Yorulmak nefes almaktan… Ben bunu yaşıyorum! İçime çektiğim buram buram acı ve dahası yarınıma sebep her biri… Dünü silememişken aklımdan, bugün kayıp giderken hiç yaşanmamış misali avuçlarımdan, farkında değilsem gidenin bir bir ömrümden olduğundan ve yarınlara bin lanet okuyorsam çığlık çığlığa; dursun dünya, dönmesin daha fazla bir ben olmayayım içinde ızdırabın, gelsin artık beklenen, gerçekleşmesini an ve an arzuladığım son!
Yok ki gözlerimi açtıktan sonra geri dönüşüm… Biçare haykırışlarım nebze derman olmuyorsa yüreğime, kocaman bir yol var önümde; ben yaşam tılsımının yerini bilmezken… sürünürken farkına varamıyorum ki; ağaçlar bale yapıyor.. Kaldırımlar aşınmış, buradan geçen nicelerce tahmini zor değil.. Dinlenmek yaramaz paslı kelepçe bileğimde, serin sular akmaz tozpembe nar ağacı dolamış kollarını bir kere akmayanda yansıyan dalga dalga yüzüme… Yürek dermansız ise; nefes külfet bu bedene…
Ellerimi açsam bir adım kalmışken yerle göğü ayakaltı etmeye, bulutlardan hızlı dönerken başım içimdeki nefeslerin olanca lanetiyle güçlü olsam da avaz avaz haykırsam da sanırım ben, anlayamasam da ölüyorum. Bensem eğer ağzından çıkana başını eğmiş; O kabul etmeden gidemeyeceğim… Toprak kaydı gitti ait olduğuna buz gibi çığlığım yankılanırken oradan oraya.
Kararı ben vermedim. Belki de verdim ama bunu hatırlamayacak kadar pişmanım…
Siluetim doğru cevabı verdiğinde; rahme düştüğüm gün O’na dönseydim!



