<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Deneme Yazıları &#187; Deniz Can</title>
	<atom:link href="http://www.denemeyazilari.com/yazar/deniz/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.denemeyazilari.com</link>
	<description>&#34;Tür: Deneme. Konu: Her şey!&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Sep 2010 12:43:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Sanadır; Kalp(DE) Mıhlanan, Sine(DEN) Kopan</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/sanadir-kalpde-mihlanan-sineden-kopan.html</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/sanadir-kalpde-mihlanan-sineden-kopan.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2010 00:22:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz Can</dc:creator>
				<category><![CDATA[SERBEST KÜRSÜ]]></category>
		<category><![CDATA[-de]]></category>
		<category><![CDATA[-den]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=4744</guid>
		<description><![CDATA[ “Bir senfoni vardı kulağımda çalınan” beni dünyaya bulutlardan baktıran, saatleri durduran, geceler boyu odamı dolduran, kulaklarımı çınlatan… Ve orkestranın serseri kemancıları vardı, bir de  smokinlerin içinde boğulan sesiyle kalpleri… Aşkın –de halini anlatıyordu ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-thumbnail wp-image-4745" title="yalnizlik" src="http://www.denemeyazilari.com/images/hayatnerede_yalnizlik-250x199.jpg" alt="yalnizlik" width="250" height="199" /> “Bir senfoni vardı kulağımda çalınan” beni dünyaya bulutlardan baktıran, saatleri durduran, geceler boyu odamı dolduran, kulaklarımı çınlatan… Ve orkestranın serseri kemancıları vardı, bir de  smokinlerin içinde boğulan sesiyle kalpleri… Aşkın –de halini anlatıyordu her biri sevgili kemanlarıyla, çünkü keman(DA), kalp(DE), senfoni(DE), sahne(DE), her yer(DE) aşk vardı&#8230; Sarhoş olmadan rakı şişesinde bir balık gibiydim işte… Ya da rakı şişesinin içinde iki balıktık ikimizde…</p>
<p>Hüznü de bildiğini anımsıyorduk kemanın ama aşkın –den halini çoktan unutmuştuk birlikte…</p>
<p>Çünkü fluydu bizimkisi. Kıstığı gözleriyle güneşe bakan bir çocuğunki gibi aydınlık olduğu kadar buruşuktu yüzlerimiz. Saksafonun inişli çıkışlı ritmine kaptırdığımız bedenlerimizin havai haliydi tam da yaşadıklarımız. Piyano kadar kararsızdık. Do’dan si’ye günübirlik, çılgın bir yolculuktu aşk için yaptıklarımız. Çünkü aşk çılgınlığın türevi, çılgınlıksa aşkın gereği. Bundandır motorları maviliklere sürdüğümüz yaz sabahları, karlar içinde çıplak yürüdüğümüz kış akşamları…</p>
<p>“bitti artık hepsi&#8230;”</p>
<p>Neden?</p>
<p>Bilmem. Flu gibi başladı ve bitti…Gitti sevgili, beraber kazıdığımız ağaç gövdesin(DEN), çok sevdiğimiz o sokak(TAN), bu diyar(DAN), bu kalp(DEN),ben(DEN).</p>
<p>“Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.<br />
Bakış açım belli oldu yine.<br />
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.<br />
Bir meltem olacak rüzgârım dahi kalmadı benim.<br />
Dağlara çarptım her esişimde.<br />
Yollara küfrettim her gidişinde.”</p>
<p>Ruhumun durakları hep izbe boşluklar oluyor şimdilerde. Durmadan yol alıyorum geriye, eskiyor hatıralar, mevsimler gelip geçiyor penceremden… Bilmem kaç yağmur daha yağacak şimdi sensiz yürüdüğüm o sokakta üzerime…</p>
<p>DENİZ CAN<br />
Ocak 2010 TRABZON</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=4744&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/sanadir-kalpde-mihlanan-sineden-kopan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir İntiharın Parantez Arası</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/bir-intiharin-parantez-arasi.html</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/bir-intiharin-parantez-arasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2008 18:40:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz Can</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[cadde]]></category>
		<category><![CDATA[yalnızlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=1152</guid>
