Ortadoğu, yeraltı ve yerüstü kaynakları bakımından dünyanın en önemli bölgelerinden biri. Bölgede yaşanan güç mücadelesi siyasi/hukuki sınırların çok ötesinde cereyan etmekte.
Soğuk Savaş sonrası oluşan tek kutuplu dünya düzeniyle birlikte ABD’nin tartışmasız süper-küresel güç haline gelmesi, birçok coğrafyada olduğu gibi Ortadoğu’daki devletler/güçler arası muvazenenin de altüst olmasına sebep olmuştur.
İslam ülkelerinin zengin kaynaklara sahip olmalarına rağmen hala 3.Dünya olgusu içerisinde yer alması bu ülkelerdeki anti-semitik ve anti-Amerikancı dalgaların güç kazanmasına yol açmıştır. Özellikle Arap Dünyası’ndaki liderlik mücadelesinin küresel ve bölgesel güçlerin bölgedeki etkinliklerine göre şekillenmesi dar anlamda Arap, geniş anlamda İslam Dünyası’nın yeni bir sürece girdiğinin habercisidir.
Son 3-4 yıla kadar Ortadoğu/İslam coğrafyasında iki güç merkezi mevcuttu: İran, dini ve siyasi sahada Şii dünyasının lideri konumundaydı. Diğer güç merkezi ise Mısır’ın başını çektiği Amerikan yanlısı bloktan oluşuyordu. Mısır, Suudi Arabistan, Katar, BAE gibi devletlerin ekonomileri doğrudan doğruya ABD’nin hegamonyası altındadır ve bunların dış politikaları da direkt Amerikan çıkarlarına göre şekillenmektedir.Aynı şekilde İran’ın Amerika’ya kafa tutabilecek güce sahip olması da Rusya’nın bölgede etkinlik kurma çabalarıyla yakından ilgilidir.
Yakın zamana kadar İslam Dünyasındaki bloklaşmanın temel sebebi olan Şii/Sünni ihtilafı siyasi manada kendisini İran/Mısır denkleminde gösteriyordu.Ancak blokların teşekkül etmesinin ardındaki sebebin aslında ekonomi olduğu anlaşılmaktadır.
İran-Irak savaşında taraflar görünüşte Şii ve Sünni blokları temsil ediyordu fakat gerçekte savaş küresel güçlerin arasındaki çıkar çatışmasından ibaretti.ABD daha sonra devireceği(!) Saddam’ı, Rusya ise İran’ı destekledi.Küresel ve bölgesel güçlerin bölgedeki hakimiyet mücadelesi sürerken Türkiye tarihi misyonuyla uyuşmayan pasif politikalarda ısrar ediyordu.
İran-Irak Savaşı Ortadoğu’daki güç dengelerinin oluşmasında,devletlerarası hakimiyet alanlarının belirginleşmesini sağladı.
Bu Savaştan yaklaşık 20 yıl sonra Mısır, ABD’nin Irak’ı işgalinyle,İran’ı dengeleyecek unsur olarak ortaya çıktı.Ancak son gelişmeler Arap/Ortadoğu Dünyası’ndaki “Şii olmayan” kanada büyük prestij kaybettirdi.Özellikle Mısır hükümetinin halkıyla uyuşmayan,zıtlaşan politikaları bu devletin liderlik vasfından uzaklaşmasına sebep oldu.Peki bu son olaylar hangi devleti öne çıkarmıştır?Tabi ki Türkiye ve İran.İran Şii olduğu için Arap dünyasında lider olamaz.Ancak Ortadoğu’daki Şii unsurlar üzerinde etkinlik kurabilir.Ancak Türkiye özel konumu,özel duruşu;tarihsel tecrübesi ve misyonu itibariyle Ortadoğu hatta İslam dünyasında en uzlaştırıcı en barışçı politikalara sahip, en güçlü ülkesidir.
Türkiye Başbakanı’nın Uluslar arası bir platformda, hele de İsrail’in Cumhurbaşkanlığı düzeyinde temsil edildiği bir toplantıda tavrını “Filistin halkı”ndan yana koyması Arap/İslam coğrafyasında büyük infial uyandırdı.Özellikle “işimize Arap olmayanlar karışmasın” diyen Arap devletlerinin Filistin hususunda pasif kalması Arap halklarının hükümetletlerine olan güvenlerinin azalmasına sebep oldu.
“Komşularıyla sorunu olmayan” bir bölgesel güç olarak Türkiye, ve kendini kanıtlamış bir denge unsuru olarak İran, İslam Dünyası’nın iki kanadını dengeleycek duruma geldi.
İslam Dünyası’yla iyi ilişkiler kurmak isteyen ABD Başkanı’nın ilk olarak Türkiye’ye gelecek olması ve TBMM’de tüm İslam dünyasına seslenecek olması TBMM’nin yani Türkiye’nin hala İslam Dünyası’nın merkezi; lideri olduğunun kanıtıdır.Son gelişmeler göstermiştir ki İslam Dünyası’nda lider olmak isteyen ülkenin Filistin meselesinde aktif olması ve Müslüman halklarının tepkilerine duyarsız kalmaması gerekmektedir.
Arap Dünyası’ndaki ilişkiler çok karmaşık bir yapıya sahip.Ve genel kanı Arap dünyası’ndaki bir meselenin yine bu dünyanın içinde çözülmesi.Türkiye veya İran’ın Arap/İslam Dünyası’nda lider olması düşünülebilir mi?
Bu sorunun cevabu şu soruda saklı:
Filistin bir Arap davası mıdır, İslam davası mıdır, insanlık davası mıdır?
Türk akıncıları Avrupa’nın kalbine ilerlerken katedrallerde toplu dualar edilir,papazlar ülke ülke gezer kralları birleştirmeye çalışırdı.Ve şimdi 500 yıl sonra bir zamanlar Cihanı titreten Türkler şimdi daha sağlam adımlarla ilerlemekteler.İnsanlığın Türk’ün adaletine susadığı bu dönemde biz, sevgi medeniyetinin temsileri insanların gönüllerini yeniden fethetmekteyiz.
“Sanmayın ki Türk, kendini en çok ilgilendiren şeyi en sona bırakacak kadar acizdir…” – William Shakespeare

