Çöp konteynerlerine yüklenmiş bütün kırık hayal parçacıkları, nemli gözyaşları ardından yamyam martılara armağan ediliyorlar. Sıra sıra uzanan tren vagonları gibi her bir vagon ayrı bir umuda yolculuktu. Her bir kırılan hayal ayrı bir tattı. Fonda çalan şarkıda söylüyor “benim için üzülme!” Kahpe mühürlü kalp odalarında liğme liğme fahişelik işlemiş. Bedenin bakire, ama…
Ama! Zaten şair söylemişti bir kere “ama”lardan sonrası ve öncesi hiçbir boka yaramıyordu, dengesiz dizilmiş dokuz taşlar gibi tutarsızlık, devrildi devrilecek edalarında.
Güneş olup yansan arınacak mısın ki günahlarından? Ya da koşsan hayallerinin peşinden yetişebilecek misin?
Tekerrür vakitleri yakındır, gözyaşlarına harman olup pişmanlıkların oluk oluk akması.
Keşke!
Düşlerimin içindeki saklı bahçe, elma ağacına asılmış bir hamak, güzel kokular ve kuş sesleri… ( Tanrım çok mu şey istiyorum?)
Ve Perde! (yüksesk sesle haykırarak !)
Siz bakmayın bana, kendimle düşmanlığım çok öncelere dayanır, bilmem kaç yıl! Daha geçmişini bile hatırlayamadığım bir bedeni taşımak kadar zoru yok sanırım.
Düşünsene (Yine düşünüyorum)
En fazla düne gidebilirsin taze anılarla, gerisi boş ve hikaye. Söylesene! Pamuk şekerin tadını alabiliyor musun şimdi? Ya da en son ne zaman sallandın salıncakta ve ne zaman hayal ettin bir uçağı yakalamayı? En son ne zaman top oynarken dizini kanattın? Annen en son ne zaman seni camdan çağırdı?
-Hadi akşam oldu eve gel…
- Ama anne güneş batmadı daha…
Düşün, düşün, düşün…
Hiçbiri yok aklında değil mi, her biri sözde kaldı. Özde kalabilmesi için hiç büyümemen gerekir.

