Her yılın Temmuz ayında olduğu gibi bu yılda da tenis severler tenise doydu. İngiltere’nin asil turnuvası Wimbledon yine tarihi anlara sahne oldu. Her sene yeni bir tarihe tanıklık etmeye alıştık Wimbledon’da aslında ama bu seferkiler çok farklıydı.
Önce bizi ilgilendiren kısma bakalım. Türk tenis tarihi için kilometre taşları Wimbledon’da yaşandı bu sene. İpek Şenoğlu, yaptıklarıyla bizi gururlandırmaya devam ediyor. Çiftlerde Eston eşi Kaia Kanepi ile 3. tura yükselirken bize bir ilki yaşattı. Bir diğer ilk de Wimbledon’da çok büyük ilgi gören Junior kategorisinde yarışan Türk kızı Melis Sezer’di. Çabuk ve kolay elendi ama olsun, tebrik ediyoruz kendisini. Madem sözü Türk tenisinden açtık, Wimbledon’la aynı tarihlerde gerçekleşen 16. Akdeniz Oyunları’na gidelim ve orada tek erkeklerde finale yükselen Marsel İlhan’ı ve çift bayanlarda yine final oynayan ve gümüş madalya kazanan Çağla Büyükakçay-Pemra Özgen çiftini tebrik edelim.
Wimbledon tarihi içinse küçük bir not düştü tarih sayfalarına. Final maçında final seti tarihinin en uzun seti yaşandı. 2-2 ile son sete uzayan Federer ile Roddick arasındaki final maçının final seti oyunlarda 16-14 Federer’in üstünlüğü ile bitti ve maçı da kazandı. Buradan hemen genel tenis tarihine geçelim. Son Wimbledon şampiyonluğu ile “Federest” lakabına layık görülen Federer, sadece bir kupa kazanmadı ya da onun standlarına göre konuşursak son 7 senedeki 6 Wimbledon şampiyonluğundan herhangi birisi değildi bu. Özel olandı bu çünkü bu kupa ile birlikte tarihin en iyisi oldu. 15inci Grand Slam’ini kazanarak tenis tarihinde bunu başaran ilk tenisçi olan Fedex, şüphesiz herkesin takdirini haketti. Ancak ben “ikinciler hatırlanmaz” tabusunu yıkarak Andy Roddick’ten bahsetmek istiyorum. Resmen hayatının maçını oynadı Roddick. Zaten oyun stili olarak servisleri kırılması neredeyse imkansız olan Roddick, kariyeri boyunca oyununu servislerinin seviyesine çıkaramadığı ve vuruşlarını çeşitlendiremediği konusunda eleştirilmişti. Fakat bu sene başında anlaştığı yeni antrenörü ondan bambaşka bir tenisçi yaratmayı başarmış. Her topa koşmaya çalışan, hiç bir zaman beceremediği slice’ları, drop shot’ları ustaca yapan, sert vuruşları ile Federer’i bir köşeden diğer köşeye koşturarak ona tuzaklar kuran Roddick 2 kez servis kırarak maçı 5. sete taşımayı başardı. Çoğu otorite finale gelene kadar sadece 1 set veren Federer’in bu maçta da en fazla 1 set verip maçı, kupayı, tarihin en büyüğü ünvanını kolay bir şekilde kazanacağını düşünüyordu. Ancak Roddick’in sürprizi herkesi şaşırtmıştı. Son sette tek yapması gereken servislerindeki istikrarı devam ettirmesiydi. 29 oyun boyunca servis attığı oyunlarda bunu sürdürdü ancak kolay değil bu iş, dile kolay 29 oyun. Bu oyunların içinde ne ralliler ne vuruşlar ne koşular var. Tabii ilk 4 seti de unutmamak gerekir, o setlerde de inanılmaz eforlar sarfedildi. Elbette ki insan vücudu bir yere kadar dayanır, robot değiller sonuçta. Burada farkı yaratan Federer’in dayanıklılığı ve tecrübesi oldu. Maç boyunca uğraştığı servis kırmayı 6 kez şans yakalamasına rağmen yapamayan Fedex bunu en önemli yerde yaptı ve 2009 Wimbledon şampiyonu oldu.
Dedim ya alıştık her sene tarihi anlara tanıklık etmeye. Çünkü yaşayan efsane Roger Federer var. Türk tenisi için de tarihi anlara tanıklık etmeye alıştık. Çünkü gelişen bir tenisimiz ve ona öncülük eden oyuncumuz İpek Şenoğlu var. Ancak ikisinden aynı anda bahsetmek benim biraz canımı acıttı. Bir yandan Federer’in 15. Grand Slam’ini kazandığından bahsediyoruz. Bir yandan da Wimbledon’a ilk kez 3. tura yükseldiğimizden, junior kategorisinde ilk kez yarıştığımızdan bahsediyoruz. İkisinin arasında dağlar kadar fark var ama kendimizi şuan avutmak ve daha iyisini ummak zorundayız. Umarım ki bir gün bir Türk tenisçi çıkar ve şuan yazmaya cesaret edemediğim başarıları elde eder…



