünebilmelidir. Müsamaha gösterebilmesini öğrenmelidirler. AKP’yi hep eleştiren tavırları, halk ile aydın arasına bir set çekmektedir. Ki aydınını anlamayan halk ve halkını anlamayan aydın paradoksu aydınlatılamamış bir karanlık olarak beyin hücrelerimiz zedelemeye devam edecektir. Biz orta yolu gördük,görmeyenlere selam olsun. Aşırı uçlar, bizi kör eder ve at gözlüğüyle bakmamıza sebep olur. Aşırı uçlar ceset üretir, bilim ve orta yolun üzerindeki diken gibidir.


Saygı değer arkadaşım Aziz’in bu güzel eleştiri yazısını zevkle okudum, eleştiri diyeceğim çünkü gerçektende o nitelikte…
ilk olarak Tayyip beyin davosta dediklerinin sonuçlarını 2 3 gün önce Halkımız Tv’lerde Yahudi lobilerinin Amerika’da Ermeni Tasarısının ne halde sonuçlandığını gördü, bir nevi alın size “one minute” dediler.Demekki boş yere show yaparak konuşursan olacağı bu olur, güya insanların sempatisini kazanırsın ama sonucunuda görürsün, oNE Minutenin cevabını da böyle alırsın işte!…
Gelelim diğer kısma, Aziz arkadaşımın okuduğu gazete tamamiyle belirli bir kesimin gazetesi gibi birşey olaya tarafsız bakabilir bu olabilir ama onun yerine madem zaman okuyacak o gazeteyi değilde ben ona vakit okumasını öneririm, ve dikkat ederki Cumhuriyet Ve Vakit tam iki zıt gazete o zaman işte görmek istediklerini çoğul bir şekilde daha rahat görebilir, Çünkü Zaman gazetesinin artık kalite olarak belirli bir niteliği kalmadığını düşünüyorum..
Saygılarımla
[bu yoruma cevap ver!]