		<description><![CDATA[“Kendimin sofada yok pırıltısı / Sesime gölgeler ses vermededir / Saat tıkırtısı, kor çıtırtısı / Gecem bu seslerle ürpermededir&#8221;. Umudun dokusunda saklı kalan kader gibi acımasızdı zaman. Ay ise olanca loşluğunu vurmuştu sahile. Dalgalar bütün ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Kendimin sofada yok pırıltısı / Sesime gölgeler ses vermededir / Saat tıkırtısı, kor çıtırtısı / Gecem bu seslerle ürpermededir&#8221;. Umudun dokusunda saklı kalan kader gibi acımasızdı zaman. Ay ise olanca loşluğunu vurmuştu sahile. Dalgalar bütün hasretlikleriyle hırçındı o gece. Yosun ve kömür kokuyordu yakamozlu denize bakan cadde.</p>
<p>Fakat o tüm bu ürpertiye ve karanlığa rağmen tırabzanlardan tutunarak indi ve başladı yürümeye, yitik şehrin hatıralar caddesinin unutulmayan kaldırımlarında.</p>
<p>Yarı ütülü gömleğinden, kendinden emin olmayan adımlarından ve buğulu gözlerinden belliydi yalnızlığının iliklerine kadar işlediği. Yalnızlığının&#8230; Kendi yalnızlığının&#8230; Çünkü yalnızlık tek kişiliktir. Yaktığı kadar yakar yürekleri, üstelik bencillikleri de ardından sürükler. Vazgeçtirmez kendinden, alıştırır ruhunu ve  kurbanı olursun siyah gecenin, ıslak, tozlu ve gizemli kaldırım taşlarının.</p>
<p>Belki  o da bütün yalnız yürekler gibi mecburdu (uyuşturucu nöbeti geçirircesine) hatıralarının caddesine gelmeye. Oysa bir bırakabilseydi yalnızlığını, yalnızlığı da onu. Bu kör gecenin ortasında yaşatmak için var olan sudan olmayacaktı sonu.</p>
<p>Yürüdü, yürüdü ve iskelenin ucuna vardı. Hiç düşünmüyordu, düşünemiyordu. Kaydırdı ayaklarını ıslak taşlardan aşağıya. Pişman olup çırpınmadı bile. O yalnızlığından vazgeçemediyse de ruhu bedeninden vazgeçmişti sabretmeden kuytu  sularda&#8230;</p>
<p>“Kederler insanı vaktinden önce yıpratıyor bu doğru!<br />
Kış günü solgun güneş çabuk batıyor.”</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=1152&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/bir-intiharin-parantez-arasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Mor Mürekkep”li Sahil Edebiyatçısı Nazan Bekiroğlu Üzerine</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/mor-murekkepli-sahil-edebiyatcisi-nazan-bekiroglu-uzerine.html</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/mor-murekkepli-sahil-edebiyatcisi-nazan-bekiroglu-uzerine.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Dec 2008 16:29:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz Can</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Cümle Kapısı]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[Masal Gemisi]]></category>
		<category><![CDATA[nazan bekiroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[yazıcı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=1076</guid>
		<description><![CDATA[Makyajından kıyafetine mora bürünen şairane denemeleri yazan kadınla lise yıllarımda bir öğretmenimin tavsiyesiyle tanıştım. Mora tarif getirdiği cümlelerden etkilensem de  mor kıyafetlerim olmadı benim. Kendimi bulamadığım tek yanım bu belki de… Aynı denize, Karadeniz’e ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Makyajından kıyafetine mora bürünen şairane denemeleri yazan kadınla lise yıllarımda bir öğretmenimin tavsiyesiyle tanıştım. Mora tarif getirdiği cümlelerden etkilensem de  mor kıyafetlerim olmadı benim. Kendimi bulamadığım tek yanım bu belki de… Aynı denize, Karadeniz’e bakmamızdan olacak, yoğun maviyi ve siyahı sevmesini isterdim hep. Ama yine de sevdim onu. Anadolu’yduk, ikimiz de birdik çünkü.</p>
<p>Onun gibi yazdım ilk zamanlar, sözlükler karıştırdım Arapça ve Farsça kelimelerin ağırlıklı olduğu yazılarındaki başarılı sözcük silsilelerini anlayabilmek için. Ama liseye yeni başlamış, Ömer Seyfettin’i tam olarak bitirememiş bir kızın evinde Osmanlıca sözlük ne arasın? Bulamadım ortaokuldan kalma sözlüklerimde aradıklarımı ve 21.yy&#8217;da yaşadığımı unuttuğumu fark edip İnternet dünyasına… Bilmediğim kelimeleri buldum, yazdım tekrar tekrar ilkokuldaki ezberci sistemle öğretilmeye çalışılan İngilizce kelimeler gibi ezberlercesine… Yazılı günleri gizlice  “Masal Gemisi”nin yolculuğuna katıldım. “Cümle Kapısı”nın ilk sahifesine yapıştırdığım küçük yeşil kâğıda yazdığım not belirledi hedefimi:</p>
