İplerini koparmış kuduz ruhun. Günlerdir aç kalmış ruhunla ısırdın ömrümün yarısını. Uyurken saçı kesilmiş özgürlüğün hırsıyla içine mahkum ettin sürgünlerimi. Peki şimdi nereye bırakacak beni toz bulutların? Bakır yalnızlığıma mı, naftalinli zamanlara mı? Bir parçanı alıp gitse de hayat… Tamamla kendini benimle… Neye benzediğinden çok ne kadar bana benzediğindir aşk. Şimdi kapılar da senin ayrılıklarda. Ne kadar gittiğin değil arkandaki lacivertlerim; bende ne kadar kalmadığındır zorlanışım. Eğer gidecek bir yerim olsaydı; bu kadar dilenmezdim kalbinde… Sokakları sevseydim eğer; katlanmazdım gözlerinin köprü altlarında yaşamaya.
Ateş, meydanı terk etmeden, kül cesaret edemez kendini göstermeye. Ayrılık yazıldığı her kalemde kan döker… Söker iliklerine kadar kadife korkularını. Şimdi git sevdiğin böğürtlen renginde, dağ menekşesini saksıya mahkum ettiğin gibi… Git, duvar dibinde çökmüş yağmurların gibi…
Baldırı çıplak sessizlik,suskun çocuk kavgaları… Gözlerimi alaşağı etmiş ellerinin üşümüş sebepleri. Tek kişi yaşanmış geçmişin cahilliğine mi ağlamalı şimdi, suyun altında kalmış isyanları mı kurtarmalı? Güneşim eriyor karlarımdan erken. Yağmurlarımın suları kesik, bütün bereketsizliğimle kuruyorum topraklarımda. Ucuz bir pastel yeşili yapraklarımda.
Ne zaman kendimden çıksam; gözlerinden utanırım. Kaldı ki yokluğunda da aynıyım .Sesi çıkmaz çocukluğumun senin için yaşlanırım. İhanetin sarhoşluğunda aşkım bekaretini verirken; şimdi seni doğuranın hatırı kadar kaldı selamlarım. Ne zaman gökkuşağı oldun? Terk edişinde ki özgürlüğün. Hem yağmur istiyorsun hem güneş. O gözlerindeki siyah beyazla hiçbir gökyüzü seni kabul etmez.
Yelkovan akrepten söküp attı kendini. Bu sefer yapraklar ağaçları döküyor. Gidişinin kokusu hala balkon çiçeklerinde. Ayrılığın kalbimde eşyasız taşınışı ve çoluk çocuk, yaşlı genç demeden gözlerinin üstünden geçtiği şehirlerim. Gökyüzümde kendinde üşüyen bir güneş kaldı. Topraklarımda ispiyoncu ellerinin kızıllığı. Lacivert jilet takımlarıyla geceler, milliyetimin kan revan bayrakları…
Güz çığlığın hala titretir dağlarımı. Hala dumanlarla sevişir bakışların. Yokluğunun kadavra eğitimde yüreğim; tecrübesiz sevilmiş. Cahil yağmurların sellerle sevmiş. Hırçın kaldı umudum.Gözlerin soysuz… Gözün aydın son köşeyide döndü ayrılık…Ve x, y’yi de terk etti.
- Yazının başına dön!Abdullah Markal
Yazar Hakkında

Web Sitesi: http://
- Yanılmak ve Sarsılmak
- Futbol’da da Siyaset!
- Yeni Bir Hinterland Alanı Olarak Ortadoğu
- Telefon Laneti
- vBilişim ile Sponsorluk Anlaşması İmzaladık
- Uzun Yağmurlardan Sonra
- Masum Cehennem
- Hayatımın Matematiğini Yaptım
- 12 Eylül’de Neye EVET Neye HAYIR Diyeceğinizi Biliyor Musunuz?
- Deccal
- Gericilik
- Başörtüm Başımın Tacı
- Görünmez Adam
- Tarih-i Gılmani
- Düşünmek, Gerçeklik ve Yok olmak
- Cennet de Bende Cehennem de
- Gerçek Zenginliği Öğrenmeye VAR mısın YOK musun?
- Allah’ın Kadrini Hakkıyla Takdir Edemeyenler
- Yol Tıkanınca
- Devlet ve Hükümet Politikası
- 2010 Sözü ve Güveni Yitirmek
- Derin Yahudi
- Yaşar Nuri’nin Benzetmeleri Üzerine
- EVET Mi HAYIR Mı?
- Bezuar Keçisinin Mucize Özelliği
- Ölümü Düşünmekten Kaçınmak
- Penguenlerdeki Fedakârlık
- Leylâ ile Mecnûn Kalbin Şehrâyini
- Bizler Mahkum Edilenler, Onlar Oyunun Kurnazları!
- Bizsizleşmek




insandaki ayrılık acısını çok güzel anlatmışsınız..betimlemeler çok güzel…
[bu yoruma cevap ver!]
Yazılarınızda anlattığınız hale getirdiğiniz tarifler tamamıyla hayattan,bizden…Okurken hissedebiliyor insan, “evet evet işte böyle.” diyor içinden.Kaleminize ve yüreğinize sağlık…
[bu yoruma cevap ver!]
İçten yazılmış duygular…
Çok güzel.Tebrikler.
[bu yoruma cevap ver!]
Yağmuru çevirip sel yapan,o selde kendini boğan,kırmızı başlıklı şehrin kızıl yürekli kızından ;
selam ile…
[bu yoruma cevap ver!]