<p>&#8220;Kavanoz gözlüklü bir edebiyatçı olarak ölmek istiyorum.&#8221;</p>
<p>***</p>
<p>Selim İleri’ye göre “yitik romancı”, bir dostunun kaleminde “saraydan bildiren yazıcı”…</p>
<p>Saraydan bildiren yazıcı&#8230;</p>
<p>Bana soluksuz anlar yaşattıkları için somutluk kazandırdıklarına (masal gemisine, nakkaşa, padişaha) çok teşekkür ediyorum.</p>
<p>“Mürekkep tarihe karışıyor. Kâğıda düştükten sonra rengini mora teslim eden sabit kalemler de öyle.” Belki sana haksızlık ediyorum yazıcı. Kalemimdeki mor mürekkep ıslatmıyor kâğıdımı. Ama yazıyorum klavyeyle  bilgisayar ekranına,  sonra bir de çıktı&#8230; Yine de yazıyorum ya işte. Söz uçar yazı kalmaz mı nihayetinde?</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=1076&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/mor-murekkepli-sahil-edebiyatcisi-nazan-bekiroglu-uzerine.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Herhangi Bir Alacakaranlıkta Ben (vb.)</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/herhangi-bir-alacakaranlikta-ben-vb.html</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/herhangi-bir-alacakaranlikta-ben-vb.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2008 20:53:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz Can</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[ben]]></category>
		<category><![CDATA[karanlık]]></category>
		<category><![CDATA[lacivert]]></category>
		<category><![CDATA[rahle]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=668</guid>
		<description><![CDATA[Rahlemde bitirilmemek üzere yazılmış birkaç uyduruk mısra&#8230; Yalnızlığıma adaş aradığım ucuz çevirili bir klasik&#8230; Ve eksik basılmış cümlelerinin arasına sıkıştırdığım yaşamın çaresizliği&#8230;
Ertelenişler dünyasının elek üstünde kalmış günahlarını kustuğum pürüzlü saman kağıtları&#8230;
Lacivert  ötesi bir renge kuşanmış ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rahlemde bitirilmemek üzere yazılmış birkaç uyduruk mısra&#8230; Yalnızlığıma adaş aradığım ucuz çevirili bir klasik&#8230; Ve eksik basılmış cümlelerinin arasına sıkıştırdığım yaşamın çaresizliği&#8230;</p>
<p>Ertelenişler dünyasının elek üstünde kalmış günahlarını kustuğum pürüzlü saman kağıtları&#8230;<br />
Lacivert  ötesi bir renge kuşanmış gök ve ütopyasına hüzünlü yolcular toplayan &#8220;masal gemisi&#8221;&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Uğrama bu limana &#8220;masal gemisi&#8221;<br />
Kandırma çaresizliğimle beni<br />
Değil midir hayal gerçek oluncaya kadar güzel?</p>
<p>Uğradı bu limana da &#8220;masal gemisi&#8221;, yendi çaresizliğimle dünyalı halimi. Ve&#8230; Işıklı güvertede olmayan seni anlattığım hayal arkadaşlarımın yanında buldum kendimi.</p>
<p>Sonra,</p>
<p>Anladım ki sevmişim fani halimi.</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=668&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/herhangi-bir-alacakaranlikta-ben-vb.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nazım&#8217;ı Anlamak İçin&#8230;</title>
		<link>http://www.denemeyazilari.com/nazimi-anlamak-icin.html</link>
		<comments>http://www.denemeyazilari.com/nazimi-anlamak-icin.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Dec 2008 20:50:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Deniz Can</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[güneş]]></category>
		<category><![CDATA[Nazım Hikmet]]></category>
		<category><![CDATA[şair]]></category>
		<category><![CDATA[umut]]></category>
		<category><![CDATA[vasiyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.denemeyazilari.com/?p=674</guid>
		<description><![CDATA[Nazım&#8217;ı kendinden sonra en güzel anlatan cümleler (Nazım&#8217;a dair okuduklarım arasında)&#8230; Nazım&#8217;ı bu kadar özümsemiş bir şair olduğu için, bende bu etkiyi uyandırdığı için şair Güray Öz&#8217;e teşekkür ediyorum. Sararmış bir gazetenin haftasonu ekinden kopardığım ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nazım&#8217;ı kendinden sonra en güzel anlatan cümleler (Nazım&#8217;a dair okuduklarım arasında)&#8230; Nazım&#8217;ı bu kadar özümsemiş bir şair olduğu için, bende bu etkiyi uyandırdığı için şair Güray Öz&#8217;e teşekkür ediyorum. Sararmış bir gazetenin haftasonu ekinden kopardığım yazıyı sizinle paylaşmak istedim. Nazım&#8217;ı anlamak için&#8230;</p>
<p>["Sevgililerine, sevdalılarına ve davasına tutkuyla bağlanan ve "Vasiyet" başlıklı şiirinde, "Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni / Ve de uyarına gelirse, / Tepemde bir de çınar olursa / Taş maş da istemez hani…" diyen ondan; yani Nazım Hikmet’den resim gibi şiirler okudum. Şiir gibi resimlere fotoğraflara baktım. Şiir gibi insanlar, baştan ayağa şiir olan hayatlar tanıdım; şiir gibi inkarlar, şiir gibi isyanlar yaşadım. Sokakta şiir gördüm; sarayda, bahçede, sinemada, gecekonduda, tren istasyonlarında, yorgun kasabalarda, çılgın şehirlerde, yangın yerine dönmüş hapishanelerde, hep şiir gördüm. Mazluma, isyancıya yakın duruyordu; zalimden, zorbadan uzaktı. İnsan olan her şeyde, insanın baktığı her yerde şiir vardı. Şiir vardı, ama şair her zaman yoktu. Şair olmayınca şiir olur mu? Oluyordu aslında. Onu kağıda geçirmek için gerekiyordu şair. Ama şairin hası olacak. Şairin hası insanın tüm hallerini yazabilir. Ressamın hası insanın tüm hallerini resmedebilir.</p>
<p>Mutluluğun şiirini yazmakta zorlanıyor şairler. İnsan hallerinde mutluluğun hali az olduğu için mi, insan mutluluğu yakalamakta beceriksiz olduğu için mi, bilmiyorum. Bir Pazar günü hapishane avlusunda, pırıl pırıl bir güneş altında sırtını duvara dayayıp, Bugün ne düşmek dalgalara / Ne kavga ne hürriyet ne karım / Toprak güneş ve ben bahtiyarım. Diye yazdığını biliyorum.</p>
<p>Ama bu değil; bu bana çok hüzünlü gelen şiir değil, mutluluğun şiiri. Belki yanılıyorum, belki o artık başka bir boyuttur, ama mutluluğun şiiri yazıldığı gün, şiir bizi bırakır gibi geliyor nedense. Ulaştığımız küçücük mutlulukları içselleştirdiğimiz için böyle düşünüyor belki de insan. Belki de bu yüzden "mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?" diye sordu şair. Ama umudun şiiri olabiliyor; "motorları maviliklere süreceğiz" demedi mi?</p>
<p>Dedi !</p>
<p>Motorları maviliklere sürmenin de bir iç hüznü var. Ulaşılmaz olana ulaşmayı hep ummanın; onu ulaşılır kılmanın derin kelimeleri var. Şiir zaten nedir? İnsan hallerini, umutlarını, aşklarını ve incecik hüzünlerini, insanların müthiş yenilgilerini ve yeniden ayağa kalkma güçlerini anlatan şiir… Nazım’ı okuyanlar, okuduklarını onun hayatıyla birleştiremedikleri zaman, ne kadar çok şey kaybettiklerini önce anlayamazlar. Bir zaman sonra, eğer yüreklerindeki şiir uyanmışsa, Nazım’ın verdiklerinin tümünü alamadıklarını hayretle görürler. O’nun baştan aşağı şiir olduğunu anlamadıkları için ansızın ve suçüstü yakalanmış gibi olurlar. Nazım böyle bir şiirdir.</p>
<p>"Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar" dedi Nazım. Öyleyse süreceğiz. Gölge güneşin sadece kanıtıdır, başka bir şey değildir. Şimdi de buna inanıyorum. İnsanın yaşadığı her anın içindeki parıltının ve koyu gölgenin güneşten geldiğine inanıyorum. O, "güneşi zapt etmeye", "Kerem gibi yanmaya" çağırmadı mı bizi? "toprak çanaklarda güneşi içenlerin türküsünü" söylemedi mi? Yoksulların, mazlumların "açların gözbebeklerini" , "kavgaya boydan boya" girenlerin türküsünü en iyi Nazım yazdı. Durmadan yazdı. Yazar gibi kavga etti. Kavgayı hayal ederek değil, yaşayarak yazdı …"] (Güray Öz , ‘’Nazım’ın Daktilosu’’, Cumhuriyet Hafta Sonu, 13 Ocak 2007)</p>
<img src="http://www.denemeyazilari.com/?ak_action=api_record_view&id=674&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.denemeyazilari.com/nazimi-anlamak-icin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
